M. Zülküf YEL

M. Zülküf YEL

ODTÜ'lü Ebu Cehiller

Ortadoğu Teknik Üniversitesi yerleşkesinde ODTÜ Meclis Topluluğu tarafından Siyer Araştırma Vakfı Başkanı Muhammed Emin Yıldırım'ın katılımıyla düzenlenen programa katılmak isteyen öğrenciler, solcu grupların bıçaklı ve sopalı saldırısına uğradı.

Etkinliğin düzenlendiği caminin çevresinde bıçaklarla dolaşan saldırganlar, camiye gelmek isteyen ve aralarından başörtülü bayanların da bulunduğu öğrencilere saldırarak kovaladı. Saldırılarda biri yabancı uyruklu, üç öğrenci darp edildi.

Aynı zamanda, Afrika'daki mazlumların içme suyu ihtiyaçları için kuyu açma faaliyetlerine katkıda bulunmak için stant açmış olan hayırseverler de bu saldırılardan nasiplerini aldılar.

“Deniz Gezmiş parkalı eşkiyalar”, zihinleri bulandırmak için bu saldırılarını meşru göstermeye çalıştılar. IŞİD'ten girip Özgecan'dan çıktılar. Bir araya hiç gelmeyecek mevzuları garip bir şekilde cem' ettiler. Yalanlarıyla mezarlarındaki Ebu Cehil'lere şapka çıkarttılar. Ebu Cehil bile bu kadarını becerememişti. Torunlarının bu becerisi karşısında hayretten parmağını ısırdı ve “emanetim emin ellerde”, dedi. Saldırılarını haklı çıkarmak için yapmış oldukları açıklamayı okuduğumuzda, aklımıza, “dam başındaki saksağan” geldi. Sanırsınız ki, ülke işgale uğramış da bu vatan kurtaran şabanlar, ülkeyi istiladan kurtarmış. Durumdan vazife çıkaran Ebu Cehil zihniyetli İslam düşmanları, saldırganlıklarını ve zorbalıklarını çarpıtarak kamuoyunu yanıltmaya çalıştılar. Yaşanan hadise, tek kelimeyle Ebu Cehil'lerin Muhammedî'lere tahammülsüzlüğünden ibarettir.

Ankara'da yaşanan bu hadise; kara yüzlü, kara fikirli, gerici zihniyete sahip İslam düşmanlarının yobazlıklarını bir kez daha ortaya koydu. Bilimden ve fikir özgürlüğünden bahsedenlerin fikirlere düşmanlıklarını ve fikirlerden korktuklarını bir kez daha gösterdi.

Bu zihniyet sahipleri bilmelidirler ki; en büyük gericilik, farklı fikirlere tahammül edememektir. Fikre karşı şiddet kullanmaktır. Bu tahammülsüzlüğün adı, çağdaş Ebu Cehil'liktir. Özgürlüğü dillerinden düşürmeyen ve her fırsatta yasak ve baskılara karşı olduklarını söyleyenler, ellerine bir fırsat geçtiğinde kimseye hayat hakkı tanımamaktadırlar. Bu zihniyete sahip olanlar ve baskılardan şikâyetçi olduklarını söyleyenler, bu ülkede muktedir olurlarsa dindarlara karşı nasıl bir tavır alacaklarının ipuçlarını vermektedirler. Kastettikleri özgürlük, sadece kendileri içindir.

Bir insan, Hz. Peygamber için yapılan ve evrensel mesajlar taşıyan bir etkinlikten niçin rahatsız olabilir? Bilim ve ilim mekânları olması gereken üniversitede camiye gidenler neden bıçak ve sopalarla kovalanır? Başörtülü bayanlara niye saldırılır? Bütün bu tahammülsüzlüğün nedeni nedir? Evet, bir şairin deyimiyle, “ Ebu Cehil ölmedi, kıtalar dolaşıyor.” Çağımızın İslam düşmanları ODTÜ'yü işgal etmiştir. Bu İslam düşmanları senelerdir bu üniversitede terör estiriyor. Devlet ise, bunu seyrediyor, bu durumu kabullenmiş. Buraları çiftlik olarak gören faşist zihniyetli sefiller, en ufak bir faaliyete müsaade etmemeye çalışıyorlar. Fikre karşı kaba kuvvet kullanıyorlar. “Özgürlük” diye nara atanlar, şiddeti kutsallaştırmışlar. Bunların kıbleleri şiddet ve terördür.

Bu öğrenciler, birkaç yıl sonra belki de toplumda belirleyici birer aktörler konumuna gelecekler. Bu gün bunları yapanlar, yarın muktedir oldukları zaman neler yapmazlar ki...

Tüm İslam düşmanları, kara yüzlerini gizlemek için kara propagandaya başvururlar. Ankara'nın eşkiyaları da sürekli aynı yolu izliyor. Fikri faaliyetleri “gericilik” olarak niteleyip terör estiriyorlar. Stant açmak ve seminer vermek gericilik oluyor da, üniversite bahçesinde insanlar mescide , seminere gitmesin diye bıçaklarla ve sopalarla kovalamak ilericilik mi oluyor? Yesinler sizin ilericiliğinizi! Sizin gibi orman kaçkınlarının nasıl ilerici olduğunuzu biz biliriz. Medeniyet ve insanlıktan nasibini almamış olan, Deniz Gezmiş parkalı eşkiyaların terör nostajisi ile, şehirleri eşkiyalık merkezi haline getirmeye çalıştığı herkesin malumu. İslam'ın mesajı insanlara ulaşmasın diye, o günkü Mekke toplumunda teneke çalıp gürültü çıkaran zihniyet, bu gün de insanlar Muhammedî mesaja kulak vermesinler diye insanları bıçak ve sopalarla kovalıyorlar. Sermayesi buz olanın korkusu, güneştendir. Ebu Cehil ve anavesi tarihin karanlık sayfalarından fırlamış, teneke çalmak yerine bu sefer insanları bıçaklarla kovalamayı tercih etmişlerdir.

Propaganda kelimesi icat olalı, mayası komünizm olanlar için her yalan mübah oldu. Din düşmanlığını, IŞİD'e karşı olma maskesi ile gizlemeye çalışanların hezeyanlarına artık kimse inanmıyor.

Eğer fikirlerinize itibarınız varsa, ışıktan ürken yarasalar değilseniz niye fikirlerinizle konuşmak yerine boynuzlarınızı kullanmayı tercih ediyorsunuz? Fikirlerden bu denli niye korkuyorsunuz? Gerici ve komünist artığı fikirleriniz ile beyinlerini iğfal ettiğiniz insanların İslam ile uyanmasından mı endişe ediyorsunuz?

Ey Ebu Cehil'in torunları, dedeniz bile bu Muhammedî nuru söndüremedi ve siz de muvaffak olamayacaksınız. İman ve İslam güneşi, insanlığın ufkunu ve mazlumların yüreğini nuruyla aydınlatacaktır.
 

Önceki ve Sonraki Yazılar