Kafalar Karışık-Denklem Denkleşmiyor

Arap baharının bir proje olduğunu defalarca yazdık bu köşede. O gün kızanların çoğunun bu gün bu noktaya gelmesi de hiç sevindirmiyor. İslam coğrafyasının yeni bir dizayna ihtiyacı vardı, bu günlerde Sykes Picot'u ağızlarına pelesenk yapanların da bileceği üzere. israil güvenliği birincil gerekçe idi. Vazifedar diktatörlerin ise hem modası hem de son kullanma miadı geçmişti. Yine, tam bağımsızlığa, kendine yetmeye ve kendi kendini yönetmeye inanmış ve adanmış müslüman kitleler filizlenmiş ve iyiden iyiye boy vermeye başlamıştı. Ancak henüz değişimi gerçekleştirecek, yönetimleri devralacak bir kıvama gelmemişti. Arap Baharı projesinin bir amacı da bu boy vermiş, belli bir olgunluğa erişmiş, birbirleriyle çatışmayan “ Müslüman Bilinç”e bir erken doğum ile mümkünse ölü; değilse ölmesi mukadder çok zayıf ve yetersiz bir erken doğum yaptırmaktı. Amacına da ulaştı “Bahar”.

Batı desteğiyle gelen onun kösteğiyle giden bir çelişkiler yumağıdır Arap Baharı.

Bu “Bahar” projesinde rol alan herkes ya projenin gönüllü yamağı ya da bilinçsiz bir figüranı, çatışanıdır. Ve nedense “Bahar” meltemleri esas uğraması gereken batı yanlısı diktatörlere değil Batı ve israil'e muhalif Libya, Irak, Suriye gibi diktatörlüklere doğru esti/estirildi.

Yine çok hazindir ki böyle zamanlarda “sistemler” öyle bir sistem tesis ediyorlar ki, gerçeği “söylenemez” derecede muhasara altına alıyor, söyleyenleri de hainlik ve işbirlikçilikle bastırıyorlar. Böylelikle farklı ve olası doğru analizlerin yolu dumura uğratılıyor.

Nasıl ki iç meselelerde bazı “yapı” ve “süreçler” önce dokunulmaz kılınıp sonra “eyvah yanıldık” deniliyorsa, dış meselelerde de aynen böyle yapılıyor.

Özellikle şu son birkaç yılda her yeni gün yeni bir düşmanın üretildiği yeni bir denklem oluşturuluyor dış politikada ve bir önceki denklemin üzeri çiziliyor. Yeni bir formül üzerinde çalışma gayretindeki kafası karışık bilim adamının denkleme almadığı “X”i arayıp arayıp durması ve her gün bir önceki denklemin üzerini çizip “Y”, “Z” ile yeni çıkmaz denemelerde bulunması gibi. “X” en bilinen bilinmezdir. Onu bilinir kıldınız mı sorun çözülür ve denklem denkleşir.

Bu kaçıncı bozulan denklem hatırlayan var mı Arap Baharı'ndan bu yana? Birbiriyle çelişen birinin diğerini yalanladığı onlarca denklem… Dünün müttefikinin bu günün münafığı olduğu, dünün dostunun bu günün teröristi olduğu, dünün kardeşinin bu günün kalleşi olduğu, dünün devrimcisinin bu günün Rafızi'si olduğu, muhaliflere, Batı'ya, ABD'ye, Suriye'ye, Sisi'ye, İran'a, Rusya'ya, Suud'a israil'e dair onlarca yakıcı yanılgıların barındığı dengesiz denklemler ile bu günlere gelindi.

Türkiye hiçbir zaman enerjisini bölge ülkeleri ve halklarının anlaşmasıyla sonuçlanacak bir çözüm yöntemine sarf etmedi. İlk günden ve ilk elden kazanacağından emin olduğu iç savaşa odun taşıdı. Sonra da “bak Esed vatandaşını vuruyor” söylemi ve kaçınılmaz gerçeği üzerinden sonuç alma yoluna gitti. Her ülkenin, haklı/haksız kendisine karşı eline silah almış kişileri bütün gücüyle vurmaktan çekinmeyeceği bilinen bir gerçekti. Oysa iç meselelerde savaşın sonuç getirici bir yol olmadığı, tahribatının büyük, kalıcı ve kahredici olduğu da bilinen tarihi ve tecrübi bir gerçektir.

Bütün bu çelişki ve karmaşa gösteriyor ki ne iç ne de dış politikada sağlam, düşünülmüş, hesaplanmış ve en önemlisi Batı'nın hain aklını hesaba katmış bir plan, program ve stratejisi yokmuş Türkiye'nin. Daha ziyade hain aklın yazıp çizdiği plan ve projelere angaje bir “yerli akıl” tarafından yönlendirildiği anlaşılmaktadır.

Bu durumda iki ihtimal beliriyor. Ya kapalı kapılar ardında bu sataşıp, bir gün dost diğer gün düşman olunan güçler ile esasta ittifak halinde ve dışarıda rol kesiliyor ya da bu yolu yürüten akilmendlerde bir problem var. Bu akilmendler bilinçli bir “dostane tahribat” hareketi içinde değillerse varılan nokta itibarı ile akıllarından ve niyetlerinden şüphe edilmeli.

Her iki durumda da akilmendleri değiştirmeli hükümet. İşin daha vahimi ise bir gün arayla birbirinin zıddı iki stratejiyi aklayan ve doğrulayan “övgücülerin”, aklı ve kulağı dumura uğratan alkışları.

Arap Baharı ve Suriye iç savaşı ile başlayan süreç aslında dairesel bir süreçtir. Başlanılan noktadan dairesel olarak hareket ettiniz mi başlangıç noktasından uzaklaştığınız oranda yine başlangıç noktasına yaklaşmış oluyorsunuz. Arkanıza baktığınızda ayrıldığınız noktadan bayağı uzaklaşmışsınızdır. Düz bir çizgide yürümediğiniz için önünüzü de göremiyor gidip varacağınız yerin başlangıç noktası olduğunu da kestiremiyorsunuz. Gerçekte bir bilinmez yola çıkıyorsunuz. Doğrusal düzlemde olmadığınız için günlük karşılaşmalar ile pozisyon belirliyorsunuz. Bu da sizi çok meşakkatli yolda sadece başa götürüyor.

Bunca tarihi tecrübe ve konjonktürel gerçekle sabittir ki batı ve ABD'ye güven olmaz. Meselenin insan, demokrasi falan olmadığı; İslam coğrafyasında sürdürülebilir ve kontrol edilebilir etnik, mezhebi ve milli çatışmaları oluşturup derinleştirmek olduğu aşikârdır. Ne zaman ki amaç hâsıl olur ya da amaçlananın dışına çıkılır, o zaman da müdahale edip yeni bir konsepte geçerler. Gerisi ise sahnelenen oyunun bölümleri.

Eğer bugün bu hükümet yanlıştan dönüp hem içte hem dışta daha özgün, reel, bölgesel, akılcı ve en azından batının birincil belirleyicisi olmadığı bir denklem geliştiremezse bir daha başka hükümetlerce doğru denklemin kurulmasına ömrümüz kifâyet etmeyecek.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.