Kadının Onuru ve Tesettürsüzlük

Kadınların açık gezmesi daha çok modern zamanlara has bir gelişmedir. Bununla, geçen çağlarda kadınlarının tümünün örtülü olduğunu kastetmiyoruz. İslam dünyasında padişahların saraylarında ya da meyhanelerde uygun olmayan örtülerle şarkı söyleyen kadınların olduğunu biliyoruz. Ancak uygunsuzluklar sınırlı olup halkın arasında yer edinemiyordu. Kadınların uygun örtüye sahip olmaması Müslüman halk nezdinde ayıplanır ve kötü görünürdü. Müslüman toplumda yaşayan gayr-ı müslim kadınlar bile açık gezmeyi onurlarına yediremezdi. Müslüman kadınlara göre Allah’ın emri, diğerlerine göre de toplumsal örf ve aynı zamanda fıtratın sesi olan tesettür Müslümanla Müslüman olmayanı bir noktada buluşturabiliyordu.

Osmanlının son zamanlarında Batıdan devşirilen modernleşme hareketleri İslami hayatı zayıflatırken, tesettürde de yer yer çözülmelere sebep olmaya başlamıştı. Cumhuriyetle birlikte toplumu kuşatan İslami kültür sınırlarının yok edilmesi devlet politikası olarak dayatıldı. Modern Batının bir parçası olmak için çabalayan devlet, İslam’ın tezahürü olan Müslüman kadının tesettürüne karşı cephe almaya başladı. Tesettürlü kadınların çalışmaları yasaklanırken kız öğrenciler tesettürsüz olarak okullara yönlendirildi. Tesettür, köylü ve geri kalmış toplumun geleneği sayılıp modern çağda yok edilmesi gereken ve istenmeyen giysi olarak hedef tahtasına oturtuldu. Açıklık ise, kültürlü ve çağın aydın kadınlarının giysisi olarak tanıtılıp kadınlar bu yöne teşvik edildi.

 

Açıklık İslam’dan uzaklaşmanın, yenileşmenin ve Batılılaşmanın bir göstergesiydi. Tesettürün Müslüman kadınların hayatından çıkarılmasıyla İslami hayata karşı başlatılan mücadelenin başarıya ulaşacağına inanılıyordu. O günden bu güne tesettürü toplum hayatından çıkarma çabaları aralıksız devam etti.

Devletin dayatmaları ve baskıları tesettürsüzlüğü yeterince yaygınlaştıramadı. Ancak bugün farklı yöntemler kullanılarak ve cezp ederek açıklık yaygınlaştırılmaya çalışılıyor. Asıl can yakıcı olay tesettürsüzlüğün gün geçtikçe sıradan bir hal almasıdır. Aynı coğrafyanın kadınları bir zamanlar saçlarının bir tek telini bile göstermemek için çabalarken ve açıklığı büyük günahlardan sayarken bugün ise açılıp saçılmanın çok tabii ve sıradan bir davranış olduğuna inanmaya başladılar. Namaz kıldıkları halde açık gezen kadınlar sadece namaz esnasında başlarını örtme ihtiyacı duymakta, hayatın diğer alanlarında ise tesettürsüzlüğün bir sakıncasının olmadığına inanmaktadır. Toplumda “alim” sıfatıyla anılan kimi şahsiyetlerin “tesettürün farz olmadığı!” ile ilgili sırf birilerinin gönlünü hoş etmek için sayıklamaları, tesettürü bir kenara bırakan kadınlar için delil haline gelmektedir.

Açık kadınların önemli bir kısmı tesettürsüzlüğün günah olduğunu bilmemektedir. Bunlardan bir kısmı açık gezmenin günah olduğunu duysalar da yaptıklarından vazgeçmiyorlar. Bu davranışları tesettürsüzlüğün batınını kavrayamadıklarını göstermektedir. Bu tercihin en büyük nedeni günahın batını kavramaktan uzak oluşlarıdır. Zira yalanın, gıybetin ve diğer günahların batınını bilselerdi insanların çoğu bunlara yanaşmayacaktı.

Batın ilmini bilmek muttakilere has bir özellik olup ancak bunlar günahların batınına vakıf olabilirler. Kur’an–ı Kerim bunları; “onlar ki gaybe inanırlar” şeklinde tarif etmektedir. Gaybe inanmadıklarında tabii olarak her şeyi caiz görmeye başlarlar. Birilerinin bu konuda yeterli bilgisi bulunsa da işlediği ameller gaybe imanın göstergesi değilse, bütün bunlar günahların batınını bilmediğini ya da vakıf olmadığını ortaya koyar.

Onurlu kadınların çevreden etkilenerek ya da hoşlandıkları için bedenlerini açmaları dini bir engel olarak onları durduramazsa da kadının şahsiyeti, onuru ve derinlerinden yükselen fıtrat duygusunun bu yönelişi frenlemesi gerekirdi. Zira tesettürü kavrayan kadın her şeyden önce bunun kendisine güven verdiğini ve onurunu koruduğunu bizzat yaşayarak kavrar. Dolayısıyla modern çağda da yaşasalar tesettürün ruhunu kavrayan Müslüman kadınların engellere direndikleri ve tesettürlerinden vazgeçmedikleri görülür. Dikkat çeken konulardan biri de tesettür kültürüne vakıf ve derununu kavrayan bu kadınların hayatlarının tesettürlerine paralel olarak gelişmesidir.

Tesettürsüzlüğün yaygınlaştığı toplumumuzda suyu tersine akıtmak ve kadınları bu alışkanlıklardan alıkoymak fazla da kolay değildir. Zor da olsa bunun da yolları bulunmaktadır. Öncelikle tesettür kültürü toplumun her kademesinde yaygın bir şekilde işlenmelidir. Tesettürün Müslüman kadının ayrılmaz bir parçası olduğu ve ondan ayrı düşünülemeyeceği dile getirilmelidir. Bu alanda toplumu etkileyecek en önemli şey Müslüman kadınların hayat şeklidir. Hayatlarında, yalan, gıybet ve haram yeme gibi günahlar yoksa insan haklarına riayet edip ellerinden geldiğince İslam’ı yaşamaya çalışıyorlarsa ve ulaştırdıkları kadınlara hikmetle yaklaşıp güler yüz ve güzel sözlerle tebliğlerini ulaştırıyorlarsa bu türden örnek kadınlar fiilleriyle kadınları etkileyip, toplumda İslam’ı ihya etme çabalarında başarılı gelişmelere imza atabilirler. Bu alanda en başarılı yol, şahsın bizzat İslam’ı yaşaması ve insanlarla bire bir ilgilenmesidir.

Önceki ve Sonraki Yazılar