İbrahim DAĞILMA

İbrahim DAĞILMA

Muhakkak Ki Kur`an ve Peygamberin Varlığı Kafirlerin İç Yarasıdır

Hiçbir zaman unutmamamız ve gaflete dalmamız gereken bir husus vardır ki; o da “Hangimiz daha güzel amel işliyor diye Yüce Allah’ın hayatı ve ölümü yarattığıdır.”

Haliyle bu ayrışmanın en önemli ayağı da şeytan aleyhillenanın İlah-i dergâhtan kovulduğu andan kıyamete dek sürecek olan Hak- batıl kavgasıdır. Batıl, Hak tarafını tezyif etmek ve güce dayalı iktidarını sağlamlaştırmak için her yolu meşru bilmiş ve bu noktada hem Kur’an kıssalarının hem de tarihsel kıstasların ışığı altında şahit olduğumuz şekliyle en iğrenç yöntemlere de başvurmaktan el etek çekmemiştir.

Batıl değil midir, Yüce Allah’a bile –haşa- iftira atmaktan çekinmeyen, O’na eş koşan, melekleri O’nun kızları ve İsa(a.s) ile Üzeyr(a.s) oğulları olarak isnad eden…

Batıl değil midir, kendilerine “ Yeryüzünde fitne/fesat çıkarmayın!” denilince büyük bir pişkinlikle kendilerini ıslah edici, barış tesis edici, özgürlükleri bahşedici… olarak tanıtan…

Batıl değil midir, iktidarı her ele geçirdiğinde azgınlıkla büyüklenen, şımarıklıkla zalimleşen ve ekin/hars/ekonomileri, nesil/birey/insanları katleden…

Batıl değil midir, son iki asırda Britanya, Amerika, NATO, BM, Sovyet, İsrail… gibi isimler altında şeytanlaşan ve İslam’ı en büyük düşman ilan eden, Müslümanları terörist gösteren…

Her bir bahaneyle İslam’a ve İslam’ın değerlerine saldırmaya cesaret eden, ülkeleri işgal eden, yerleşim alanlarını viraneye çeviren ve mazlumları alçakça katleden yine aynı çirkin yüz değil midir?

Bunca zulme, tuğyana da tepkiler verilince, mücadele için meydanlara dökülünce “ timsah gözyaşları içinde özürler beyan eden, her çirkin saldırının/karalamanın ev sahipliğini yapmalarına rağmen iğrençliklerini fikir özgürlüğü ya da savunma hakkı kılıfına büründüren de aynı şeytani zihniyet ve batıl ahmaklığı değil midir?

Hazret-i Muhammed aleyhisselam Efendimiz’e de birkaç yıl önce karikatürle başlayan, ismini bile çirkinliğinden dolayı ağzımıza almaktan imtina ettiğimiz filmle tırmanan, bir iki gündür yeni karikatürler ve News Week adlı derginin kapağına taşınan tahrik dolu ifadelerle devam eden hakaretler, aşağılayıcı ifadeler, fena tasvirler de batılın başka yüzüdür. Daha da azgınlaşan ve tahrik eden başka bir çirkinliğidir.

Direkt İslam’ı, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselam’ı hedef alan bu saldırılar üzerine İslam ümmeti haklı ve yerinde olarak canından/malından/evlatlarından aziz bildikleri “ Rahmet’en lil Alemin’i” sahiplenme adına ciddi tepkiler verdiler/veriyorlar/verecekler.

Ha, tepkinin şekli, nasıllığını burada konuşacak değiliz; zannımızca da güçleri elinden alınan, zayıf bırakılan, memleketleri işgal edilen, idarecileri çoğunlukla bir zalim ve bir kukla olan Müslümanların tepkilerinin şekil ve nasıllığını bu demde masaya yatırmak da fazla akıl karı bir değerlendirme değildir.

Gülen’in ölen elçilik görevlileri için acılarını ifade etmesi ve onun kulvarında koşturan meşhur(!) medyanın neredeyse tepki veren Müslümanları suçlu ilan etmesi; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “ Radikallerin gazını aldık!” demekle bir yerlere teveccühlerini iletmesi, Suudi Arabistan Başmüftüsü Şeyh Abdulaziz Bin Abdullah’ın elçilik görevlisinin öldürülmesini haram ilan etmesi bir nevi Mazlumun başucunda şımarıkça bekleyen katile, “Ah, Efendim! Biraz dikkat etseydiniz; üzerinize kan bulaşmış. Getirin, temizleyeyim!” demek gibi bir korkaklık, densizlik ve yalakalıktır.

Şeytan ve yandaşlarının bu türlü saldırılarına da şaşmamak lazımdır. Çünkü Kur’an-ı Kerim’in şu ayetleri onların İslam’a, Müslümanlara, Kur’an-ı Kerim’e ve Muhammed aleyhisselam’a olan düşmanlıklarının sebebini açıkça ilan etmektedir:

“Görebildikleriniz üzerine yemin ederim. Ve göremediklerinize ki, Hiç şüphesiz o (Kur`an), çok şerefli bir elçinin sözüdür. Ve o, bir şair sözü değildir. Ne de az iman ediyorsunuz! Bir kâhin sözü de değildir (o). Ne de az düşünüyorsunuz! (O), âlemlerin Rabbi tarafından indirilmiştir. Eğer (Peygamber) bize atfen bazı sözler uydurmuş olsaydı, Elbette onu kıskıvrak yakalardık. Sonra onun can damarını koparırdık (onu yaşatmazdık). Hiçbiriniz buna mâni de olamazdınız. Doğrusu o (Kur`an), takvâ sahipleri için bir öğüttür. İçinizde (onu) yalan sayanlar bulunduğunu şüphesiz bilmekteyiz. Muhakkak o, kâfirler için bir iç yarasıdır. Ve o, gerçekten kat`î bilginin ta kendisidir. O halde, ulu Rabbinin adını yüceltip noksanlıklardan tenzih et.” ( Hakka Süresi: 38-52)

Nice şerlerin hayırlara sonuç verdiğini biz Kur’an diliyle bilmekteyiz. Kesinlikle kâfirler için bir iç yarası olan bu Kur’an ve Peygamber Muhammed aleyhisselam müminler için tutunulacak iki sağlam kulptur.

Ümmeti ırkçılık ve mezhepçilik belasının sardığı bu günlerde istenmeyen böyle bir nedenle de olsa iki ortak payda Kur’an ve Peygamber etrafında tekrar bir araya getirmesi sebebiyle Allah’a şükretmek ve bu vahdete umut “ Peygambere Sadakat Halkası”na iştiyakla dâhil olmak zorundayız.

Önceki ve Sonraki Yazılar