Kurb-an

Kurban, kişinin Allah’a yakın olduğu an.

Kurbanı yazmak...

Bayram hakkındaki duyguları, düşünceleri siz değerli okuyucularımızla paylaşmak.

Bu şartlarda, yazmaktan en çok korktuğum ve çekindiğim konu bu olsa gerek...

Bu düşünceler, duygular içindeyken her sabah oğlumu okula götürdüğümde gözüme ilişen reklam panoları geldi.

Her dernek, kurum kendilerince kurban neyi çağrıştırıyorsa, onu yazıp tanıtımlarını yazmış panolara.

Kimi “kurban, İbrahim gibi adanmaktır” derken kimi kardeşlikten, kimi paylaşmaktan söz etmiş.

Ben de kurban, kardeşlik ve paylaşmak hakkında yazmaya kararlıyken yaşadığım semtte sürgün Çeçenler, Özbekler ve en acısı parklar ve yol kenarlarında yatan Suriyeli muhacir kardeşlerimiz gözümün önüne geldi.

Kardeşlikten, kurb-an`dan söz etmekten utandım.

Kurban adanmaktır diyorum yazmak isterken, tam o esnada bundan bir kaç ay önce okuduğum bir mektubu hatırladım:

“Bu gün” diyordu yazar “koğuşuma genç bir bilgisayar öğretmeni geldi. Bana kaç yıldır zindanda kaldığımı sordu. 20 Yılı aşkın olduğunu duyunca gayr-i ihtiyari başımı kaldırıp baktım. Yani dedi, ben daha doğmadan sen zindana girmişsin.”

Mektup şöyle devam ediyordu:

“Bunları yazmaktan maksat, üzüntü ve pişmanlığımı dile getirmek değildir. Vallahi İslam’a olan bağlılığım ilk günkü gibidir.”

Ben de kurbanın adanmak olduğunu anlatmaktan vazgeçip herhalde bir bayan olarak bu günün önem ve anlamını bize en güzel şekilde anlatan Hz. Hacer annemizi anlatmak gerek diye düşünüyordum.

Onun teslimiyetini,

yakin derecesindeki tevekkülünü yazmak, bütün hal ve durumunda Allah`ı kendisine vekil olarak tayin etmek,

bu yolda yürürken gösterdiği teslimiyetten ötürü Allah`ın sevgisine mazhar olmak,

onun zimmeti altına girmek...

Yani binlerce hacının şu an sa’y ettiği gibi koşmak, tepeleri aşmak...

Sa’y etmenin, koşmanın, tepeleri aşmanın neticesinde zemzeme kavuşmak...

Yani Hacer gibi sa’y etmeden zemzem yok.

Bunun gibi örnekleri yazmaya çalışırken birden bire bir elin omuzuma dokunduğunu hissettim.

Dönüp baktım, kısık titrek bir sesle “Sen yazını yazmaya devam et bacım.

Benim çıkmam gerek.

Biliyorsun, çocuklarımın hem annesi hem de babası sayılırım.

Bir kaç fatura yatırdıktan sonra çocuklara biraz öteberi almam gerek ...

Ne de olsa bayram” deyip çıkıp gitti.

Sanki bana yazmaya kendini zorlamaktan vazgeç, diyordu..

Kurbanı, İbrahim’i, İsmail`i ve Hacer annemizi; şehit, tutuklu ve muhacir çilelerin dilinden dinlemek gerek.

Onların kalemlerinden dökülen kelimelerden anlamak ve aramak gerek diyordu sanki. İşte o zaman inandırıcı olur.

Tüm şehit, tutuklu ve muhacir olan ailelerin Kurban Bayramı’nı tebrik ederken dualarında bizleri unutmamaları dileğiyle...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.