Mezhebini din edinme tehlikesi

Bizim için İslam'ı din olarak seçen Allah'a (cc) hamd olsun. İslam, Hz. Âdem'den kıyamete kadar insanlığın yegâne kurtuluş yoludur. İslam'dan başkasını “din” olarak seçmek Allah nezdinde merduttur.

Hak mezhepler, hak bir dinin hudutları içerisinde kalan ve hakkında nas olmayan konuların yine “nas”lar çerçevesinde yorumundan ibarettir. Bir dinin dairesi içerisinde çok sayıda mezhep bulunabilir. Bunları irili ufaklı daireler gibi düşünebiliriz. Birçok mezhep önemli ölçüde birbiri ile kesişir, ortak noktaları olur ancak az sayıda da farklılıkları barındırır. Bir din çok sayıda mezhep barındırabilir ancak hiçbir mezhep bir dini tümüyle kapsayamaz. Böyle bir iddia açıkça mezhebini din edinmektir. Dinin dairesini daraltmak ve bir kısmını dışarıda bırakmaktır.

Hizbullah Cemaati, Manifestosunda mezheplere bakışını ve yaklaşımını şu şekilde ortaya koymuştur.

Hizbullah Cemaati; İslam dairesi içerisinde değerlendirilen ve ümmet içerisinde genel kabul görmüş bütün mezhepleri kabul eder. Mezhepçilik yapmaz. Her Müslüman ferdin, benimseyip tabi olduğu mezhebe göre amel etmesini tabii görür. Ehli tahkik olmayan her ferdin bir mezhebe tabi olmasını zaruri bilir.

Hizbullah Cemaati; Ümmetin maslahatına uygun düşen, İslami hareket ve İslami hükümetin sorunlarını halleden ve önünü açan İslam dairesi içindeki her içtihat ve fetvadan istifade eder. Bu konuda kendisini sadece bir mezhep veya bir ictihadla sınırlandırmaz.

Bir mezhebin “çözümün yegâne adresi” olarak gösterilmesi bu mutedil çizginin aşılması anlamındadır. Böylesine açık bir beyan “mezhepçilik” değilse o zaman mezhepçilik nedir? Eğer Mezhepçilik: “kendi mezhebinden olmayanı kâfir görmektir” denilirse o zaman tekfircilik nedir!?

Müslümanlar yıllardır “çağımız buhranda kurtuluş İslam'da” demediler mi? İhvanın en meşhur sloganı “Çare İslam” değil miydi? Yanıldık mı? Hata mı ettik? Bu slogan ve söylemlerin Ümmetin genel kabulü olduğunda şüphe mi var?

Çözümün bir mezhepte olduğu iddiasının başına “mezhepçilik yapılmadığı” ifadesinin getirilmesi yeterli midir? Sanırım bu ifade tam da müddei hakkındaki ithamları doğrulayıcı bir beyandır. Mesela bildiğim kadarıyla tekfircilerin en aşırıları en çok “tekfirciliğe reddiyeler” yazanlardır. Faşistlik derecesinde ırkçılık yapanların bile “ırkçılığı lanetlediklerini” biliyorum. Bu tür “reddiyeler” eylem ve söylemlerinin karşı tarafta oluşan algıyı inkâra yöneliktir.

Meselelerimizi İslam'ın kendisi ile değil de şu veya bu yorumuyla çözebiliriz demek problemli bir söylemdir. Bir mezhebe “bu aslında bir mezhep değildir” demek, İsmet ÖZEL'in  “Türk” aslında bir ırkın adı değildir, Türk ırkı diye bir ırk yoktur, demesi gibi kafa karıştırıcı ve kabulü imkânsız ifadelerdir.

Bir mezhebin mensuplarının sayısal çoğunluğu haklılık veya doğruluğun ölçüsü olarak gösterilemez. Bu iddianın aksini destekleyen naslar ileri sürülebilir. Bu ayrıntılara girmiyorum.

Hâsılı kelam İzzet İslam'ın kendisindedir. Hangi mezhep İslam'a yakınlığını takviye etmiş kendi furuatından İslam lehine feragatte bulunmuş ise ümmetin umudu olmayı hak etmiştir. Bu kavimler için de böyledir. Kendini İslam emrine amade eden kavim bu sayede izzete kavuşmuş ümmete öncülük edebilmiştir.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.