La şiiyye, la sünniyye, İslamiyye İslamiyye

Ümmetin tarihindeki en büyük fitnelerinden birine düştüğü kuşkusuzdur. İslam’ın karşılaşılması muhtemel her meseleye bir çözümü olduğuna dair nazari bir bilgiye sahibiz. Ancak maalesef şu an içine düşülen fitne ateşini söndürmeye yönelik elle tutulur bir çözüm sunan yok. 
 
Ateşin alevleri giderek artmakta ve yayılma eğilimi göstermektedir. Böyle bir ateşi söndürmek için itfaiye görevi görmesi gereken ulema, ateşe körükle gitmektedir.  Aralarını ıslaha çalışanlar iki tarafın ateşi arasında kalıyorlar.  Bu fitnenin sona erdirilmesi için umut bağlanan bir tek İslam ülkesi görünmüyor. Esasen hali hazırda iç karıklık yaşamayan ülke de yok gibi. Karışıklık yokmuş gibi görünen Suud ve benzeri ülkeler de patlamaya hazır bomba gibi bekliyorlar. Suriye krizinin buraları patlatma ihtimali oldukça yüksek.  
 
Bu şartlarda israil, kurulduğundan bu yana hiç bu kadar güvende olmamıştır. ABD tek kurşun sıkmadan ve tek askerini feda etmeden İslam dünyasını hüküm ve tasarrufu altına almıştır. “ABD defol” sloganı, “ne duruyorsun, nerde kaldın ABD” ye dönüşmüş durumda. Bir arkadaş ‘ABD ekonomisinin bel kemiği nedir?’ sorusuna: silah, yüksek teknoliji  vb. cevaplarına karşılık ‘bölgemize ihraç ettiği kriz olduğu’ düşüncesi ağırlık kazandı. ABD sonuna kadar sömürdüğü ümmetin topraklarını kendisi için adeta dikensiz bir gül bahçesine dönüştürmenin en iyi yolunu bulmuş görünüyor.  ABD’nin azılı düşmanları, ABD’nin elini değil yüreğini kanatan dikenler, şimdi birbirlerini biçiyorlar.
 
Ümmete model ve umut olarak sunulan ülkemizin hali ortadadır. Taksim meydanında “çırıl çıplak eylem yapabilme” özgürlüğü yetersiz görülerek günlerdir ayaklanma provaları yapılmaktadır.  Batının tavrı bu olaylarda gayet net olarak ortaya çıkmıştır. Batı da daha fazla özgürlük daha fazla demokrasi dediğine göre bundan öte ne isteyebilirler diye merak ediyoruz. Eşcinsel evliliklere izin verilmesinden öte yapılacak bir şeyin kalmadığı kanaatindeyim.
 
İşin en acı veren tarafı model ülke Türkiye’nin Batının şerrinden emin olmak için bulduğu çözümündür. “Batının şerrinden korunmak için yine Batıya sığınmak”. Bu sığınak ne kadar güvenli olabilir. Kaldı ki bu sadece Türkiye için güvenli(!) bir sığınak olsa da Türkiye Ümmetin yüzde kaçı? 
 
Aslında Türkiye’nin bu çözümü beğenmesek de (ki, beğenmemiz mümkün değil) Kur’an-ı Kerim’e göre yegane çözümdür. Batılılardan emin olmanın yolu onların rızasını kazanmak değil midir? Onların rızasını nasıl kazanacağını da Kitabımız bize göstermiştir. Allah’u Teala “onların dinine girmedikçe onlar sizden razı olmazlar” diye buyuruyor. Rızalarını kazanmak için onların dinine tabi olmak gerekiyor. Allah cümlemizi Batını rızasını kazanmaktan korusun.
 
Batının dostluğu Rabbimizin düşmanlığı için yeterlidir. Ancak Batının düşmanlığı tek başına Rabbimize dost olmak için yeterli midir? Batının düşmanları aynı zamanda birbirlerine de düşmanlık yapıyorlarsa bu çelişki nasıl açıklanacaktır.  Allah Dostlarının birbirlerini sırf Allah rızası için katletmesi ne yaman çelişkidir.    
 
Taksim-Tahrir meselesi hala idrak edilememiş görünüyor. Bu meydanları dolduran gençliğin manevi hastalıklarının acil tedavi muhtaç olduğu gün gibi ortada iken tedavi yapabilecek insanlarımız neyle meşgul. Maalesef Müslümanlar bu hastaların en iyi Şii reçetesi ile mi yoksa Sünni reçetesi ile mi tedavi olabileceklerini tartışıyorlar. Bunlar bu tartışmayı yaparken hastalığın ailelerine de sirayet edeceğini göremiyorlar. 
 
Eskiden şöyle bir sloganlarımız vardı, “Çağımız buhranda kurtuluş İslam’da” Şimdi bu slogan Kurtuluş Şiilikte ya da Sünnilikte’ye dönüştürülmüştür. Hâlbuki çok eskiden biz bu maraza karşılık da bir slogan geliştirmiştik: “La Şiiyye la Sünniye İslamiye İslamiyye.” Bu sloganlarımızı hatırlamak, hatırlatmak ve uygulamak temennisiyle.    
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar