O büyük kurtarıcı

Her tarafta ateş çukurları. Her taraf kan ve gözyaşı. Ölenler, yaralananlar, kaçanlar, ilticalar, mülteci kampları, açlık, soğuk; zamanın gadrine uğramış bir ümmet.

Tarihin belirli dönemlerinde daha acıklı ve elim olaylar yaşanmış. Bu ümmet nice Haçlı seferleri yaşadı, Moğol saldırılarını gördü.

Haçlı seviciler pek dile getirmese de, şehirlerimiz tarumar edildi, ibadethanelerimiz kan gölüne çevrildi. Aynı Amerikalıların, Irak'taki camilerin içerisinde, namaz ehlini kurşuna dizmesi gibi…

Moğol saldırılarında vahşet o kadar dehşet vericiydi ki, Müslümanların elleri yanlarına düşmüş, bırakın kılıç kullanmayı, kendilerini savunacak kalkanları bile kaldıracak mecalleri kalmamıştı.

Müslüman liderler bölgesel çıkarlar peşinde koşarken ümmetin çıkarları heba olmuş, Haçlı veya Moğolların kılıçlarından medet umar hale gelmişlerdi.

İnsanlar ufka bakar olmuşlardı. Acaba bir kurtarıcı gelecek mi diye. Evet, var mıydı böyle bir ihtimal? Ümmetin ellerinden tutacak ve onları eski aziz günlere kavuşturacak bir yiğit çıkacak mıydı?

Her seferinde Allah bu ümmete acımış ve bir kurtarıcı göndermişti.

Kudüs'ümüz elden çıkmış, ümmet topraklarında Haçlı kontlukları kurulmuştu. Örneğin Urfa ve Antakya'da, Mescid-i Aksa'da akıtılan Müslüman kanı bir atın dizine ulaşacak hale gelmişti. 

Hal böyle iken, günümüzde “Ümmetin yetimleri” olarak adlandırılan Kürtlerden bir komutan çıktı: Selahaddin-î Eyyubi. Bu yiğit komutan, Kudüs için çektiği kahırdan dolayı doğru dürüst yemek yiyemez, uyku uyuyamaz hale gelmişti. İnsan toplulukları arasına dalıp; “Ey Müslümanlar! İslam için! İslam için!” diye bağırıyordu.

En sonunda beklenen gün geldi. 1187 yılında, Hittin zaferi sonucu Kudüs tekrar ele geçirildi. 461 yıl Müslümanların elinde kalan Kudüs, Haçlıların ele geçirmesiyle 88 yıllık bir esaret dönemi yaşamıştı. Sonra 1187'de o büyük kurtarıcı geldi.

Tabi düşman bir değildi. Avrupalı düşmanların yerini Asyalı düşmanlar aldı. Moğol vahşetinin sınırları Haçlılarınkini arattıracak nitelikteydi. Harezm ülkesi tahrip edildikten sonra Nişabur, Merv, Herat ve Bağdat gibi şehirlerimiz tarumar edildi.

Eyyubi Meliki Kamil, Meyyafarikin'i (Silvan) yiğitçe korumasına rağmen kıtlıktan dolayı teslim oldu ve kendisi de dâhil tüm askerleri kıyımdan geçirildi. Anadolu şehirlerinden Erzurum, Erzincan ve Kayseri'de katliamlar yaşandı. Süryani tarihçi Ebu'l-Farac'a göre; sadece Kayseri'de 10.000'e yakın kişi katledildi.

Fakat Allah bu ümmetin kurtarıcısını, Memluk olarak adlandırdığımız köle insanların arasından çıkardı. Sultan Baybars komutasındaki Müslüman ordu, 3 Eylül 1260 yılında Ayn-ı Calud savaşında Moğolları imha etti.

İslam coğrafyasının içinde bulunduğu filli durum, bu iki dönemi andıracak türden olaylara sahne olmaktadır. Bilmem Allah bu ümmete bir Hittin savaşı ve Selahaddin gibi bir komutan daha bahşedecek mi? Ya da bir Ayn-ı Calud gibi bir zafer ve Baybars gibi muzaffer bir komutan daha nasip edecek mi?

Gözlerimiz ufukta…

Önceki ve Sonraki Yazılar