O'nu Anlamak

Allah Teâla’nın yüklediği sorumlulukları büyük bir gayretle yerine getirmeye çalışan, yürekleri İslam’la atan, inandıkları İslam’a hiçbir şeyi karıştırmayan halis Müslümanlar anlayabilirler onu! Dünyalıklara ehemmiyet vermeyip İslam’ın ardına düşen, yürekleri ilahi aşkla tutuşan, büyük bir şevkle hakikatin ardından koşanlar kavrayabilirler!

Yorulma bilmez azme ve her an kendisini yenileyen tükenmez enerjiye sahipti. Tembellikle, pasiflikle, ilgisizlikle, ihmalcilikle ve üşengeçlikle tanışmamıştı hayatında. Hatta bunlara karşı şiddetli bir savaş başlatmıştı. Harıl harıl akan büyük nehirler, büyük bir coşkuyla sularını aşağılara sarkıtan şelaleler ya da dalgaları ard arda hareket edip sahillere şiddetlice çarpan coşkun denizler gibiydi. İslam’ın ortadan kaldırıldığı, var olanın da yok edilmesi için çalışıldığı bir ortamda Müslümanların durma ve ihmal etme gibi lükslerinin olmadığını söyleyerek gece gündüz çalışıyordu. Günlerce, hatta aylarca yatağına uzandığı görülmezdi. Uykusu çok bastırınca, çalışma koltuğuna yaslanıp kısa bir müddet kestirir, uyanınca büyük bir enerjiyle çalışmasına devam ederdi. Müslümanların çokça çalışmaları, gayret ve çabalarının İslam’ı yok etmek için çalışanlarınkinden daha fazla olması gerektiğini, aksi taktirde hedefi tutturmalarının zor olduğunu ileri sürerdi.

Şeyh Said Hazretlerinin idam edilmesinin ardından İslam’ın kokusunun geldiği her şeyin yok edilmesi, İslami faaliyetlere müsaade edilmemesi, İslami eğitim kurumlarının ortadan kaldırılması, İslami gayret içerisindeki Müslümanların engellenmesi, kimi zaman ağır cezalara çarptırılması İslami çalışmalara imkan tanımamıştı. Bu sıkıntı İslami mücadelenin oturacağı bir tecrübe zeminine de müsaade etmemişti. Ancak, Müslüman bir toplumun göz göre göre İslam’dan uzaklaştırılması, rejimin eliyle ilhadın yayılması üzerine harekete geçen Şehid Rehber, bu gidişin tersine döndürülmesi, toplum hayatından çıkartılan İslam’ın Müslüman toplumun hayatını kuşatması için birilerinin ellerini taşın altına koyup hayatı bir tarafa bırakması ve kendilerini İslami davaya vakfetmesi gerektiği bilinciyle hareket ediyordu. İslami harekete faaliyet zemini oluşturma ve sağlam temellere oturtma imkanı bulmak için mahalle mahalle, köy köy, şehir şehir dolaştı. Sarp dağlara ve geçit vermeyen tepelere tırmanıp uzak yerleşim yerlerine gitti. İmkansızlıklar içinde bulunduğu, binilecek bir arabasının dahi olmadığı, İslami davadan başka bir işi meslek edinmediğinden maddi imkanlardan yoksun kaldığı bir dönemde İslami harekete zemin hazırlamak için yapılan çalışmalar yıllar sonra meyvesini verecekti. Bu zor şartlarda çalışarak, koşturarak, zamanını yollarda geçirerek ve karış karış dolaşarak İslami mücadelenin temellerini attı.

Bu, ihlasa dayanan bir dava ve bir sevda yürüyüşüydü. Takva ve ihlas çimentosuyla bina etmeye çalıştığı hareketi sağlam temeller üzerinde yükseltmeye çalıştı. İslam düşmanlarının taptaze fidanken yok etmek için dört koldan yüklendiği birçok gencecik delikanlının şehid edildiği bu ihlas yürüyüşü şehid kanlarıyla sulanınca daha fazla bereketlendi.

Onu şehid edenler, diktiği ağacı kurutmaya, büyük bir ihlas ve samimiyetle temellerini attığı davanın hayat bulmaması için yok etmeye and içmişlerdi. Onun tedrisinden geçen insanların çoğunluğunu ağır işkencelerden geçirerek, zindanlara doldurarak ve ağır cezalar vererek bitirmeyi tasarladılar. Bu ağır darbeler neticesinde bu sevdadan en küçük bir eserin kalmayacağını tasarlıyorlardı. Kendilerince bitirip tüketmişlerdi. Matematiksel hesapları ve tecrübeleri bunu gösteriyordu. Daha önce aynı durumda olup darbe vurdukları birçok hareketi tarihin içine gömmeyi başarmışlardı.

Ancak, anlayamadıkları bir şey vardı. Bunun ilahi bir yürüyüş olduğunu, köklerinin takva ve ihlas üzerine bina edildiğini, bu yolda şehid düşenlerin Allah için canlarını feda ettiklerini, onların bereketli kanlarının her zaman meyvesini vereceğini anlayamıyorlardı.

O'nun her şeyi davaydı. Davanın güçlenmesi, gençlerin İslami yürüyüşteki yerlerini alması, toplumun İslam’la tanıştırılması, İslami yaşantının belirgin bir şekilde toplumda hissedilmesi bütün dünyalara bedeldi onun için.

Ardında büyük bir miras bıraktı. Aynı azmi ve aynı iradeyi gösterebilirsek temellerini attığı davayı çok daha ilerilere taşıyabiliriz. Kur’an ve sünnete dayanan bu sevda çok şey bekliyor bizden. Çabalarımızı en üst seviyeye çıkarıp bizi engelleyen her şeyi elimizin tersiyle ittiğimiz zaman bu onurlu yürüyüşte derin etkiler bırakabiliriz.

Aslında O’nun mirası Müslüman gençliği bekliyor. Dava mirasını sırtlayıp O’nun gösterdiği azim ve iradeyle çabalamaları, hikmetle hareket edip faaliyet alanlarını ve etraflarını adım adım İslamileştirmek için yoğunlaşmaları gerekiyor. Ancak bu şekilde başarı olur ve dava menziline daha fazla yaklaştırılabilir. Ancak bu şekilde Şehid rehber yeterince anlaşılabilir ve derk edilebilir.

(Hürseda Haber)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar