Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Okullar tatil olurken

Eğitim öğretim yuvası olan okullar, bizlerin ve yavrularımızın geleceğinin şekillendiği, istikballerinin belirlendiği kurumlardır. Dinimizin ilk emri; “İqra (oku) ”dur. Eğitim-öğretim, kız-erkek her birey için Allah’ın emri olup, farzdır. Her ebeveyn, özellikle de baba, devrin şartlarına ve kendi imkânlarına göre evladını yetiştirmekle mükelleftir. Kız erkek ayrımı yapan veya görevini ihmal eden ebeveynler, İndallah’ta mesuldür. Bu, işin aslıdır. Bir de işin faslı olan diğer yönü vardır ki bu da gelip çatan tatildir. Çocuklarımız, ister kurumlarda verilen örgün eğitim, isterse de kurum dışı verilen yaygın eğitim ortamlarında okusunlar, hepsi de tatili hak ediyor.

Çocuklarımız, tatili dört gözle bekledi durdu. Zaten ruh ve beden sağlığımız için tatil, bir ihtiyaç da sayılır. Mü’min için tatilin de şartları vardır. Modernizmin, sağdan yanaşan şeytan kılığına girdiği; Köroğlu’nun da, “Tüfek icat oldu mertlik bozuldu.” dediği çağımızda; “nesil ve zihin emniyetimizi” sağlamak için eğitim sürecini iyi değerlendirmek durumundayız.

Gerekli gereksiz birçok bilgi ile doldurulan ders kitapları; Avrupa’nın çoktan bıraktığı ancak bizim hala bilimsel kabul ettiğimiz birçok gereksiz konular, ebeveynlerin tükenmeyen istekleri, okulların ortamı... Çocuklarımızı hayli yordu ve yoruyor. Hastalık saçan dijital teknoloji, sosyal medya gibi yayın organları da yeni nesli esir almış, zihinleri kirleterek zehirlemiştir. İşte bütün bunlarla cedelleşen öğrenci nesli, tatili hak ediyor ama dikkat edelim tatil ile beraber tüm hayatları da tatil olmasın. Çocuğun, “Fayda getirmeyen ilim ve işlerle meşgul olması, hayatının tatil edilmesi anlamına gelir. Birçok ayet ve hadiste, “boş/ faydasız ilimlerin şerrinden” Allah’a sığınma” salık verilmiştir. Evliyaullah’ın tembihi, duası da bu yönde olmuştur.

Kir kelimesi, esasen hayatımızın her alanını ilgilendirir. Kötü bir yaşam ile İnsan hayatı kirlenir. Terbiye, edep ve hayânın dışına çıkan bir ahlak mutlak kirlidir. Hayatımızın fıtrî ve zorunlu ihtiyacı olmayan araç-gereç ve teknoloji de kirden başka bir şey olamayacaktır. Ülkemizde; alt gelir insanının dahi, altı ayda bir telefon değiştirmesi zaruretten olmadığı için israf ve sömürüye hizmet olacaktır. Gençlerde gelişmekte olan duruma göre “giyim-kuşam değiştirme” eğilimi de gençliğimizin ruh ve beden sağlığını bozan heveslerdir. Ataların deyimiyle; çiçek dalında güzeldir. Gençlik kendisi olarak değil, bir başkası olarak görünme ve yaşama eğilimine doğru gidiyor.”Hevesleri kursaklarında kalmalıdır. Kızını dövmeyen dizini döver. Nush ile uslanmayanın hakkı kötektir...” demek istemem ama “kanları delice akan” gençliğe bir dizgin, bir uyarı da şarttır. Hayıflanma belirten ataların uyarısına bakalım: “Gençler bilseydi, yaşlılar da yapabilseydi.”  Bilinmelidir ki yaşlıların tecrübelerini, gençliğin enerjisiyle birleştiren gençlik, hayata gülümseyip mutlu olabilir. Son gülen iyi güler ama ilk gülen de nihayetinde hep gül yerine diken dermiştir. Bu durumu gençlerimize aktarmalıyız.

