Müslümanlardan İslam'a Karşı Devrimler

Dünya ve ahiretin huzur ve kurtuluşu İslam'dadır. Amenna!

Duymamız, görmemiz ve zinhar ibret almamız gereken ise yüce İslam'ın ağır yaralı oluşu ve Müslüman dünyasının da “huzur ve kurtuluşun” dışında olduğu gerçeğidir.

Ümmetin Şiileri ve Sünnîleri kardeş yapan onca “BİRLERE” rağmen ilişkilerdeki “kin, nefret ve öfkenin..” izahı zordur.

Peki neden?

“Azınlık Müslüman, çoğunluğa; en haksızı, en haklıya..” şaşırtıcı bir şekilde saldırıyor. Konuşması gereken susuyor, susması gereken konuşuyor. Acı, elem ve vahşette yaşanmamış İLKLERE imza atılıyor.

Kürtçede meşhurdur; “golika malê, ji gayê malê natirse” (evin buzağısı, evin öküzünden korkmaz) diye. Durum, bunun da ötesinde. Mesele derin ve ciddi.

*İslam; kendi diyarında kendi evladından “KARŞI DARBELER” yemiş.

İnsanlar değişiyor; fikirler doğuyor, değişiyor. Allah'ın dini kaim ve daim kalıyor; ancak İslam'ın tabileri; Hakk Din'e operasyonlar düzenliyor; dini kendine, menfaatlerine uyduruyor.

Din de, çiçek gibi dalında güzeldir; aslından uzaklaştırıldıklarında, “küfr, cehl ve zulmün” eline düşer; “şifa yerine “dehşet” saçarlar.

İhtilaf ve intikamın sebebi belli. “..Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki çekememezlik sebebiyle ihtilâfa düştüler. Ve kim Allah'ın âyetlerini örterse, muhakkak ki Allah, hesabı çabuk görendir.(Al-i İmran 19). Demek ki; ilim sahiplerimiz; yan çizmiş; AYETLERE iftira atmış ve Allah da bizleri perçemimizden yakalamış. Hakikatlerimiz; karşı devrimler yemiş.

 Karşı Devrimler; Müslüman ırk ve mezheplerin ekserinde olmuş, olmaktadır.

*Sünnî dünyada bir İslam inkılâbı henüz olmamıştır. Bu Müslüman kesim; bir İslam inkılâbına ulaşmanın çeşitli sancılarını yaşıyor; süreç çok sancılı geçiyor.

Örneğin Türkiye'de Sn. Erdoğan gibi bir lidere rağmen henüz, “işgalcilerin dayatması Milli Şeflerin Kemalizminin eleştirisi” dahi gereğince yapılamamakta. Eski, -çoğu RED ve İNKÂRLARIYLA, tüm haşmetiyle durmaktadır. Diğer ülkelerde de durum benzer.

Hâsılı kelam; Sünni kesimde, dine karşı din demek olan Emevi Sultası ve mühendisliği ekser alanda hala devam etmekte.

*Şii Dünyası, asıl karşı darbeyi yiyen kesim olmuş. Başı çeken İran'a bakıldığında; çelişkiler yumağı. Yezid/Emevi sultasına karşı Hüseyni Masumiyeti ilke edinen bu kardeşlerimizin mevcut uygulamaları adeta “tarih, kültür, İslam İnkılabının..” RED ve İNKÂRI gibidir.

İmam Humeyni'li İslam İnkılabının ümmetçi söylemleri ayaklar altında. “Ey asker kardeş, neden kardeşini vuruyorsun? Doğuya da Batıya da hayır, (sadece) İslam Cumhuriyeti. Ya eyyuhe'l Muslimun ittehidû, ittehidû(ey Müslümanlar birleşiniz). Merg ber Rusya! (Rusya'ya, Amrika'ya, israil'e ölüm)…”  Bu sloganların meydanlarında yeller esmekte.

Önce Ahmed-i Necat gibi asıl devrimin evlatları, “Asabileşmiş Kumî/Kumsal” kültüründen darbe yedi. Sonra Müslüman cihad cepheleriyle ilişkiler yeniden düzenlendi.

Ortadoğu'nun vahi topraklarında “masum, eli kardeşkanına bulaşmamış kişi, örgüt, kurum ve devlet” elbette kalmamıştır. Her Müslüman, “tevbe-i nasuhla” Şedid'ul İkab'ın dergâhına varmadan açtığı yaraları derman etmeli.

“Müminler kardeştir”; ancak kanlı bıçaklı; “Şeytan'ın hilesi zayıf”; ama yaman yakalamış. 

İranlı yetkililere diyeceğim; Erdoğan da masum değil denilebilir; ama ondaki; “Benim şii ve Sünni diye bir dinim yok” deyip “boğumlanan dili” ve “buğulanan gözleri” diğerlerinde de olmalı! Haleb'in düşmesine “zafer” demeyin! Çünkü Halep düşer; ama fetholunamaz.

 Zalim diktaların elinden kahrolmuş, anası ağlamış, dengesini yitirmiş; serseri kurşuna dönmüş; önce kendini, sonra dönüp başkalarını da yakmış olan paramiliter cephelerin dehşetleri, dehşetlerinizin gerekçesi olamaz. Sizler, çeteleri değil(!) devlet yönetiyorsunuz.

Hesap zor, kayıp büyük olmadan” Selam ve dua ile.

Önceki ve Sonraki Yazılar