Mehmet Güven ÖZER

Mehmet Güven ÖZER

Sanat sanat için değil Sanat toplum için Sanat insan içindir

İnsanın içindeki derin ve ince hislerin dışavurumudur sanat. Çeşitli şekillerde tezahür etmeleri ise sanatın kollarını oluşturmuş. Sanat dallarının “İzm”lere hizmet eder tarzda sunulması yaygın olarak başvurulan yöntemlerdendir. Bu durum sanatçının hayat felsefesine bağlıdır.

Belki de basit bir çizgi film diye algıladığımız “Tom ve Jery” dahi, ABD'nin dünya menfaatlerine hizmet etmektedir. Aynı “Şirinler” isimli çizgi filmde, Komünizmin propagandası yapıldığı gibi. Hoş bir ütopya olarak değerlendirilen Komünizm gibi, çizgi filmi de yine ütopik olarak tasarlanmıştır. Şirinlerin dünyasını yönetici olarak “Şirin Baba” idare eder. Herkes kabiliyetli olduğu hususta verimli olarak çalışır. Ne gariptir ki bir tek Şirine vardır ve bu da Komünizmin aile mefhumuna uygundur. Yani kadın orta malıdır. Gargamel diye bir düşmanları vardır. Buna benzer teşbihler çoğaltılabilir. Bu alandaki boşluğun doldurulması ve çocuklara İslami konuları eğlenceli bir şekilde öğretmek için yapılan “Keko” isimli çizgi filmi de zikretmemiz gerekiyor.

Ancak itiraf etmeliyiz ki, sanatı İslam'ın hizmetine sunma hususunda epey gerilerden yarışa katıldık. İran'da yapılan Ashab-ı Kehf, Hz. Meryem gibi dizilerin İslam coğrafyasındaki etkisini gözlemleyince, geçen bunca zamana hayıflanmamak elde değil.

Sanatın sadece bir kolunda değil; sinema, tiyatro, resim, çizgi film, karikatür, müzik gibi dallarında, sanatkârlarımızın acilen Allah'a hizmet etme yollarını aramaları gerekiyor. Hele hele ABD'nin televizyon ve internet vasıtasıyla, yukarıda saydığım sanat kolları ile toplumları dizayn ettiğini görünce, sanatın müthiş etkisine de şahit olabiliyoruz. 

Bir hatibin saatlerce süren konuşmasını ya da bir yazarın yüzlerce sayfada anlattıklarını, bir karikatürist birkaç çizgide özetleyebiliyor. Bu daha etkili ve daha yaygın olabiliyor. Çünkü halka ulaşımı basit oluyor.

Bir zamanlar televizyon kanallarındaki dizilerin büyük bir kısmını aşiretsel içerikli filmler oluşturuyordu. Bu durum kanalların birbirinden etkilenmesi olarak da açıklanabilir ama bir amaca hizmet etmeye çalıştıkları gözden kaçırılmamalıdır. Biliyorsunuz, aşiretçilik milletleşmenin önündeki en büyük engeldir.  Çünkü aşiretler için menfaatler milli olarak değil, aşiretsel bazda değerlendirildiği için, yekvücut olarak ortak bir tavırdan yoksun kalınabiliyor. Bahsettiğim dizilerde Kürtlerin aşiret olarak yaşaması teşvik ediliyordu. Bu şekilde Kürtlerin millet olarak ortaya çıkmasına engel teşkil etmeye çalışıyorlardı.

Örneğin son zamanlarda “Diriliş Ertuğrul” diye bir dizi oynatılıyor. Türkiye'nin dünya istikbarına çok cılız da olsa dokunması, örneğin dünya beşten büyüktür demesi, israil'in icraatlarına karşı söylemler geliştirmesi, belki de bu tür bir dirilişin ön ayak sesleri olarak değerlendirilmektedir. Ertuğrul'un, Erdoğan ile isim benzerliği, liderlik vasıfları gibi hususlar, başkanlık tartışmalarının yapıldığı şu günlerde, işi biraz daha anlamlı hale getirmektedir. Zaten ikisi de “Er” ile başlamakta ve birer kuş isimleri olan “Tuğrul” ve “Doğan” ile devam etmektedirler. Ertuğrul hem iç muhalif hem de dış düşmanlarla mücadele etmektedir. Aynı şekilde Erdoğan da bu tür bir mücadelenin içerisindedir.

Bütün bu veçhelerle baktığımızda, yapılacak ne kadar işimizin olduğunu fark ediyoruz. Mesela İslam tarihini gözümün önünden geçiriyorum. Tarih boyunca ortaya çıkan lider ve önderlerimizi şöyle bir hatırlamaya çalışıyorum. Aman Allah'ım, o kadar çok malzeme var ki. Bu konular ABD'nin elinde olsa, kendisini dünyanın en şirin ülkesi haline getirir. Adamların kovboyculuktan başka bir sermayeleri yok. Ancak kovboy olarak işledikleri katliamlarını dahi sempatik hale getirebiliyorlar. Vietnam'a işgalci olarak gittikleri halde, bununla ilgili filmleri seyrettiğimizde, ABD askerlerinden yana oluyoruz.

Oysa bizdeki konuları bir göz önüne getirelim. Örneğin Ebu Eyyub'un, Hz. Peygamber (sav)'i evinde misafir etmesi ve Medine halkının son Resul'e olan sevgisi, başlı başına bir film konusu değil mi? Ya da ölürken dahi asaletinden bir şey kaybetmeyen Ebu Zerr'in yaşam evreleri, ne güzel işlenebilir. “Çağrı” filminin İslam dünyasına yaptığı etki düşünüldüğünde, herhalde ne dediğim daha iyi anlaşılacaktır.

Yapacak çok işimiz var, çoook.

Önceki ve Sonraki Yazılar