Türklerin PKK'sı, Kürtlerin FETÖ'sü!

Baştan belirteyim:

Kategorize etmeyi sevmem, sekter yaklaşımları ise doğru bulmam.

Kürtler, Türkler, Araplar veya Farslar diye başlayan toptancı cümleleri ihtiyatla karşılarım.

Başlık neyin nesi o zaman?

“Bir zihniyet analizi, yaklaşım biçimi etüdü” diyelim.

Sadede gelirsek;

Tuhaf bir soru sordu, değerli bir dostum:

“Bir Kürt olarak FETÖ senin için ne ifade ediyor?” dedi.

“Türklerin PKK'sıdır” dedim.

“Nasıl yani?” diye sordu.

Mevzuya nasıl baktığımı daha açık anlatayım:

“FETÖ, Türklerin PKK'sıdır; PKK ise Kürtlerin FETÖ'südür.”

“İlginç” dedi.

Evet, ilginç olduğu kadar tuhaf; tuhaf olduğu kadar da gerçek.

Bazı hakikatler masa başında değil, bedel ödenerek öğreniliyor.

Meselelere yaklaşım biçimleri birbirinden faklı olsa da zihniyetleri aynı çünkü.

Aynı değirmene su taşıyorlar.

Birinin terminolojisinde “antiemperyalizm”, diğerininkinde ise “Ümmet” terk-i diyar eylemiş.

Biri daha çok Kürtlere, diğeri ise daha çok Türklere hitap ediyor.

Genel geçer akçe, Makyavelizm!

Hedefe ulaşmak için her şey mubah!

Biri, Müslüman kimliği ile kutsal hedefi(!) için oruç tutmamayı, içki içmeyi, hatta eşinin başörtüsünü açmayı dahi ibadet görür.

Diğeri, sosyalist kimliği ile İslam Kongresi düzenlemeyi, Cuma namazları, hatta “Kutlu Doğum” etkinlikleri dahi düzenlemeyi yoldaşlık, yurtseverlik gereği görür.

Biri Müslüman kimliği ile sosyalistleşmeyi veya kapitalistleşmeyi câiz görürken, diğeri sosyalist kimliği ile “İslamcı” takılmayı devrimciliğe hâiz olma görür.

Türkçülük motifi ile kitlelere “haşhaş” sunarken biri, diğeri Kürtçülük maskesi takarak zihinleri “nâ-hoş” etmeyi marifet bilir.

Biri, bir mezhebin Cennet'e bile gitse yolundan geçmez; diğeri, başka bir mezhebin suyundan içmez.

Biri bombaları yükseklerden atar; diğeri, seri numaraları aynı olanları çukurlara tuzaklar!

Ezcümle, efendi asiller adına kendi halklarına kafa tutan vekiller.

Kural belli:

Her şey olabilirsin, hatta her şeyi yapabilirsin!

Tek şartla:

Her yol “Buckingham Sarayı”na çıkmalı.

Öyle ya; yollar sürekli Roma'ya mı çıkacak?

Oslo'da hakem…

Yalancı baharların yalancı meltemi…

Çözüm süreçlerinin senaristi…

Sinsi… Dıranketi…

Daha ne olsun?

Bundan iyisi, Şam'da kayısı.

Ve stratejik mi stratejik koordinatör akıl.

Her eve lazım cinsinden!

İster hükümetin, ister devletin, ister örgütün başında.

Yeter ki yeni zeminlerde yeniden “Milli Mücadele” ruhu olsun!

Can suyu olsun hem PKK hem de FETÖ için…

Aynı ülkü etrafında birleşsin ve had bildirsin ayak bağı olmaya başlayanlara…

Cengizler'de, Cizre'de…

Ne adına, kimin için?

Aziz İslam'ı yok etmek için kurgulanmış bir tezgâhın tek bir tuğlasına dahi dokunmadan…

Hakların inkârı ve ihlali üzerine kurulmuş zulüm düzenine çeki düzen vermeden…

Yüce Allah'ın “vardır” dediği haklar için ısrarla ve mütemerrid bir inatla “yoktur” diyen yapıyı ıslah etmeden…

Bu yapıya giydirilecek bir İslam liderliği gömleği…

Meselenin fevkinde, gerçekçi ve organik bir düşünce ürünü olmasa gerek.

Oyun matruşka misali karmaşık.

Çözüm, güneşin batmadığı topraklara değil; güneşin doğduğu topraklara bel bağlamak!

Yerli, organik ve inançlı kadrolarla nurlu şafaklara, aydınlık ufuklara!

Önceki ve Sonraki Yazılar