Abdulhalim SEÇKİN

Abdulhalim SEÇKİN

İşimizin hakkını veriyor muyuz?

Bir iş yerinde çalışıyoruz ve saat 08:00'de iş başı yapmamız gerekiyor. Ama biz saat 09:00'da işe geliyoruz ve üstelik kahvaltı yapmadığımız için elimizde simitle işe geliyoruz. Mutfaktan aldığımız çay ile simidimizi yiyinceye kadar saat 09:30'u buluyor. Akşam saat 17:00'de işten çıkmamız gerekiyor. Ama biz otobüse yetişmek için 16:00'dan itibaren çıkma hazırlıkları yapıyoruz.

Haliyle işler yetişmiyor. İş sahibinden ek eleman istiyoruz. Neredeyse günün 02:30 saatini çalışmadan geçirmesek belki de boş zamanımız bile kalacak. Tabii ki bahanemiz var. Çünkü büyük şehirde yaşıyoruz ve trafik çok yoğun, ev de uzak olunca, haliyle nerdeyse iki saat trafikte kalıyoruz.

Tecrübelerle sabittir ki Gebze'de oturan bir kişi, sabah namazından sonra uyumadan saat 06:00 gibi evden yola çıksa rahatlıkla 08:00'de Tahtakale'de iş yerini açabilir. Ancak 07:00'den sonra çıktığında 09:00'da bile iş yerine ulaşamaz. Haliyle iş yeri sabah erken açılmadığından sabahın bereketi de kaçmış olur. İşten neredeyse 02:00 saatlik bir iş kaybı olmuş olur ve o gün işten de gereken performans elde edilemez.

Kimi zaman şu şikâyette bulunuruz. İş sahibi zaten bana düşük ücret veriyor. Bu yüzden de geç gitmek de benim hakkım oluyor. Ancak bu çok yanlış bir anlayış. Çünkü iş sahibi ile tam mesai ve bu ücret üzerinden anlaşmışız. Bu yüzden bu iş yerinde çalıştığımız müddetçe, zamanında işe gelmek ve işin hakkını vermek üzerimizde bir yükümlülüktür.

Zamanında ve trafiği de düşünerek evden çıkacağız. Zamanında işe başlayacağız. Zamanında da iş yerinden ayrılacağız. İşyerinin şartları bize uymuyorsa, şartların düzeltilmesi için iş sahibine talepte bulunacağız. Şartlar düzeltilmiyorsa ve bu şartlar bizi de kurtarmıyorsa, doğrusu bu iş yerinden ayrılmaktır. Çünkü yaptığımız, kul hakkına girmektir. Kul hakkına girmek ise büyük bir vebaldir.

Hangi işi yapıyorsak yapalım. O işin hakkını vermek üzerimizde bir vazifedir. İşin hakkını vermek ise belirlenen kurallara uymaktır. Örneğin maaşlı bir imam beş vakit camiye gitmek ve ezan okumak zorundadır. Evim uzak ve nasıl olsa sabah namazında camiye cemaat gelmiyor düşüncesiyle imam sabah vakti camiye gitmeyip ezan okumazsa olur mu? Ya da nasıl olsa iki görevliyiz, öyleyse bir gün birimiz gelsin, diğeri de diğer gün, mantığı doğru mu?

Peki, ücret aldığı halde hiç işine gitmeyenlere ne demek lazım? Onlara da ben bir şey demiyorum. Değerlendirmeyi size bırakıyorum.

Allah'a emanet olun.

Önceki ve Sonraki Yazılar