Abdulhalim SEÇKİN

Abdulhalim SEÇKİN

Kobani bahanesi!

İki yıla yakın bir süredir olaylar durmuştu. Halk bir rahatlık yüzü gördü. Özellikle yatırımcı ve işverenler yeni yatırımlar yapmaya başladı. Güneydoğu’nun en dağlık kesimlerinde, velev ki bir baraj inşaatı vesilesi ile de olsa, aracınızı 130-140 Km/hızla sürebileceğiniz yollar yapıldı. Köyü bir zamanlar yakılıp boşaltılan çoğu köylü, köyüne gidip bağ bahçesini ekip biçebiliyordu.

Şehir merkezlerine bir sükûnet gelmişti. Daha evvel karanlık basmadan işyerlerini korku ve panik ile kapatan esnaf, işyerlerini geç saatlere kadar açık bırakabiliyordu. Tarihi mekânlar ziyaretçi akınına uğruyordu. Ancak “eylem ve daha çok eylem” felsefesine sahip olan PKK/HDP halkın, refaha kavuşmasını, sükûnet ve emniyete kavuşmasını istemiyordu. Silahların sustuğu çözümsüzlük sürecinde, belki silah sıkılmadı. Ancak halk limon gibi sıkıldı. En basit bahanelerle, 200 milyarlara varan cezalar kesildi. Kimisini sorgulandı. Kimisini ise dağa kaçırıldı. İslami STK’lara ise saldırılar hiç kesilmedi.

Önce Rojava, sonra da Kobani bahane edildi. Bölgedeki İslami kesimler, özellikle HÜDA PAR Suriye’deki çatışmaların içine çekilmek istendi. Kobani bahane edilerek halk sokaklara çağırıldı. Sokaklara çağırılanlar yasal yollarla seslerini duyurmak amacıyla değil, sokakları yerle bir etmek için indi. Belki herkes bu amaçla inmedi. Ancak PKK/HDP militan ve milisleri, halkı, özellikle çocukları ve henüz buluğ çağındaki kanı kaynayan gençleri peşlerine takarak sokaklar tam anlamıyla yerle bir edildi.

Suçlu suçsuz farkı gözetmeksizin iş yerleri yakıldı. Araçlar yakıldı. Hastaneler, okullar, medreseler, Kur’an kursları ve özelikle İslami STK’lar hedef seçildi. Siyasi partilerden rakip olarak görülen HÜDA PAR’ın şubeleri hedef seçildi.

Moğolların saldırısını tarihten okuyanlar, canlı canlı sokaklarda yaşadı.

Harabe haline getirilen, yerle bir edilen şehirlerde İŞİD elemanları yaşamıyordu. Tam aksine Müslüman Kürt halkı yaşıyordu. Kürt halkı ya kendileri gibi Baasçı ve sosyalist olacaktı. Ya da Müslüman görünse de kendilerini destekleyen, İslami bilinçten yoksun, kukla bir Müslüman Kürt olacaktı. Kürdün İslami bilince sahip olanı kendileri için engeldi. Çünkü bunlar, halkı sosyalizm ve benzeri batıl ideolojilerin hegemonyasından kurtulmak için bilinçlendiriyorlardı. İslami bilince sahip Müslüman Kürt, çabucak sosyalist ve Baasçı bir anlayışın köleliğine alınamazdı. Bu yüzden bunlarla mücadele edilmeliydi.

Çeşitli bahanelerle, bilinçli Müslüman Kürtler hedef seçildi. Kobani bahanesinde kudurmuşçasına halkın canına ve malına kast edenler, tam bir Moğol istilası yaşattı. Dükkânı yakılıp yıkılan kimi esnaf işyerinin önünde durup ağladı. Kimi yerde tüm bir çarşı tamamen kül oldu.

Ve bilanço:

38 kişi öldürüldü. Müslüman gençler hunharca katledildi. Diyarbakır sokakları Yasinlerin, Hüseyinlerin, Riyadların feryatlarıyla inledi. Sesler arşı alaya yükseldi.

Habibe Neccarlar yeniden Diyarbakır sokaklarında görüldü. Ama akıl ve izandan yoksun barbarlar hunharca onları katlettiler.

212 okul binası, 67 emniyet binası, 25 kaymakamlık binası, 29 parti binası, çocuk yuvaları, Kızılay kan merkezleri, belediye binaları, cami, medrese ve STK binalarının aralarında olduğu 780 bina, toplam da 1113 bina yakıldı veya tahrip edildi. Özel araçlar, belediye araçları, ambulanslar yakıldı; toplamda 1177 araç kullanılamaz hale getirildi.

Ve sonrası:

Halk, özellikle esnaf tedirgin… Bu olayların yeniden yaşanabileceğinin korkusu içerisinde yaşıyor. İşyerime mal alayım mı, almayayım mı? Diye tereddüt yaşıyor. Tekrar yakılacaksa, hiç almamak daha iyi...

Hükümet yakılan, yıkılan ve işyerleri tahrip edilen, STK ve parti binalarını yeniden onaracak mı? Esnafın zararını karşılayacak mı? Yakılan araçların bedelleri ödenecek mi?

Belki evet.

Peki ya verilen canlar… Geri getirilebilecek mi?

Asla.

Belki de evet, çünkü şehitler daima yaşar. Şehitler Müslümanların önünde bir meşale gibi, canilerin alnında ise, bir kara leke gibi yaşarlar.

Dilerim Mevla’mdan, şehitlerimizin canileri kanında boğması, onları kahretmesi ve birliklerini dağıtmasıdır. Ama Müminlerin saflarını birleştirmesi ve ittihadı İslam’a sebep olmasıdır.

“Ve Allah yolunda öldürülen kimseler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler. Fakat siz, farkında olmazsınız.” ( Bakara 154)

Önceki ve Sonraki Yazılar