Simetrik Yüzler

Televizyon kanallarını gezinirken gözüm Meclis Canlı Oturumuna ilişti. HDP, grup önergesiyle Şeyh Said, Seyyid Rıza ve Said-i Nursi(Kürdi)'nin mezar yerlerinin açıklanmasını talep ediyordu. Can kulağıyla dinledim kürsüye çıkan bütün hatipleri. Gözlerime inanamadım. HDP son zamanlarda bölgedeki sıkışmışlığını ve gerileyişini, öldürülen kimi militanlarının cesedine askerin eski “askeri” reflekslerle ve ilkel yöntemlerle eziyet etmesini Şeyh Said, Seyyit Rıza ve Saidi Nursi üzerinden gündemleştirme çabasındaydı.

Ak Partili sözcüler ise meclis kürsüsünde HDP'yi istismar ile suçlayarak ve Üstad'a isnad edilen “kabrim bilinmesin” sözüne vurgu yaparak üstadın bu vasiyetinin zalimlerin eliyle yerine getirildiğini ve sözüm ona bu olayın mucizevi bir sonuç olduğunu anlatmaya çalışarak, hem kabirleri gizleyen katilleri suçlamış oldu,  hem HDP'yi istismarcılıkla suçladı, hem Üstad'ın mazlumiyetini “mucize” diye yutturdu hem de on dört yıllık hükümetin bu husustaki gayretsizliğine bir “minare kılıfı” buldu.

Öcalan'ın, Şeyh Said'î İngiliz işbirlikçisi ve gericilikle itham ettiğini, hâkeza Said'i Nursi'yi gericilikle itham ettiğini kendi kaynaklarından defalarca okumuşsunuzdur. Öcalan'ın Kemalizm'le aynileşen bu hezeyanlarını bilmeyen de yoktur. Bu nedenle sıkışınca “cumaya” sığınan, Öcalan'ın yeminli abdestsiz tebaası bu güruhun bu meselede de samimi olmadığını biliyoruz.

HDP ve temsilcisi olduğu PKK, silah ile balta ile kesici ve delici alet ile yakarak, yüksek bir yerden atarak, yukarıdan üzerine taş atarak, yerden sürükleyerek, işkenceyle ve linç ederek öldürme yöntemlerinin tamamını Şeyh Said ve Seyyit Rıza'ların varisi, yoksula kurban dağıtan 16 yaşındaki Yasin ve arkadaşlarına uygulayarak bu alanda kırılması imkânsız bir rekora imza atmakla kalmadı; Müslüman dindar ceddimiz için yanan bir yüreklerinin olmadığını da ispatlamış oldu.

Doksanlı yıllarda dağa kaçırdıktan sonra naylon damlatarak katlettikleri Molla Ali Elbahadır ve Orhan Korkmaz Hoca'ları saymıyorum bile.

Bunların çirkeflikleri anlatmakla biter mi? Daha kaç zaman oldu Diyarbakır İstasyon Meydanı'na Peygamber'e hakaret afişini Yenişehir Belediyesi eli ile astıkları; daha kaç gün oldu Özgür Gündem gazetesinde Peygamber'e hakaret eden karikatürleri yayınladıkları; daha kaç vakit oldu ki Diyarbakır Belediye Salonu'nda Gültan Kışanak'ın tertiplediği ve keyifle izlediği tesettüre(çarşafa) hakaret “oyun”larını sergilediği. Daha kaç dem oldu “namus kabustur” diye birkaç çirkin ve çirkef kadına slogan attırdıkları. Yaktıkları Kurşunlu Camisi'nin dumanı halen mahallenin göğünü terk etmedi.  Ve en vahimi şu ki; daha kaç devran geçti ki Öcalan'ın “ben tanrıyı hayatımdan çıkardım özgürleştim ve yarı tanrı oldum” dediği…

Eğer Şeyh Said, Said-i Nursi, Seyyit Rıza ve İskilipli Atıf Hoca bu gün yaşıyor olsalardı, kendilerini o gün katleden Kemalizm'in çok kötü bir Kürt versiyonu olan bu günün HDP ve PKK'sine karşı kıyam etmekten bir an bile tereddüt ederler miydi sizce? Sonuç hapis, darağacı veya “kayıp mezar” olsa bile…

Peki ya Hükümete ne demeli. Söz konusu olan Kürt'ler olunca bambaşka bir renge ve şekle bürünüp HDP'nin elini güçlendiren eylem ve söylemler geliştirmekten başka bir iş yapıyorlar mı ki?

Oysa sürgündeki Nazım Hikmet'in çürüyen kemiklerini Moskova'dan davul zurna ile getirmede pek mahirler. Şehidimiz İskilipli Atıf Hoca'nın mezarının Ankara'dan İskilip'e taşınmasında ve anıtının yapılmasında çok aceleciler ki çok isabetli olmuştur. Yine Suriye'de bulunan Süleyman Şah Türbesi'ni traji-komik bir uluslararası “operasyon” ile güya sınır dibine getirilerek sekiz yüz yıllık bir kemiğe sahip çıkıldı “kemikleri sızlatmama” adına.

Ama iş Kürd'ün mazlum, maktul ceddinin kaçırılan ve devlet eliyle gizli tutulan naaşını açıklamaya gelince en dindar Türk kardeşimizin bile asabı bozuluyor. Yeryüzünde bir örneği daha var mı bilmem; devlet eliyle idam edilen, cesedi çalınan mezarı saklanan… İnsanlık tarihinin en aşağılık bu davranışını halen Hükümet zımnen sahiplenerek “İstiklal Mahkemeleri”nin ruhunu şad ediyor.

Bölgenin kan gölüne döndüğü ve dindar Kürtler dışında bir arada kalma duygusunun yitirildiği bu zamanda tarihi adımlar atmanın zamanı gelmedi mi? İslami gerekçelerle ve son bir umutla duygusal kopuş yaşamamış Kürt'lerin hissiyatının hiç mi önemi yok? Elinizde yetki olduğu halde eğer en münevverlerimizin naaşını bile bize vermeyecekseniz ne farkınız kalır onları katledenlerden.

Allah aşkına söyleyin ben 16 yaşındaki oğluma nasıl izah ederim bu zulmü. Nasıl inandırırım ceddinin naaşını çalanlar ile bu gün buna sağır kalanların arasındaki farkı; hele ki bu genci ajite edecek muazzam bir dış dünya varken…

Haydi diyelim Şeyh Said ve Seyyit Rıza'ya bin dereden su getirerek ikna ettim. Ya devletin en tepesinden en aşağıya kadar çoğunun söz ve eylemlerine referans gösterdikleri Bediüzzaman'a yapılanı nasıl izah eder, iknâ ederim. Kürtlüğü dışındaki her şeyine sahip çıktıkları Üstad'ı…

Açık ve net bilinmeli ki; bizim ne dindarlarımıza ne çocuklarımıza ne de sekülerleştirilenlerimize anlatacak ve iknâ edecek sözümüz kalmamıştır. Ceddimizin cenazelerini, kadınlarımızın Zeynebi ağıtları eşliğinde kendi elimizle topraklarımızda defnedene değin acımız da öfkemiz de dinmeyecektir.

Önceki ve Sonraki Yazılar