M. Zülküf YEL

M. Zülküf YEL

Ortadoğu'da oyun yeniden kuruluyor

Türkiye'nin yaşadığı darbe girişimi sürecinde Batı, Türkiye'nin meşru yönetimine tamamıyla sırt çevirdi. ABD'nin tavrı saat saat değişti. İşin rengi belli olunca ağız değiştirdi. Yine de kuklalarına ve tetikçilerine sahip çıkma telaşıyla, darbecilerin hukukunun korunması çağrısı yaptı. Hatta Batılılar o kadar ileri gittiler ki, perde arkasında Türkiye'ye karşı yürüttükleri düşmanlığı, aleni olarak dile getirmekte herhangi bir beis görmediler. Türkiye'nin NATO üyeliğinin tartışmalı hale gelebileceğini dile getirip aba altından sopa gösterenler oldu. Bunun mukabilinde Türkiye kartlarını yeniden açtı. Ortadoğu'da sil baştan diyebileceğimiz bir sürecin inşasının işareti verildi, hatta ilk adımı atıldı. Bütün dengeleri ve siyasi denklemleri etkileyebilecek böylesine bir adımı beklemeyen Batı'yı büyük bir telaş sardı. Türkiye, Rusya ile arasındaki siyasi gerilimi giderecek adımlar attı. Hatta çok kısa sürede büyük bir mesafe alındı. Böyle devam ederse Türkiye'nin ve Rusya'nın stratejik müttefik olmaları kaçınılmazdır. Öncelikle ekonomi konusu öncelenerek inşa edilen bu zemin, zamanla diğer sahaları da içerisine alabilir. Bu işbirliği, Türkiye için yeni bir eksen ve kuşak anlamına gelebilir.  Görüldüğü kadarıyla Türkiye, küstahlıkta haddi aşan Batı'ya, alternatifsiz olmadığını ve kendilerine mutlak anlamda bağlı olmadığının mesajını vermek istemektedir. Türkiye-Rusya ilişkilerinin hangi düzeye ulaşacağını zaman gösterecektir. NATO üyesi olan bir ülkenin, NATO üyeliğinden ayrılmadan, yeni bir eksende stratejik ortaklığını hangi düzeyde inşa edebileceğini zaman gösterecek. En çok öne çıkan ihtimal, tamamen eski eksenden kopmadan yeni eksende kendisine hatırı sayılır bir yer edinerek denge politikası takip etmek ve Batı blokuna yabana atılabilecek veya şantaj yapılacak bir müttefik olmadığını göstermektir. Yani bir yerde Batı'nın burnunu sürtmektir.

Özellikle ekonomik anlamda böyle bir hamleye iki ülke de ihtiyaç hissediyordu. Son zamanlarda düşen petrol fiyatları ile neredeyse iflasın eşiğine gelen Rusya, Suriye'deki savaştan dolayı, büyük bir ekonomik dar boğaz ile karşı karşıya kaldı. Batı ve Rusya'nın şu anki gerilimli ilişkileri göz önünde bulundurulduğunda, uluslararası piyasada oluşturulacak bir spekülasyon neticesinde, petrol fiyatları dibe vurabilir. Böyle bir tablo, Rusya için ekonomik felaket demektir. Türkiye ise, Rusya açısından her yönüyle, yani hem ithalat, hem de ihracat açısından son derece cazip bir pazardır. Batı'nın, darbe girişiminden aylar evvel, neredeyse Türkiye'deki meşru hükümeti gözden çıkardığını ve darbe sürecinde bunu alenileştirdiğini gören Rusya, fırsatı kaçırmadı. Darbenin ilk anlarından itibaren Türkiye'ye destek veren Rusya, bunun karşılığını almaya başladı. Şu an 100 Milyar Dolar'lık bir ticaret hacminden bahsediliyor. Bunun anlamı, ekonomik anlamda büyük gelişmelerin olacağıdır. Böyle bir ticari ivmenin yakalanması, ekonomik anlamda her iki ülkeyi de rahatlatabilir. Özellikle iki ülkenin kendi aralarındaki ticarette Lira ve Ruble'nin kullanılacağını açıklaması, önemli bir gelişme olarak değerlendirilebilir. Zira bu adım, Şangay İşbirliği Örgütü ülkelerinin kendi aralarında milli para birimlerinin kullanmalarını karara bağlamaları ile bir arada düşünüldüğünde,  dış ticarette Euro ve Dolar hegemonyasının kırılması hususunda da alınan önemli bir mesafe olarak değerlendirilebilir. Daha evvel Rusya ve Çin arasında da bu yönde bir anlaşmaya varılmıştı. Bu adımların devam etmesi halinde, uluslararası ticarette Euro ve Dolar baskısı kırılabilir. Türkiye'nin yakınlaştığı ve ileride katılma olasılığı bulunan Şangay İşbirliği Örgütüne üye ülkeler, Dünya enerjisinin önemli bir kısmına hükmetmektedir. Türkiye'nin bu eksene entegre olması ve beraberinde İran gibi ülkelerin bu eksene eklemlenmesi, siyasi ve politik dengeleri alt üst edebilir ve birçok ezberi bozabilir.

Bu işbirliğinin Suriye'ye de elbette yansıması olacaktır. İki ülkenin çıkarlarının öncelendiği bir Suriye politikası üzerinde çalışılacaktır. Böylelikle Türkiye'nin sürüklenmek istendiği siyasal yalnızlık çemberi aşılmış olacaktır. Böyle bir denklemde, kilit konuma gelen Türkiye'nin Suriye tercihleri önemli olacaktır. Rusya'nın bu hamlesine karşılık, Amerika'nın Suriye'de Türkiye'yi daha fazla hesaba kattığı yeni bir politik süreç gelişebilir. Rusya ile geliştirilen ilişkiler herhangi bir sekteye uğramaz ise, PYD/YPG'nin manevra alanı önemli ölçüde daralabilir. Yani YPG'nin suyu Rusya cihetinden ısınabilir. ABD ise, sahadaki hesaba göre, desteğini yeniden gözden geçirebilir. En azından YPG'ye geçmişteki kadar pervasız destek sunmaz, diye düşünüyorum. Bütün bu toz duman arasında, belki de en fazla önemsediğimiz husus, buradaki mazlum sivillerin hava bombardımanlarıyla vahşice şehit edilmesidir. Fillerin tepiştiği bir arenada nazenin çimenler eziliyor. Türkiye bu hususta hassasiyetini dile getirip sivil katliamının son bulması için diplomasi yürütebilir. Türkiye, eğer Rusya'nın yaşam alanlarına yönelik bombardımanını durdurabilirse, büyük bir iş yapmış olur. Asıl başarı, masumların kanının dökülmesini engellemektir.  Büyük politik hesapların arasında, mazlumların hak ve hukuku önemsiz birer detay olarak görülmemelidir. Mazlum kadın ve çocukların kanları, tüm siyasi hesapların üzerindedir. Biz buna inanıyoruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar