Kendini beri görene, söz meclisten dışarı

İnsan mı? Acizdir, acelecidir, unutkandır. Her zaman doğruyu-yanlışı birbirinden çıkaramayabiliyor. Doğru ve yanlışı birbirinden çıkarabilse de her zaman doğrudan yana tavır takınmayabiliyor. Benliğinin ve şeytanın oyuncağı haline gelebiliyor, dünya cazibesine kendisini kaptırabiliyor, bencillik yapabiliyor. Evet, insanın beşeriyetinden kaynaklı bunun gibi daha başka eksiklik, noksanlık ve zaafiyetleri sıralanabilir.

İnsanın bu vasıfları, geçmişteki ve bu günkü hayat pratiği göz önünde bulundurulduğunda isterseniz İslami açıdan, isterseniz insani açıdan yaklaşın;  insan uyarılmaya, uyandırılmaya ihtiyaç duyuyor.

Dini açıdan Rahim olanın insanları uyarması maksadıyla on binlerce elçi göndermesi de bu gerçeği fazlasıyla destekliyor. İnsani açıdan evde, mahallede, iş yerinde, okulda, kurumda hayatın biraz daha güzelleşmesi, huzur, mutluluk ve başarı için insanların birbirini uyarması, nasihat etmesi, birbirine öneri ve tavsiyelerde bulunması da bu hakikati destekler niteliktedir.

Bundan olsa gerek fiili ve kavli olarak “din nasihattir”. Dost-düşman, yakın-uzak, müslim-gayr-i müslim  muhataplarına karşı dinin müntesiplerinin vazifesi anlatma/uyarma/inzar etmektir.

Bu gözle bakıldığında mü'min bir memurdur. O bilir ki bu yükümlülüğünü hakkıyla yerine getirenin dünya ve ahireti mamurdur.

Sorumluluğunu yerine getirme endişesiyle çırpınan mü'minin gayesi, derdi, kavgası, sevdası, siyaseti ve hayatı Rabbinin rızasıdır. Rabbinin rızasına endekslidir. Çekim merkezinde o var.

Böyle olunca  müslimin dostluğu da, düşmanlığı da, sevmesi de nefret etmesi de, yakınlığı uzaklığı da Allah içindir. Bu dertle hemhal oldukça ruh gelir kendisine, hayatı anlam kazanır. Bu dertten uzaklaşmak –Allah muhafaza- onun için ölümden de beterdir.

Hakkı anlatmaktan bir an geri durmaz, nefs adına hareket etmekte huzur bulmaz. Müslüman ölçülü, ilkelidir. Ön yargı zincirlerinden azad olanın, aynel ve ilmel yakin bilen Müslümanın derdi de davası da bellidir.

Doğuda, batıda, kuzeyde ve güneyde Müslümana düşman olanlar onu tanımayanlardır. Tanısalar bilirler ki o; muhabbetle Allah'a, peygamberine ve davasına adanandır. Tanıyanlardan Muhammedilere  düşmanlık edenlerse Peygamberine ve davasına tahammülsüz olanlardandır.

Konuya dönersek, müslim anlatınca, uyarınca, söyleyince hatırlatınca tabii ki en güzel şekilde “hikmetle ve güzel öğütle çağırır ve muhataplarına güzel bir şekilde karşılık verir”.

Sapla-samanı karıştırmaz, kurunun yanında yaşı yakmaz, genellemez, önyargıyla hareket etmez, “hakkında kesin bilgi sahibi olmadığını konuşmaz”. Uyarır ürkütmeden,  eleştirir hakaret etmeden. İnşa eder yıkmadan.  Bu hassasiyet ve endişenin sahibidir, peygamberi yaklaşımın karibidir.

Özellikle burada belirtmek istediğimse eleştiri ve hakaretin farklı olduğunun farkında olduğudur.

İnancına ve sair değerlerine saldırmayan her görüş ve düşünceye hoşgörülü ve saygılı olduğudur.

Fakat, İslami ve insani değerleri hedef tahtasına koyan teori ve pratiklerin hoşgörü ve saygı beklemeye hakları yok, önce onlar değerlere saygı duymayı öğrenmeliler, öyle veya böyle –Allah'ın izniyle- Müslüman hakaretten beridir. Hakaret görülen söz de, hakaret değil yeridir.

Mesela, akıl iz'an sahibi bilir ki; Allah'ı inkâr edenlere, Allah'ın şeriatına savaş açanlara, İslam'ın insanları geri bıraktığına inananlara kâfir demek değil hakaret. Ehli dirayet bilir ki, “biz oğlanız, biz ibneyiz” diyenlere “ibne” demek değil kabahat. “Namus, toplumsal kabustur” diyenlere “namussuz” demenin hakaret, küfür ve kabahat olmadığını bilir, bilmeli ehli feraset. Evet belki de edebi, hayayı elden bırakmadan namusa, iffete, aile yapısına cephe açanlara karşı; “iffetsizlik, hayasızlık, nikahsız ilişkiler, dinsizlik ve namussuzluk toplumsal kabustur, felakettir, rezalettir” denilebilir.

Yüzlerce yıllık İslami geçmişimiz, aile yapımız, namusa olan düşkünlüğümüz, örf ve geleneklerimiz göz önünde bulundurulduğunda bu daha iyi anlaşılır. Baştan buraya kadar sarf ettiklerimizden olumlu olumsuz  beri olanlar için söz meclisten dışarı diyoruz.

Hasıl-ı kelam, her zaman ve şeraitte güzel davranan, güzel mücadele eden, edebi elden bırakmadan, saygıyı esas alarak, hîlm ve silmle kalplerin fethine çıkanlara selam olsun.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.