Mehmet Zeki ERGİN

Mehmet Zeki ERGİN

Müslüman kardeşin aleyhine şeytana yardım edilir mi?

Geçen hafta hiçbir süper güç kâfirin bile yapmaya cesaret edemeyeceği; Hz. Resulullah (s.a.v)’ın ashabının mezarına saldırıyı, hatta kabrin kazılıp kemiklerinin çıkarılması eylemi üzerine, marjinal bir yorumun tehlike boyutları üzerine bazı Müslüman kardeşlerimize karşı olan tedirginliğe değinmiştik. Bu konuyu tekrar gündeme getirme gibi bir niyetimiz yoktu. Zira böyle bir girişimin içinde olmak güzel değil. Hele hele medya üzerinden kâfir, fasık ve zalimlerin eline Müslüman kardeşlerimiz aleyhine delil vermek kadar zor bir şey olmasa gerek, ama Tunus’un yeni cihad alanı ilan edilmesi üzerine susmak da en az bunun kadar zor bir durumdur. Umarız bu Müslümanlar kendilerinin dışında da Müslümanların var olduğunu, İslam için bir şeyler yapmak istediklerini ve bu vesile ile onların metotlarına saygı gösterilmesi gerektiğini anlarlar.

Evvela şunu soralım; Arap baharından önce Tunus kadar İslam’a ve İslam’ın değerlerine saldıran, onları yok etmeye çalışan başka bir İslam beldesini biliyor muydunuz? Eminim ki hepiniz; hayır, diyeceksiniz. Camilerin devlet eliyle kilitli tutulduğu, başörtüsü ile sokağa bile çıkmanın resmi olarak yasak olduğu, Müslümanlığın m’sinden bile söz edenlerin sınırlarından girişinin yasak olduğu başka bir coğrafya kâfir beldeler de dâhil bugün bile yeryüzünde yoktur.
Peki, bu dönemde siz hiç bu sözünü ettiğimiz yüce yorumun sahibi Müslümanların bu ülke ile ilgili tek tepki dahi verdiklerini duydunuz mu? O da; hayır…

Bir soru daha soralım; Ürdün, Katar, Suudi Arabistan, Bahreyn, B.A.E, vb. ülkeleri nasıl bilirsiniz ey Cemaat-i Müslimin; sizin yerinize cevabı yazayım; Katar; ABD’nin en fazla üs bulundurduğu ülke, Müslüman ülkelerdeki saldırılarını yönettiği tüm üslerin bulunduğu, bir avuç ağanın bulunduğu bir karışlık toprak parçası, aynı zamanda MOSSAD’ın en rahat eylem gerçekleştirebildiği ülke… Ürdün; İsrail’le resmi ilişkileri olan, neredeyse bütün politikalarını ABD’ye göre şekillendiren nadir ülkelerden biri… Suudi Arabistan da öyle… Hele Bahreyn; ABD’nin Basra Körfezindeki demir atmış filosu diye nam salmış. Peki, siz bu söz konusu Müslüman kardeşlerimizin bu ülkeler için cihad ilan ettiklerini ve buralara yönelik bir faaliyet içerisinde olduklarını duymuş musunuz? Hayır… O halde bu durum nasıl izah edilir. Cihadın hangi fetvası ile açıklanır.

Geçenlerde Raşid Gannuşi’nin Selefilerin liderleri ile yaptığı ve kayıtları basına yansıyan bir görüşmeleri olmuştu. Israrla Gannuşi; henüz çok zayıf olduklarını anlatmaya çalışıyordu. Evet, seçimleri kazanmışlar ama askeriye, bürokrasi, ekonomi hepsi hala eskilerin elinde… Müslümanlar yeteri kadar bilinç sahibi değiller. Yıllarca, halkın dinden uzak kalması için çalışılmış, böyle bir durumda halka İslami şuur vermekten başka yolun olmadığını güzel bir dille anlatmaya çalışıyordu, bunun için okullar açın, Kur’an eğitimi ve şeriat eğitimi için medreseler açın, Müslümanları halka sevdirecek sosyal girişimlerde bulunun, ama kim anlar. Son olaylarla ilgili olarak da Gannuşi; “Onlara eğer bir protesto edeceklerse, bir uygulama ile ilgili tepkilerini ortaya koyacaklarsa bunu kurallar çerçevesinde yapmalarını, hükümeti haberdar etmelerini istedik, ama aldığımız cevap; siz kim oluyorsunuz ki sizden izin isteyelim oldu.” Diyor.

Ben bu açıklamaları duyduğum zaman aklıma Ömer bin Abdülaziz’in Kufe valisinin Hariciler ile yaptığı görüşmeler geliyor. Ömer bin Abdülaziz valisine özellikle onlara karşı müsamahalı olmasını, sabırla onları ikna etmeye çalışmasını emrediyor. Tabi vali halifenin emirlerini çeşitli sebeplerle harfiyen yerine getirmek zorunda hissediyor kendi. Harici tarafı da şımardıkça şımarıyor. Sürekli ayak sürüyor, olmadık şartları masaya koyuyorlar. Ömer bin Abdülaziz’in valisi ise mecburen müsamahalı davranmak zorunda kalıyor. Ta ki Ömer bin Abdülaziz’in vefat ettiği haberi kendisine ulaşıncaya kadar. Son toplantı için Haricilerin temsilcileri içeri girince atmosferin değiştiğini anlıyorlar, ama Ömer bin Abdülaziz’in vefatından haberdar değiller. Tekrar şartlarını sıralamaya başladıkları anda vali sert bir şekilde elindeki gürzü masaya indiriyor. Bu, Ömer bin Abdülaziz’in vefatının ilanıdır. Harici heyeti bilatereddüt; “Ömer bin Abdulaziz vefat etmiş” diyorlar.

Nasihat gibi bir niyetim yok ancak, bizi bu kadar zor durumda bırakan kardeşlerimiz Ömer bin Abdülaziz gibi kendilerine davrananların kıymetlerini bilsinler. Onların her yaptıklarının doğru olduğunu savunmuyorum. Bana göre de yanlış olan çok şeyleri var. Ama bu onları bu kadar zor durumda bırakma hakkını hiç kimseye vermez. Bir Müslüman’a hiç vermez. Bütün dünya bu az dahi olsa gelecek va’deden başarıları boğmanın hesabını yaparken biz de dünya küfrünün değirmenine bilerek veya bilmeyerek su taşımayalım.

Allah hepimize akıl fikir versin…
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar