Peygamber sevdalıları

Peygamber sevdalılarını tatlı bir telaş sardı.

Efendimiz (SAV)’in kutlu doğumunu en güzel şekilde anmak için platform görevlileri birebirleriyle yarıştı.

Siyer kitapları basıldı, video klipler çekildi, O Sevgili(SAV)’e en güzel şiirler, ezgiler sunmak için yürekler yarışta.
Yurdun dört bir yanında, bir coşku bir bayram havası esmekte.

Gönüllerde muştu muştu işlenen bir sevgi, bir aşk, bir muhabbet...

Resulullah (SAV)’in o derin ve engin hayatını anlatmak ve anlamak için yüreği yangın, gözleri yaşlı hatipler yine yollarda ve meydanlarda...

Meydanlarda ilahi vahyin sesi yankılanmakta: “Onda Allah’ı ve ahiret gününü umanlar için güzel bir örnek vardır.”(Ahzap, 21 )
Meydanlarda fertlere, toplumlara kurtuluş müjdeleri ve prensipleri tebliğ edilmekte.

Hayat yolumuzun bütün iniş ve çıkışlarını bilmek için O’nun temiz ve pak hayatına ihtiyacımızın olduğu vurgulanmakta...
“Hayat denizinde yolculuk yaparken Nebi’siz bir hayat metodu, kürekçisi olmayan bir kayığa benzetilmekte. Kılavuzsuz, ışıksız, nursuz ne kadar uğraşırsak uğraşalım gitmek istediğimiz yere varamayız.”

İşte o meydanlarda birey, aile ve toplum olarak cinnet geçiren bir cemiyete, Efendimiz (SAV)’in mesajı müjdelenmekte.
Bakın bu hakikati Nobel ve Oscar ödüllü yazar Bernard Shaw şöyle dile getiriyor: “İnsanların sorunlarının üst üste yığılarak neredeyse çözülemez bir noktaya ulaştığı günümüzde Hz. Muhammed (SAV)’e her zamankinden daha çok muhtacız. Eğer O(sav), aramızda olsaydı bütün sorunları oturup bir fincan kahve içme rahatlığı içinde çözerdik” diyor.

İnsan hayatının bir sorun yumağı haline dönüştüğü bir zaman diliminde yaşıyoruz. Her çilede feryatlar yükseliyor. Sevgi ve saygının yerini kin ve düşmanlık almış.

Önümüzde zevke, sefaya, eğlenceye müptela olmuş boş boş avare bir gençlik...

Bunun içindir ki meydanlara oluk oluk akan bir sevgi seli var.

Çünkü meydanlarda İslam’ın ilk yatılı üniversitesi dediğimiz Mescid-i Nebevide yetişen tarihin en seçkin şahsiyetlerinin, üstün dehaların hayatlarının menkıbeleri yankılamakta.

İşte Zeyd’in oğlu Usame, genç yaşta ordu komutanlığına atanıyor.

İşte Zeyd bin Sabit, vahiy katibi...

Allah Resulü (SAV) istedi diye İbranice ve Süryaniceyi 15’er günde öğreniyor.

Eşsiz cesaret, benzeri olmayan bir hasretle adeta gözleriyle cenneti gören bir hayat hikayesinin sahibi Enes İbn Nadr... Uhut’ta “Kabe’nin rabbine yemin ederim ki cenneti gözlerimle görüyorum ve kokusunu hissediyorum“ diyen şehit.

Bedir harbinde Resulullah (SAV)’in “Genişliği yeryüzü ve gökler kadar olan cennete koşunuz“ diyen sözleri karşısında “Oh, ne iyi, ne iyi!“ demeye başlayan ve şehit olan Ensar’dan Umeyr İbn Hammam…

Onları eşsiz kılan, ahirete olan imanları ve Efendimiz (SAV)’e olan sevgileri ve bağlılıklarıydı.

Bu hakikati Hz. Ali şöyle dile getiriyor: “Çocuklarınızı üç hasletle edeplendiriniz: Nebi sevgisi, Nebinin ehl-i beytinin sevgisi ve Kur’an okuma sevgisi. ”

Sad bin Ebi Vakkas ise şöyle diyor: “Çocuklarımıza Resulullah’ın sözlerini Kur’an surelerini öğretir gibi öğretirdik. Evlatlarım, bunları unutmayın, bunlar atalarımızın şerefidir.” derdik.

Efendimiz (SAV)’in sevgisini yüreğinde hisseden, günahlara karşı çelikten bir zırh giymiş gibi olur.

İşte meydanlarda yüreklere bu sevgi tohumu ekiliyor ve dillerde Onun adı zikrediyor.
 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar