Mehmet GÜLSEVER

Mehmet GÜLSEVER

Kapıdaki Zenci

Yeşilçam filmlerinden, erkeği siyaha boyayarak zenci kadın kılığına sokup, sesini de kadınınkine benzeterek evin hizmetçisi rolünde oynatılan; 53 yıl boyunca sadece başrolün zor zamanlarında ortaya çıkan bey'in masasına içki ve meze taşımaktan başka işi olmayan karakteri hatırlarsınız. Özentiden oluşan “zenci” ihtiyacımızı karşılayan tam bir devşirme idi o kadın! Memlekette zenci yokken zenci karakter oluşturmuşlardı. Gerçekte erkekti. Siyah değil beyazdı. Sesini de inceltiyordu. Üstelik “siyah boyaları” dökülüyordu yer yer.

İşte bu karakter ne kadar gerçekçi idiyse Türkiye'nin AB üyelik talebi ve bekleyiş şartları da o kadar gerçekçiydi. Türkiye'nin batı toplumları ile sosyolojik, kültürel, tarihi ve dini temelden bir doku uyuşmazlığı vardır. AB'nin aynı zamanda özelde Türkiye ile genelde Müslüman halklar ile tarihi bir hesaplaşması da vardır. Batı bu hesaplaşmayı o kadar net ortaya koyuyordu ki bunu görmemek için kör olmak lazımdı.

Batı bizi biz olarak içine almayacaktı. Bu çok net biliniyordu. O halde bizi duygumuzla, düşüncemizle, inancımızla, yaşantımızla, giyim kuşamımızla kendisine benzetmeliydi. Bu benzetme çabasına amade yönetenlerimiz de çokça vardı. Zaten cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte bir batılılaşma projesi dipçik zoruyla bu halka dayatılmıştı. Halkımız tepeden(şapkadan) tırnağa dizayn edilmiş; maden ocaklarında kırbaçlanarak kazma sallayan tek tip mahkûm muamelesi görmüştür. Yine de kadim inancımızın kadim milletleri olarak bu tahribata iç dinamiklerimizle ve ağır bedeller ödeyerek karşı durmuş inanç ve kültürümüze sahip çıkmış ve yaşatmışızdır.

Cumhuriyet kadrolarının(özellikle CHP) bu dayatmasının yanında bir de 1959'da başlayan 1964'te resmileşen AB serüveni vardır. Bu serüvene gönlünü kaptıran, o günden bu güne gelen yöneticilerimizin toplumu “uyum süreci” adı altında nasıl da boyadıklarına hep beraber şahidiz. AB'nin kapısındaki zenci kölenin belki AB mutfağında kendine yer bulan “zenci hizmetçiliğe” terfi edeceği umudu ile halkımıza kıyafetler giydirilip roller biçildiğini hep birlikte yaşadık. Bu “role” itiraz edenlerin nasıl da ötekileştirildiğini, devletin zulmüne maruz kaldığını; her muhalifin iliklerine kadar bunu nasıl yaşadığını hep birlikte yaşamadık mı?

AB'nin rengini, giyimini, sesini ve cinsiyetini değiştiren köleler istediğini, bunları da ancak sofralarına rakı ve meze taşıyan garsonlar olarak görmek istediğini bilmeyen mi var? Batının bugün PKK ve HDP'yi sahiplenmesi, bu yapıların halkın bütün sorunlarına rağmen “eşcinsel meseleleri” birincil meseleleri haline getirmelerinden değil mi?

İşin en vahimi ne biliyor musunuz? Konjonktür ve ulufeye mahkûm kimi kafaların gerçekleri zamanında söylemiyor olması. Bugün bu kafalar AB'nin çirkinliklerini, zulümlerini, ikiyüzlülüklerini, düşmanlıklarını ve şeytanlıklarını en üst perdeden yazmaya, yayınlamaya başladı. Sanki daha dün AB kapılarını zorlayan kendileri değilmiş gibi; AB'ye muhalefet edenleri değişik sıfatlarla itham etmiyorlarmış gibi davranıyorlar. Bir gerçeği söylemek için ille de ağır bir şamar mı yemek lazım? Dün AB ve Batı yine bu AB değil miydi? Maalesef FETÖ, “çözüm”, İŞİD, PKK, Suriye gibi ciddi meselelerde, ağır tokatlar yemeyene kadar gerçeğe gözler kapandı. Zamanında söylenmeyen gerçekler, gün oldu büyüdü; faturası bütün halka kesilmek zorunda kalan büyük problemlere dönüştü.

Yine de “Batı” rüyasından uyanmış olmak önemlidir, değerlidir ve sahip çıkılması gerekir. Tabi bir süre sonra gelişebilecek konjonktürlere bağlı olarak aynı uykuya dalmamak şartı ile…

Elbette ki bu dünya tek başına yaşanılacak bir dünya değildir. Her türlü ekonomik, kültürel ve hatta askeri işbirliklerini yapmak, bu birlikteliklerin temelini atmak lazım. AB de kendisiyle işbirliği geliştirilebilecek önemli aktörlerdendir. Ancak onlara mahkûm olmadan, şartları bizim de belirleyebileceğimiz, ekonomik ve kültürel emperyal amaçlar taşımayan onurlu birliktelikler elbette desteklenmeli, teşvik edilmeli. Ayrıca AB'nin kendi halklarına verdiğinden çok daha fazla adaleti kendi halklarımıza dağıtmalıyız ki Batıcıların söyleyecek sözü kalmasın.

Bugün BM, AB, ABD ve NATO'daki birliktelikler kabul edilemez, onur kırıcı birlikteliklerdir. Rengimizi, şeklimizi ve kıblemizi bozmayacak hatta geliştirecek adalet üzere ittifaklara kafa yormalı.

Önceki ve Sonraki Yazılar