Söylesem Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil...

Divan edebiyatının kudretli şairi Fuzuli’ye ait olan bu dize, şimdilerde duygularımıza tercüman oluyor. Çünkü

Ortadoğu’da ve yanı başımızda yaşananları Türkiyeli Müslümanlar olarak çaresizce seyrediyoruz.

Zulüm rejimleri birer birer yıkılıyor… Devletler kendi halklarına azgınca ve acımasızca saldırıyor.

  Küresel şeytani güçler, Müslüman dünyanın yumuşak karnı sayılabilecek “fitneye tahvil edilmeye müsait, ihtilaflı mevzuları”na vakıflar ve tabiri caizse bunları tepe tepe kullanıyorlar.

  Bırakın Şii-Sünni ihtilafını,  Müslüman bir ülkenin kendi iç meseleleri ile bile yakından ilgililer…

  Bu konuda neleri bilip neleri bilmediklerini merak edenler, 2002’de basına yansıyan “Rand Corporatıon” adlı rapora ya da ABD dışişleri bakanı Hillary Clinton’un bir Türkiye ziyareti sırasında, Türkiye’deki bir diplomatına hitaben, “Nakşîlerle Nurcuların arası nasıl?” şeklindeki ağzından kaçırdığı sözlerine müracaat edebilirler.

  Yaşanan bu gelişmeler karşısında “nemelazımcı” bir tavır takınmak adeta imkânsız; zira bu, hem dünyevi hem de uhrevi bedeller gerektiriyor.

  Dünyevi bedeli, “Aslanların farelere esir olduğunu görüp çaresizliğin girdabında kahrolma” şeklinde hep beraber ödüyoruz, ümmet olarak…

  Kendi elimizle yaktığımız ateş çukurunun içine yuvarlanma pahasına körüklüyoruz ihtilafları…

  Hem de bu ihtilafları konuşmak için “çok geç kalmışız” tadında bir isteklilikle…

  Dünyadaki hal-i pür melalimiz böyle. Sonumuz hayrolur inşallah…

  Ahirete taalluk eden cihette ise, mükellefiyetimizi ifa etme adına, yanlış yolda olduğuna inandığımız hükümeti ikaz etmemiz gerektiği kanaatini taşıyorum. Hakkı tavsiye bağlamında elbet… Hem de Hz. Ömer’e çekilen kılıçların sesinden düşük olmayan bir tonda…

  Meşhur meseledir… Ömer bin Hattab(ra) halife olur ve hutbeye çıkar. Hutbeyi irad ettikten sonra kendisini dinleyen cemaate hitaben, “Ey cemaat! Yanlışa düşersem ne yaparsınız?” diye sorar. Kahir ekseriyetini sahabe-i kiramın oluşturduğu o ashab-ı güzin, kılıçlarını kınlarından çekerek, “Seni bununla düzeltiriz Ya Ömer!” şeklinde cevap verir. Bunun üzerine mehabet ve cesaret timsali Ömer(ra), öfke patlaması yaşamadan ve kimsenin işine son verme talimatı da vermeden hamd eder, şükreder böyle bir maiyete sahip olduğu için…

Âcizane ben de dâhil olmak üzere Rabbim, kıssadan gerekli hisseyi çıkarmayı konunun muhatabı herkese nasip etsin.

Cenab-ı Allah’ın sesimizi ilgili yerlere ulaştıracağını temenni ederek Sayın Başbakan’a seslenmek istiyorum:

Sayın Başbakan! Suriye meselesi ile alakalı olarak Kemal Kılıçdaroğlu’nun mektubuna cevaben yazdığınız mektupta aynen şöyle söylüyorsunuz:

  “Zalim ile mazlum, katil ile maktul, haklı ile haksız arasında ayrım yapmayan bir siyasi tutum, insani ve ahlaki değildir.”

  Asgari müştereklerde bu sözlerinizin altına imza atmayacak bir Müslüman yoktur. Çünkü bu ifadeler,  Kur’an-ı Kerim’in bengisu pınarından teraşşuh eden pak ve müberra bir su gibidir.

  Lakin bu su ne kadar pak olursa olsun, içine bir damla necasetin karışması ile necis olur. İşte o necaset, stratejik ortağınız olduğunu her fırsatta söylediğiniz katil ve büyük şeytan Amerika’dır!

  Evet, Sayın Başbakan!

  Aziz kitabımız Kur’an-ı Azimüş-şan’ı yakan, parçalayıp çöpe atan, katlettikleri masumların cansız bedenlerine bevlederek “Bel hum edallun(Hayvanlardan da aşağıdırlar)” sıfatını hak eden, sadece Irak’ta 1 milyon Müslümanın kanını döken, on binlerce iffetli kadının namusunu payimal eden, babaları “İngilizé dıranketi” ile birlikte, şu an başbakanı olduğunuz ülkenin bütün sorunlarının yegâne müsebbibi olduğunu çok iyi bildiğiniz haydut Amerika’yı rehber ve ortak edindiğiniz, onlarla beraber “Ortak operasyonel mekanizmalar” oluşturduğunuz, anlık istihbarat paylaşımında bulunmak için neredeyse yalvardığınız  müddetçe, o güzelim sözlerinizin hiçbir kıymet-i harbiyesi olmayacaktır!

  Hangi maslahat ya da reel politik adına olursa olsun, “Büyük Şeytan”la kurduğunuz bu ortaklık, hak- hukuk; zalim-mazlum; katil-maktul muhteviyatlı bütün konuşmalarınızı açığa düşürecektir.

  Bu durum, sadece itibar kaybına uğramanızla kalmayacak, bir çavuş ya da onbaşının bile ne zulümler işlediğine şahit olan, fakat son tahlilde generallerin dahi cezaevlerine atıldığını görüp sevinen ve size umut bağlayan Anadolu’nun gariban ve çilekeş Müslüman halkını hayal kırıklığına uğratacaktır. Buna da hakkınızın olmadığını düşünüyorum.

  Son sözü, sizin de zaman zaman şiirlerini okuduğunuz merhum Akif’e bırakalım isterseniz:

                              Medeniyyet!” size çoktan beridir diş biliyor;

                              Evvele parçalamak, sonra da yutmak diliyor.

                               Görmüyor gittiği yanlış yolu, zannım, çoğunuz…

                               Size rehberlik eden haydudu artık KOVUNUZ!

Önceki ve Sonraki Yazılar