Yusuf ARİFOĞLU

Yusuf ARİFOĞLU

Suriye Sahası ve Türkiye

Özelde Suriye olmak üzere Ortadoğu coğrafyası tarih boyunca emperyalist güç ve odaklar için her zaman paylaşılacak bir pasta gibi görülmüş ve bu işgalci devletler mazlum beldelere biraz daha pay kapabilmek için leş kargaları gibi üşüşmüşler, üşüşüyorlar.

Şer güçlerin genel hesapları, bölge devletlerinin kendi hesaplarını öne alması Ortadoğu için bir tandır, bir anafor olmuştur. Bu tandır ve anafor Müslümanların her türlü adımını, kazanımını yakmakta ve boğmaktadır.

Rusya, ABD, Türkiye, İran, Suudi, PYD… Bunların her biri için Suriye topraklarını kendi menfaatlerini elde etme ve gücünü ispatlama adına bir denek, bir deney alanı olmuştur. Müdahale ve çözüm adına her biri ipi kendi tarafına çekiyor ve ipler çekildikçe geriliyor. Haliyle gerilen ipler kopacak ve gerdirenleri düşürecektir.

Bu manzara aynı zamanda Suriye savaşının artık bir rejim devirme, diktatör Beşar Esed'i düşürme, toprak bütünlüğünü sağlamaktan çıkıp sürecin başka tehlikeli mecralara evirildiğini gösteriyor.

Amerika, AB ve NATO aslında bu savaşta alacağını fazlasıyla aldı. Daha önce sahaya sürdüğü diktatörleri sahadan çekti; milyar dolarlar harcayarak karıştırmayı düşündüğü bölgeyi grup taassubu, mezhep bağnazlığı, ırk övüncünün istediğinden fazla öne çıkmasıyla kuruş harcamadan karıştırdı.

Irk, mezhep tahrikiyle devlet, grup ve cemaatleri birbirine hasım yaptı. Biri diğerini boğazladı, bombaladı, tezyif etti ve onlar da zevkten dört köşe avuçlarını ovuşturup bu savaşa, ateşe silah taşıdı, hile karıştırdı, kuklaların iplerinin kendi elinde olduğunu unutturdu.

Bir yandan Türkiye'yi pohpohladı, sırtını sıvazladı, büyük abi havası verdiler; diğer yandan kırk yıllık hasımları İran'a göz yumdular. Birbirine komşu, dost olan bu iki ülke ve eklentileri haliyle birbirinin kuyusunu kazmaya başladı. Zaten Rusya 200 yıldan bu yana Ortadoğu'ya inmek için fırsat kolluyordu ve o da diğerleri gibi her işe bahane DAİŞ'i öne sürerek kartını açtı ve sahaya indi. Aslında Suriye sahasındaki olay açık ve nettir:

*İslam ümmetinin sınırlarını yeniden belirlemek…

Yüzyıl önce makro milliyetçilik projesiyle ümmet toprağı bir arsa gibi parsellere ayrıldı, varisler çoğaltıldı. Bu büyük oyunla süreç içinde varisler gücünü bir diğerine karşı kullandı ve aralarında toprak ihlallerine, savaşlara varan anlaşmazlıklar çıktı. Bu kirli savaşa, kanlı yıkıma neden olan ABD; AB ve Rusya yeniden kurtarıcı rolüne büründü ve şimdi mikro milliyetçilik projesiyle parsellenen arsayı daha da küçük parçalara ayırıyor, çocuklar ve torunlar cinsinden DAİŞ, PYD, PKK, ÖSO gibi birçok grubu da dâhil edip çatışan tarafları çoğaltıyor.

* Bu çatışma ortamına bir hakem, arabulucu gibi girip çözümcü kesilerek, ‘Demokrasi, insan hakları' diyerek çaktırmadan petrol, doğalgaz, hidroelektrik… Gibi kaynaklarla enerji koridorunu elinde tutmak…

- Bu çatışmalı ve hasımları çok ortamın karışıklığından faydalanarak xabis israil'in rezil hedefine varması için güvenliğini sağlamak.

***

Bu kadar denklem içinde- doğru ya da yanlış- Türkiye'nin savaşa dahil olması zaten bekleniyordu. Kısa bir sürede çözülebilecek ve tarafları rahatlıkla masaya oturtabilecek bir imkân Suriye sorununun ilk günlerinde mümkün iken ne yazık ki birilerinin bunu küresel bir noktaya, devletsel bir menfaate, mezhepsel bir reflekse çevirmesiyle içinden çıkılamaz hale döndü.

Bu savaşta Türkiye ilk başta işi daha hesaplı kitaplı, incitmeden, yaralamadan halledebilecekken Batı'nın allayan pullayan demeçlerine kanarak ‘efelenen bir edayla, one minute çıkışlarıyla, Esed kesinlikle gidecek tavrıyla' kendini etken ve hakem olarak tüketti ve bu hesapta deyim yerindeyse tek başına kaldı.

Komşularla sıfır sorun politikası, Mısır'da darbe, İran'ın mezhep kartı, Iraktaki iç hesaplaşma, DAİŞ'in kasıp kavuran ilerleyişi, Suriye'de körüklendikçe tutuşan harp ateşi sıfırları sayılamayan onlarca yüzlerce soruna yol açtı.

‘Mülteci sorunu, Türkmen Dağı saldırıları, Madaya dramı, Halep koridoru, HDPKK'nin çukur siyaseti…' bu sorunların hemen sayılabilecekleri ve bu sorunlarla beraber PYD'nin ABD ve Rusya'nın elinde güçlü bir koz, hizaya getirtmek amacıyla tutulan bir kart olması ve yeri gelince öne sürülmesi ister istemez Türkiye'yi bu mayın tarlasına çekti…

Savaşa kör dövüşü dalışı felaketi; yerine göre müdahale, dik duruş ve mazlumları kollayan bir konum alma ise belki de sağlıklı bir evirilmeyi getirecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar