Kışanak bodrumda rehin mi kaldı

Kandil ferman buyurdu:

“Tez elden çukur kazıla, civarda etfal tarafından nöbet tutula, her kim ki buna karşı gele, hemencecik orada kellesi vurula!”

Dedim ya emir büyük yerdendi. Ağanın sözünün üstüne söz kimin haddineydi. Sorgulamak bir yana, şüphe duymak bile şüpheli bir ölümle neticelenecek kadere razı olmakla eşdeğer.

DBP'li Diyarbakır Belediye Başkanı Gültan Kışanak, tüm bu olanları bile bile belki halkın PKK'yı yalnız bırakmasındaki öfkeden, belki yakılıp yıkılan Cizre'nin son halini görmesinden, belki de örgüte bağlı yüzlerce gencin ölümüne dayanamadığından Sur'daki gençlerle görüşmeye gidip onları ikna etmeye çabaladı.

Ferman Kandil'den gelmişti ve Kışanak fermana değil şüpheyle bakmak, çizik atmaya yelteniyordu.

Fermanının tartışılmasını hazmedemezdi Kandil, kim olursa olsun itaat etmeyenin kalemini kırmaktan geri kalmayacaktı.

Bu Kışanak da nerden çıktı.

Sur'daki militan Kandil'e bağlandı, Kışanak'a çatıldı.

Gençler, Kışanak'ı olanlardan sorumlu tuttu.

Halkı sokağa dökmekten aciz bir parti yöneticisinin beceriksizliğini örtme çabasında olduğu söylendi yüzüne.

Kışanak'ın annesinden emdiği süt burnundan getirildi.

Bir karar arifesinde ölümle kalım arasında gitgellerin yaşandığı, altmış yıla bedel bir altı saat geçirdi Kışanak, Sur'un dehlizlerinde.

İrtibat kesildi Kandil'le, gençler istişareye başladı, Kışanak'ın öldürülmesi durumunda olacaklar tartışıldı ve inisiyatif kullanılarak serbest bırakıldı.

Duran Kalkan'ın “Ulus devlet ilkelliktir, Ortadoğu'da ulus devlet kurmanın mantığı yoktur.” sözünü dillendiren Hatip Dicle, sırra kadem bastı bu olanların yaşandığı günlerde. Kendisinden ses seda çıkmıyor günlerdir.

Kandil'in sözünü copy pace yapıp sunan bu adam neden kayıplara karışsın ki?

Ajanslara Dicle'nin “Hendekler yanlıştı, bize zarar verdi, en önemlisi halkın bize olan inancı sarsıldı, bize güvenmiyorlar çünkü bu işten en çok tabanımız zarar gördü. Biz de bu siyasetin yanlış olduğunu biliyoruz ancak PKK böyle istiyor” sözleri düştü.

“Direnebildiğiniz kadar direnin, ölün ama geri çekilmeyin, geri çekilmek isteyen olursa vurun, olabildiğince çatışma sürecini uzatın” diyen örgüt, küplere bindi, burnundan soludu, öfke içeren bütün deyimlerin ruhsal danlarını yaşadı.

Örgüt öfke kustu.

Dicle sadece sustu.

Dicle tehdit altında…

Dicle çaresiz…

Dicle, perişan…

Dicle, Amed'in sokaklarında özgürce dolaşmaya hasret.

Kışanak, altı saat alıkonduktan sonra kavuştuğu özgürlüğün tadını çıkarırken, Hatip Dicle kendisine kesilecek faturanın içeriğini beklemekte.

Gençler, anlamlandıramadıkları bir savaşın kurbanı.

Sur'da ölüm kol geziyor.

Sur, Varto, Dargeçit, Silopi'de 9,8 şiddetinde bir depremin enkazı.

İdil, Murat Kekilli'nin “Bu akşam ölürüm, beni kimse tutamaz” şarkısıyla adım adım intihara sürüklenmede.

Yüksekova, bir ihanetin eşiğinde...

Ve ne yazık ki, hiç kimse, halka reva görülen bunca zulmün nedenini sorgula(ya)mıyor.

CHP'NİN POSTERLE İMTİHANI

Ortadoğu ateş topu, ölüm rutin bir hal almış, kan ve gözyaşı olağan bir durum arz etmekte...

CHP, Atatürk posteriyle sarsılmakta...

Türkiye, Ortadoğu'daki ateş topunun kıyısında, tam da sırat çizgisinde, tutuşması an meselesi.

İpince bir çizgi üzerinde... Kıldan ince, kılıçtan keskin bir çizgi…

Rusya, ‘gel gel' işareti yaparken ABD ise arkadan itme çabasında.

Türkiye'nin ana muhalefet partisi CHP, Atatürk posterini kimin indirdiğini araştırmakta.

Güneydoğu'da ayları bulan sokağa çıkma yasakları, bunalan esnaf ve iki ateş arasında kalan çaresiz bir halk.

CHP, Atatürk posterini kimin indirdiğini buldu bulacak.

Ramak kaldı, ha gayret!

Ankara'nın göbeğinde yine bir bombalı saldırı ve onlarca ölü, terör bütün çirkin yüzüyle ortalıkta...

CHP, Atatürk posterinin indirilme anına şahit olan milletvekilini disipline sevk etti, ihracına az kaldı.

Sur virane, Cizre harabe, Dargeçit felaket; çukura saplandı mazlum halk, İdil yıkıma gebe, Yüksekova ihanete kurban.

CHP, Atatürk'ün indirilen posterini yerine asma çabasında.

Bunca olan bitenden sonra…

O posteri, istediğiniz yere asın!

DİYANET'TE DİNDAR OLMAK!

Diyanet işleri yıllarca diyanet/denaet sarmalında gidip geldi.

Kuruluşunda denaet bir niyet vardı, iyi niyetli kimi başkanların döneminde diyanete dönüştü.

Mehmet Görmez Hoca'nın takdire şayan çalışmaları görmezden gelinemez nitekim.

Ancak, tüm iyi niyetli çabalara rağmen, diyanet teşkilatının alnında kara bir leke, sırtında kocaman bir kambur durmakta.

Lüzumsuz işler başkanlığı görevini gördüğü günleri geçti/geçmeliydi.

Meşru olmayanı meşrulaştırma görevini terk etti/terk etmeliydi.

28 Şubat'ta saldırganlık ve pervasızlık dallarında rakiplerine fark atarak kaptığı birincilikten utanır durumda, kendisine verilen ihanet madalyalarının tasma olduğunun farkına vardı/varmalıydı.

Hatırlanacağı üzere o dönemde diyanetin görevi, dindarlara kan kusturmaktı.

Birçok görevliyi irtica yaftasıyla kurumdan ihraç etmişti.

Suçları açık ve netti:

Dindar olmak.

Kurum, diyanet teşkilatı.

Suç ve kurumun adını yan yana getirdiğimizde diyanette dindar olmak suçu karşımıza çıkar.

Dindara suçlu gözüyle bakan kurum diyanet mi olur, hıyanet mi?

İhanet raporlarını kim, kimlerin adına hazırladı.

İmamın camide ders vermesini suç sayan bir zihniyetin diyanetle anılmasını nereye koymak gerekir?

Böyle bir zihniyetten olsa olsa, hıyanet, denaet, musibet çıkar.

Kaldı ki “bin yıl sürecek” zannedilen darbe, tarihin çöplüğünde yer bulma çabasında.

İhanet sarmalını çözmek için bazen küçük protitip, genel hakkında bir kanıya varmamıza yarayabilir.
Diyanet'in Diyarbakır il müftüsünün, ilin en yüksek diyanet yetkilisinin, resmi görevlilerin istifa etmesi için tanınan sürenin bitmesine 5 dakika kala dilekçesini valiye verip HDP'den milletvekili adayı olduğu bilinen bir durum.
HDP'den aday olması kendi tercihi, yorum yazmaya niyetimiz olmadığı gibi hakkımız da yok.
Ancak aday olduktan sonra HDP'nin dinsiz ve Zerdüşt bir parti olarak suçlandığı şeklindeki soru üzerine "Bu program ile HDP bir Zerdüşt partisi olsaydı yine görev alırdım" diye konuşabiliyorsa, görevlerine son verilen imamlarla ilgili hazırlanan raporların içeriğini siz düşünün.
Hangi saikler ve kimlerin hesabına hazırlandığı belli olamayan raporlarla görevlerine son verilen din görevlilerinin görevinin iadesi, diyanetinin geçmişindeki lekeyi temizlemesi için elzemdir.

Mehmet Görmez Hoca'nın duruş ve çabasıyla ciddi bir düzelme yaşandığı bir hakikat.

Bu kurumu düzeltme basamaklarından biri de geçmişte yaşanan haksızlıkların giderilmesiyle mümkündür.

Diyanet İşleri Başkanlığı da dindar oldukları için, Kur'an dersi verdikleri için görevlerinden ihraç edilen din görevlilerinin haklarının iadesi ve geçmiş dönem tazminatlarının ödenmesiyle geçmişindeki bir lekeden daha kurtulur.

LGBT-İ'nin meşru sayıldığı bir programı “Zerdüşt partisi de olsa” gibi sivri bir ifadeyle kutsayan birilerinin hazırladığı rapor, hiçbir şekilde dikkate alınmamalıydı; ne yazık ki alın ve mağdurlar, o raporlardan dolayı açıktalar.

