M. Zülküf YEL

M. Zülküf YEL

Şeytanlaşmış kölelere karşı “elif” olmak

Şeytanların bağlandığı ayda, yani Ramazan ayında, şeytanlaşmış insanlar bombalarla dehşet saçıyor. Hiçbir ayrım yapmadan insanlarımızı katleden çeteler, bağlı şeytanların yokluklarını neredeyse hiç hissettirmiyorlar. İblis, neredeyse, şeytanlaşma konusunda kendisini geride bırakmak üzere olan avanesinin içerisinde düşmüş olduğu çukurun derinliğine hayret ediyor.

Hiçbir kutsal değer ve ilke tanımayan, erdem fukarası çeteler, Ramazan ayında rahmet iklimini şeytani emelleri ile kirletmeye çalışıyorlar. Her şeyin bir usulü olduğu gibi, savaş ve mücadelenin de kendi içerisinde bir usulü vardır. İslami ve insani değer ve prensiplere hürmet etmeyenler, insanlıklarını tamamen yitirmektedirler. Şeytanların istila ettiği kalpler ve zihinler, şeytanın gönüllü köleliğini icra ediyorlar. “Kürtler adına özgürlük savaşı verdiklerini” iddia eden yalancılar, bir avuç özgürlük ve bir lokma ekmeği ümmetin yetimi Kürtlere çok görüyorlar.

Bombalarla şehirlerimiz harabeye çevrilirken ve insanlarımız paramparça edilirken, insanlarımız evlerinin harabeleri başında ağlarken bile, bu ilkesiz güruhun şeytani sırıtmalardan nasiplerini alıyorlar. Yüzleri katrandan asfalta dönen yüzsüzler, bir yandan Kürtlere en büyük acıları yaşatırken, diğer yandan bu acıları propaganda malzemesi yapacak kadar alçalmaktadırlar. Sanki bu acıları bizlere yaşatanlar kendileri değilmiş gibi başkalarını ya da adresi olmayan meçhul karanlıkları suçlamaktadırlar.

İslam'ın şiarları olan günleri halkımıza zehir etmeye ahdetmiş bu İslam düşmanları, çeşitli gerekçelerle dini bayramları kara bayramlar ilan edip halkın kutlamasını engellemeye çalışırken, diğer taraftan büyük kayıp verdikleri zamanlarda bile neşelerinden, düğünlerinden, tepinmelerinden bir şey eksik etmemişlerdir. İşte Ramazan... Allah'ın rahmetinin, kulları kuşattığı ve kulların da bu denli yaklaşmış ve kendilerini kuşatmış olan rahmetten istifade etmeye çalıştığı, Rahman'ın keremli sofrasından istifade etmeye çalıştığı günler... Rahmanın rahmetinin bu denli kullara yaklaştığı bu günlerde, kulların, Rahman'ın rahmet sofrasına misafir olmaları insi şeytanları rahatsız ediyor.

Şeytanın azatlık kabul etmez köleleri, “özgürlük” namına Kürtleri katletmeye, insanlığa karşı cürüm işlemeye devam ediyor. Öldürülerek ve de parçalanarak, şehirler harabeye çevrilerek insanlarımız özgürleştirilmektedir(!).

Üzerinde yaşadığımız toprakları kaos mezarlığına çeviren şeytanlar, tüm insanlığı tehdit etmektedirler.

Halkımızın karşı karşıya olduğu bu problemi aşmak için, her kesimden insanın tavrını net bir şekilde ortaya koyması lazımdır. Çünkü bu, bir insanlık sorunudur. Bu sorun, bütün insanlığı tehdit etmekte olduğu için her kesimin sorunudur.  O halde herkesin, sorumluluk alarak, bu vahşet ve terör dalgasının karşısında durması lazımdır.

Bu vahşete karşı duramayanlar ve sessiz kalanlar, bu cürmün ortağıdırlar. Ne zaman, nerede patlayacağı ve kimi hedef alacağı belli olmayan bombalar, herkes için bir tehdittir. Zira her ırktan, yaştan, cinsten, meslekten, inanç ve düşünceden masum insanlar bu bombaların hedefi olabilmektedirler.

İslam ve insanlık düşmanı olanlar dışında kimseye hizmet etmeyen bu eylemler, mahkûm edilmelidir. Tüm insanlarımızın bu vahşet karşısında ayağa kalkması lazımdır. Bütün varlığımızı hedef alan bu eylemlerin askeri veya sivil mantık ile anlaşılabilecek bir tarafı yoktur. Korkunun da ecele faydası yoktur. Biz beklemeye deva edersek, bu şeytani bombalar her gün yeni canlarımızı aramızdan almaya devam edecektir.

Pkk, vahşet stratejisini, polis ve asker saldırıları üzerinden meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Tonlarca bombayı polis ve askere saldırmak için kullanmaktadır. Oysa o kadar bombanın saldırılan hedef için çok olduğu bilinmektedir. Bu bombaların hedefi sadece polis ve asker değil, aynı zamanda sivil halktır. Polis ve askerin de içinde olduğu ne kadar çok insan öldürülürse, dehşet ve kaos o kadar çok topluma yayılır. Ne kadar sivil ölürse ölsün, eğer bir asker veya polis ölse veya yaralansa, bu eylemlerini bir başarı olarak takdim ederler. Ölen siviller, kadın ve çocuklar ise, savaş zayiatı olarak gösterilmektedir. Savaşta bu gibi kayıpların normal olduğu tezi işlenmektedir. Böylelikle parçalanan masum bedenler, polis ve asker ölümleri üzerinden aklanmaya çalışılmaktadır. Oysa bu abartılı patlayıcıların şehirlerin göbeğinde sivilleri öldüreceğini, evleri ve iş yerlerini harabeye çevireceğini bilmeyen var mı? Zaten asıl maksat daha fazla sivil öldürmek ve bombalı araba eylemlerini sıklaştırarak Suriye atmosferini Türkiye taşımaktır. Siviller mi ölmüş, onlar özgürleşmeye muhtaç birer savaş zaiyatı(!)... Onlar, dirileri değil de ölüleri para eden birer propaganda malzemeleridir.

Cinni şeytanların bağlandığı bu rahmet ayında, şeytanlaşmış insanlara “dur” demek için “elif” gibi dik duralım.

Önceki ve Sonraki Yazılar