Şehrin acemi çaylakları

 Türkiye'nin içinde yeni bir hava esiyor. Şiddet ve öldürülme süreçleri… Halk tarafından ölümlerin normalleştiği bir duruma doğru gidiliyor. Haberlerde geçen bir veya iki kişilik öldürülmeler normalleşiyor gibi. Özellikle bölge insanı 90'lı yıllardan alışık olacak ki bu duruma çabuk aşina olduğu gözüküyor. Bu durumun oluşmasının baş müsebbibi şüphesiz PKK'nın strateji değiştirerek eylemlerini şehirlerin içine taşımasıdır. Halk üzerinde ciddi hesapları olan PKK'nın hesapları tutmadı ve yeniden eski pozisyona dönmek için arabulucu istiyor. Şehirlerdeki eylemlerin dağdakinden farklı olduğu, acemilik çektiği ve Rojava'da aldıkları eğitimin yeterli olmadığını gösteriyor. Sahada halk ayaklanması olmayan eylemleri ise akim kalıyor. Uzun zamandır şehirlerde yaptıkları hesaplar ve caddelere yerleştirilen bombalarla bir çıkış yakalamak ve iç savaşa sürüklemek istediler. Fakat bütün çağrılara rağmen halk ayaklanmadı ve plan suya düştü gibi. Cephanesi azalan ve eski günleri arayan PKK, münferit eylemlerle yeniden masaya dönmek istiyor… Evet, bölge halkı bu duruma aşina olmasına rağmen ekonomik anlamda ciddi sıkıntılar çekmektedir. Bölgenin istikrarsızlığı halkı derinden endişelendiriyor. Olaylar çıkmasın diye HDP'yi tanımayıp ona oy verenler de acemilikten ustalığa geçmiş mi bilinmez…

Diğer yandan hükümetin acemiliği ise bölgeyi okuyamaması ve “nerede hata yaptım” sorusudur. Bu sıkıntıların oluşmasının temel noktaları ne olabilir? Ötekileştiren ve nefreti empoze eden PKK fikriyatına karşı neler yapması gerekirdi. Artık bütün Türkiye, özelde de Bölge halkı bu bölgemizin iki ana fikrini biliyor. Bir tarafta, parçalanma ve nefret üzerine kurulan bir fikir ki bunu PKK-HDP ve bileşenleri temsil ediyor. Diğer taftada “ümmetçi bakış” ve kucaklayıcı bir fikri temsil eden HÜDA Par ve bileşenleri… Ayrılıkçı ve nefret zehir'ine karşı, kucaklayıcı ve birleştirici bir panzehirin oluşu… Bu fıtri ve İslâmi düşünce için sadece elini değil tüm gövdesini ortaya koymuşken… Hükümet'in bölge hakkındaki en büyük yanılgısı ve acemiliği bu panzehiri görmemesi veya görmek istememesidir. Toplumun dinamiklerini iyi bilen HÜDA PAR ve bileşenlerinin tavsiyelerini dinlememesinin faturasını ödüyor. Toplumlar için ilaç hükmünde olan ve bölgenin kalbinden çıkan bu değerli ilacı görmemenin cezasını çekiyor. Sadece hükümet değil aynı zamanda Bölge halkı da bu “şifalı reçeteye” sırt çevirmesi ve yılana âşık olmasının cezasını çekiyor. Yasin Börü'nün öldürülmesine “zılgıt” çalanlar bugün onun faturasını ödüyor. Habibi-Neccar'larını öldürenler ve öldürmeye çalışanların karşılaştıkları neticedir. Ve maalesef kuruyla birlikte yaş da yanıyor. Buna hikmet gözüyle bakıldığında “adli ilahi” olarak görülebilir.

Ancak doğuda yakılan “nurlu meşale” toplumu bir şekilde aydınlatacak gözüküyor. Bir kaç gün önce Ankara'da Yasin Börü ve arkadaşlarının duruşmasında bu ışık daha fazla gözüktü. Doğu ve Batı'yı birleştirme meşalesi… Doğudan ve Batı'dan Yüz'ü aşkın avukat ve STK'ların bu davaya sahiplik etmesi bu meşaleyi farklı yerlere taşıyacağını gösteriyor. Bu meşale Doğu'dan çıkmıştır ve Batı'daki kardeşler de elindeki meşalelerle bunlara ortak olmuştur. Şehit Yasin Börü ve arkadaşlarının kanları her gün daha fazla bu coğrafyayı aydınlatmaktadır. Birileri kendi kirli savaşlarını şehirlerin içine taşıyarak ve bu halkın azizlerini katletmekle bir yere varacaklarını zan ettiler. Ancak “şehrin acemi çaylakları” şu an hazırladıkları tuzakta yanmaktalar… Birileri de ince hesapların peşine düşerek Yasin Börü ve arkadaşlarının “ümmet anlayışı” olan fikrini görmek istemese de layık olanlar sımsıkı sarılmış durumdalar. Bu aziz davayı görmek istemeyenler görmek zorunda kalacak ve düşmanlık edenler de zillet içinde gideceklerdir. Bunun için ne kadar “Yasin” lazımsa o kadar verilecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar