Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Kaldırıldığı Raflarda da Kanayan Dava - Kerbelâ ve Hüseyn Mektebi

Literatürde; “facia, dam, olay, katliam, suikast..” olarak adlandırılır ve anlatılır. Kerbela; hakikatte bir öze dönüş, diriliş ve direniş destanıdır. Kerbela ve Hüseyn; esasen bir Nebevî Mektep'tir. Çok yönlü ÖĞRETİLERİ vardır. Şehitlik; zafere değil davaya adanma; zor zamanda Hakk'ı haykırma; sözün bittiği yerde en ağır BEDELİ ödeyerek Hakikati anlatmak; Fanîyi, Bakî'ye feda etmek..gibi.

Emeviler; İslam tarihinde birçok ilke imza attılar. Hz Peygamber (sav)'ın getirdiği devlet ve yönetim şekli rafa kaldırılmış; “hilafetin saltanata dönüşümü” kurumlaşmıştır. Bununla da yetinmemiş; “Hakk ve halk iradesine” hayat hakkı verilmemiştir. Hz. İmam Hüseyn (r)'ın itirazı da tam da buradadır.

Ne idüğü belirsiz, merhamet ve hukuktan uzak; ibn-i Ziyad ve Haccac-ı Zalim gibi kişiler, tam yetkili olarak muhalefet edenlerin üzerine salınmıştır. Uygulama; sıkıyönetim ve istiklal mahkemelerinin en azılı ve kusursuz örneğidir.

Emevi Çetesinin ekseri; Mekke ve Medine'nin “Vahiy Mektebinin” değil; imparatorlukların oluşturduğu “Şam Mektebi'nin” mezunudurlar. Bu mektepler; Emevî Ailesine; sosyal ve siyasî anlamda çok şey katmıştır. Zamanın dünya hâkimleri olan Bizans ve Pers İmparatorluklarının saraylarında dönen ihanet, entrika ve komplolarının alasını uygulamaktan çekinmediler. Peygamber (sav)'ın gözü gibi baktığı “Bedir Ashabı'nın bakiyesine” de acımamışlar; “Hakk'ı tavsiyeye gidenleri”(Sa'd bin Ebi Vakkas gibi) linçe, işkenceye tabi tutmuşlardır. 

Hilafet devletinin “fesh” edildiği; İslami yasaların “rafa” kaldırıldığı; korku, karanlık ve karamsarlığın ruhları sardığı bir dönemde; “Fatıma'nın evinden çıkmıştır bir adam!”(A.Şeriati). Korkuyla tanışmamış; küfretme yerine, meşale yakarak karanlıkların üstüne üstüne yürümüş; umutsuzluk ve karamsarlığın, nice yiğit erlerin(!?) yüreğine korku saldığı despot dönemde “umudun kalesi” olmuş; kellesini almaya gelen celladına gülümsemiş, öylece lanetlemiş!

“Fatıma'nın evinden çıkmıştır bir adam” Davası; Muhammed (as)'ın değiştirilmek istenen Dini'nin davasıdır. Muhacirin, Bedir, Uhud, Tebuk ehlinin davasının derdinde! Sözün bittiği yerde; okuma yazma ile değil; kelle alarak değil, kelle koltukta gezerek, gerekirse kelle vererek ve nihayetinde de Hakikat uğruna ser vererek “Kur'an ve Muhammed(as)'ın TEFSİR ve SİYERİNİ” yazmış, anlatmış. Kör basiretlere, körelmiş yüreklere, taş kesilmiş kalplere; korku ve menfaate karşı zelil ve melûl olmuş “bir zamanların TEKBİR topraklarına” haykırmış.

En önemlisi de “çağını aşarak çağlar ötesine; DİRİLİŞ ve DİRENİŞ mesajı” vermiş.

İmam Hüseyn; H. 40, M.680'de Kerbela'ya yürür. Hedef, 18.000 “biat mektubunun” geldiği, babası İmam Ali'nin de hilafet merkezi olan Kûfe şehridir. İhanet ve dönekliğin şehri olacaktır. Vekil ve elçi olarak gönderdiği amcası oğlu Müslim bin Akil, önceden Kufe'ye varmış; 20.000'i bulan yarenden(!) biat almış ve İmam'a da “gel” demiştir. Şah-ı Şehid; kaderin dilediği yere yürür. İmam; işlerin Kufe'de bozulduğunu, İbn-i Ziyad'ın telkin ve tehditlerinden dolayı yarenlerin(!?) çark ederek ihanet ettiklerini, Kufe yakınlarındaki Kerbela'da öğrenir. Elçisi Müslim bin Akil şehit olmuştur.

İş işten geçmiştir. Hûr bin Yezid'in öncü birlik olarak kuşattığı Hz Hüseyn; “Yezid'e biat” hariç, dünyalık tüm isteklerinden vazgeçmiştir. Gayri meşru birine “biat etmesi” dayatılınca da Hüseyn ve ehli, şehadete hazırlanmıştır. Bu arada, “gizlenen asıl soykırım niyetini öğrenen başta Hûr bin Yezîd, çocukları ve Kûfeli bir azınlık Hüseyn'in safına geçerek şehit olurlar. Yezid'in ordu komutanı; iman ile küfür arasında dolanan Ömer bin Sa'd, Hz Hüseyn'in akrabası, Peygamberin övgüsüne nail olmuş Bedir'deki keskin nişancı Sad bin Ebi Vakkas'ın oğludur.

Önce mübareze ile başlayan savaş; Yezid'in ordusuna pahalıya mal olunca toplu hücuma geçilir. 60'a karşı 6.000 kişilik tam teçhizatlı ordu. Hazret'in Oğulları; Sancakları kardeşi Abbas bin Ali ve yeğenleri -İmam'a siper olurlarken- bir bir şehit olurlar.

Hüseyn; ahdini bozan, ihanet eden, korku ve menfaatin kulları Kufelilere karşı yalnızdır. Şahinler gibi daldığı koca ordu, her defasında çil yavrusu gibi yarılır. Bu yarılmalarında; İmam'ın yiğitliğinin payı olduğu kadar, İmam'ın kanına elini bulaştırmama isteği; Ahiret Hesabı'nın korkusunun da payı büyüktür. Ordu; işlediği suç ve günahın büyüklüğünün farkında. Al-i Beyt ile özel durumu olan Şimr; “biat etmeyenlere ibret için istenen Hz Hüseyn'in canından sonra başına kastetmiştir. Tür ve cins değiştirmiş bir Vandal'ın “övgüsüne;” Müminlerin “lanetine” ve Allah'ın “gazabına” nail olmak için, bilerek ve isteyerek bir canavara dönmüştür. İmam Hüseyn'in başsız naşında; 70'e yakın “kılıç ve mızrak darbesi” sayılmıştır. Şam Sarayına kadar taşınan başta, darb izleri de vardır.

Kerbela şehidlerinin gömülmesine izin verilmemiş. Ancak bir gün sonra gelen Gadriye köylüleri defnedebilmiş. İbni Ziyad; şehid cesetlerini süvarilerine çiğnetmiş; linç uygulamıştır. Tüm bu canilikler; çadırları talan edilen Al-i Beytin kadın, çocuk ve hastalarının gözleri önünde yapılmıştır.

Al-i Beyt'in kalan çaresizlerine de ibretlik muamele uygulanmıştır. Kufe'den Şam'a kadar teşhir edilmiş. Başta Zeyneb binti Ali ve ağır hasta Zeynelabidin; dolaştırıldıkları her yerde; “yapılan ihanet ve işlenen cinayetleri” ve Yezid'in “gayri meşru bir halife(!) olduğunu..” halka anlatmışlardır. Âl-i Beyt'e; Şam'da bir yıl esir muamelesi uygulanmış; halkın isyan edebileceği korkusuyla da Medine'ye gönderilmişlerdir.

“Kerbela Destanı, Kerbela ve Hüseyn Mektebi'nden, “dün, bu gün ve yarınlarımız” için çıkaracağımız, çıkarmamız gereken dersler vardır.

*Dün için:

Hz. Hasan'la yapılan anlaşmaya rağmen Muaviye; oğlu Yezid'i veliahd tayin etmiştir.

Meşru hilafet; bir daha tekrarlanmamak üzere, babadan oğula geçen bir “saltanata” çevrilmiştir.

Kerbela Kıyamını hazırlayan sebep,  saltanat ve hukuksuz uygulamalardır.

Genelde tüm ülke, ümmet; özelde ise Kûfe halkı; meşru bulmadıkları, lağvını istedikleri Şam Saltanatı'na razı olabilmişlerdir.

Şam merkezli Yezid'in Ordusu; Kerbela öncesi ve sonrasında, hiçbir hukukî, insanî sınır tanımamış, Vandalizm uygulamıştır.

Emevî Saltanatı; halka karşı korku; elitlere karşı da “makam ve maddeyi vad etme” veya bunlardan “mahrum etme silahını” kullanmıştır.

Yezid'in asıl gücü; muhalefet cephesinin girdiği tefrikadır. Hz Ebubekir, Hz Ömer ve Hz Ali (ra)'ın varislerinin hiçbirine hayat hakkı verilmemiştir.

Halkın kılıçlarını kazanmış, gönlünü kazanamamışlardır.

*Bu gün için:

Günümüzde de Hüseyn ve Yezid'i temsil eden “şahsiyet, sosyal ve siyasal yapılar” mevcuttur.

Peygamber ve Vahye en yakın dönemdeki “dindarlar” Hüseyn ile Yezid'i ayırt edemediği gibi; bu gün de en samimi “dindar çevreleri” ayırt edemeyen “dindarlar(!?)” mevcuttur.

Çağdaş “Yezid ve Hüseynlerin tanınması” için “asıllarının” tanınması şarttır.

Müslüman coğrafyalarda; “seküler, ulusalcı, statükocuların” ana kumanda kadrosu, “kendi elitlerinden” ama “amele ve asker tayfasının” ekseri muhafazakârlardandır. %52 oy alan Mursi'yi deviren Darbeci Sisi; darbe bildirisini Ezher Şeyhi'ni sağına oturtarak okumuştur…

*Yarınlarımız için:

Yeryüzünde gezin, (ayetlerimizi) yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün(ayet).

 “Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar/ İbret alınsaydı hiç tekerrür eder miydi?”(Akif). “Bize düşen tarihi borç atalardan/ Tarihi temizlemek sahte kahramanlardan!”(NFK).

Dünya var oldukça Hüseyn'in davası Hakk'tır ve Hüseyn haklıdır! Derûnî dua  ve selam..

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.