Ancak şu anda telafisi mümkün!

Aksi takdirde ne ihanet ifşa edilir ne de diyanet temize çıkar.

FARK GÖREMİYORUM!

Çoğumuzun hatırlayacağı üzere tek kanalın hükümran olduğu dönemlere ait klişe bir reklam vardı:

Ürünün ne olduğu, neyin reklamının yapıldığı mevzubahis değil.

Birinci bayan ekranda belirir ve:" Fark göremiyorum ya sen!" der; sonra da ikinci bayan: "Fark göremiyorum ya sen!" diyerek aynı sözü tekrarlardı.

İşin garibi fark göremiyorum dedikleri ürün farklı değildi.

Ya bize zıt kutup diye tanıtılan ruh ikizleri!

Fark göremiyorum, ya siz!

 

TERS AÇI

15 ŞUBAT'IN HATIRLATTIKLARI

657'ye tabi bir devlet memuru veya resmi bir kurumda çalışan işçiler için maaş günüdür ve yılın 12 önemli gününden bir gündür.

Mütedeyyin insanlar için şehadet, diriliş ve silkiniş ayının ortasıdır.

“Bin yıl sürecek” denilen bir darbenin adım adım ayak seslerinin geldiği tarihtir.

Şubat soğuğunu iliklerinde hissedenlerin travma dönemidir.

Bazen ülke sınırlarını aşar bugünün önemi ve etkisi.

15 Şubat; İtalyan bilim adamı Galileo Galilei, toplumbilimci ve yazar Seyyid Ahmed Arvâsi, siyasetçi İsmail Cem'in doğum günü.

Ancak 15 Şubat, bundan da daha önemli bir olaya gebe.

15 Şubat; oyun yazarı Orhan Asena, siyasetçi Faik Türün, karikatürist İsmail Gülgeç'in ölüm yıl dönümü.

Asıl önemli olan bu da değil.

15 Şubat'ta;

Socrates ölüm cezasına çarptırıldı.

Ayasofya'nın öncülü olan Büyük Kilise inşa edildi, 5. yüzyılın ilk yıllarına kadar ayakta kaldı.

III.Ferdinand kutsal Roma imparatoru oldu.

Bir Amerikan gemisi Küba Havan Limanı'nda infilak ederek battı, 260'tan fazla kişi öldü. Olaydan İspanya'yı sorumlu tutan ABD, iki hafta sonra İspanya'ya savaş açtı.

Rodos ve Oniki Adalar Yunanistan'a verildi.

1949'da 1200 Musevi, Türkiye'den Filistin'e göç etmek için başvurdu; göç edenlerin sayısı 10.000'i geçti.

1971'de ABD'nin Ankara Balgat'taki tesislerinde görevli Çavuş James Finley kaçırıldı, 17,5 saat sonra serbest bırakıldı.

1983'te Türkiye'de renkli televizyon yayını haftada 4 saate çıkarıldı.

Henüz önemli olay anlatılmadı, bunların hepsi sıradan olaylar.

Sovyetlerin yenilmez zannedilen ordusu Kızıl ordu Afganistan'da 9 yıl süren askeri varlığı, son Sovyet birliklerinin çekilmesiyle sona erdi. Savaşta 15 bin kadar Rus askerinin yanı sıra, yaklaşık 1 milyon Afgan hayatını kaybetti, 5 milyon Afgan ülkesinden göç etmek zorunda kaldı

1996'da Kardak kayalıklarına düzenledikleri operasyonla adlarını duyuran SAT komandolarını taşıyan bir helikopter Ege Denizi'ne düştü, 5 asker öldü.

Bu olayların her birisi günlerce gündemi meşgul etmiştir şüphesiz, ancak 15 Şubat bütün bu olanlardan daha önemli bir gizi barındırıyor.

1999'da PKK lideri Abdullah Öcalan Kenya'da Türk güvenlik güçlerine teslim edildi, ülkede gösteriler, çatışmalar çıktı.

Bunu da geride bırakan bir olay yaşandı 15 Şubat'ta.

15 Şubat'taki gizem, Öcalan'ın yakalanması değil, uğruna insanların ölüme gittiği bu kişinin “Benim de annem Türk'tür, bana bir şans verin ülkeye hizmet edeyim.” veciz sözünü söylediği gündür.

15 Şubat, fikir diye empoze edilenin hakikatte ne denli bir kir olduğunun ifşa olduğu gündür.

“Yurtlarında yürüyüp durdukları kendilerinden önceki nice nesilleri helak etmemiz kendilerini doğru yola sevk etmedi mi? Muhakkak bunda ibret alacak akıl sahipleri için birçok deliller vardır!”(Taha 128)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.