Gittikçe evdeki yaşlılarla (dede, nene) birliktelikten sıkılan, ebeveynini evde yalnızlaştıran; biatleştiği sosyal medya ile hasbihal olup “külbe-i ahzan” (Hz Yakub’un Yusuf’u için ağladığı yer, Hüzün kulübesi)’ne çekilen bir gençliğe doğru gidiyoruz. Ayrıca dinî duyguların zayıflamasına paralel olarak kontrolden çıkan kişi, aile, toplum hatta devlet denen erki dahi tehdit eder konuma gelen bir de sokak kültürü mevcuttur. Bu kültür Doğu’da; halkın adet ve inançlarına tamamen ters olan illegalitenin isteği doğrultusunda ve kontrolündedir. Hoş tamam da, bütün bunlara; “bî çara mi yoksa, bir çare” olarak mı bakmalı? Ne yapmalı?

Yaz tatili ile önümüze koca bir imkânlar süreci geliyor. Maddî kirden daha çok zehirleyici olan manevi kirleri gidermek, çocuklarımızı fıtrata uygun yetiştirmek için onları eve kilitlemenin çare olmayacağı açık. Çocuğunu İslamî cemaat ve muhafazakâr çevrelerden uzak tutan ebeveynlerin kulağı çınlasın. Tatili de vesile ederek çocuklar, mutlaka ‘dinî bilgi ve terbiyenin de pekiştirileceği bir dernek, kurs veya vakıf çevrisiyle’ tanıştırılmalı. Bunda, tabi ki secici olmak da gerekir. Seçici olurken de ölçümüz; çocuğumuzu emanet ettiğimiz çevrelerin; Hakk yolunda çektikleri çileler ayrıca, bunların seveni ve sevmeyenlerinin gerekçeleri ve kimlikleri esas olmalıdır. Çocuklarımızı tanıştırdığımız teknoloji, onlar için zarurî ve derslerine yardımcı olacak türden olmalı. “İsraf haramdır” ilkesini her alanda kavratmak şarttır. “Yenisini giymek güzeldir ancak daha da güzel olan; temiz ve yakışanı giymektir.” esası öğretilmelidir. Aileler; çocuklarının özellikle “aksakallı, bilen, düşmüş-kalkmış, zanâ, ata” denilen kişiler (dede/nine)ile tanıştırmalıdırlar. Aile bütünlüğü ve nesiller arası bağ, ancak bu yolla sağlanabilir. “Büyüğe, ataya saygı göstermek, akrabayı tanışma vesilesi...” kılmak ve onlardan dua almak, gençliğin maddî-manevî gelişimi ve mutluluğunun vesilesi olacaktır. J.Jack Rousseau, Emile romanında örnek çocuk olarak sunduğu Emile’nin hayatı; şehrin kir ve hilesinden çıkarılıp, bakir ortamın olduğu kırsaldaki sütanneye verilen Peygamberimizin hayatından bir esinlenme olduğu unutulmamalıdır.

Hasılı kelam, çocuklarımızın az da olsa ev, aile ortamından çıkarılıp güvenli ortamlara verilmesi şarttır. Öz güvenlerinin pekişmesi, geleceğin zorlukları için güçlü sosyal çevre ve arkadaşlıklar edinmeleri için bu durum olmazsa olmaz bir şarttır. Unutmamak lazım; “anne kuzusu” olarak büyütülen çocuklar, geleceğin zorluklarına karşı daha zayıf olurlar.  Çocuklar bize Rabb’imizin emanetidirler. “Hepimiz çobanız ve hepimiz güttüğümüzden de sorumluyuz.” Hadis-i şerifi kavlince yaşama şuuru ve dua ile. (Haftaya devam)

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.