Üstad Bediüzzaman'ın “Sözler Risalesi” ve Ş. Eba Abdullah Huseynê Welî

 Bir dostun kitapları arasında, Üstad'ın Sözler Risalelerine rastlamıştım. 1960'ların baskısıydı. Demek ki Üstadın vefatının hemen ardından basılmış. Kitabı daha da mühim kılan, Merhum Ş. Eba Abdullah Huseynê Weliye ait olmasıydı. Zira Merhum'un önemli bir özelliği de, Üstad'ın Risalelerini alışılmışın dışında farklı, kendine has bir tarzda okumasıymış. Üstad nasıl risalelerin önemli bir kısmını, dağlarda, mağaralarda, ağaç tepelerinde (Van kalesindeki kartal yuvası mağarası, Barla'daki ağaç mekânlar gibi) kısacası tabiatın kucağında yazmışsa, Merhum Ş. Eba Abdullah da risaleleri alıp köyün uzağındaki tenha mekânlara çekilir, dikkatle ve tefekkürle okuyormuş… Bu tarz, bir okumanın bir semeresi olarak da son kısımda vereceğimiz Üstad ve Risalelerle ilgili kısa ve isabetli o kılavuz değerlendirmesi verilecektir.

Mütalaa ettiğim bu sözler Risalesi, Merhum Ş. Eba Abdullah'ın o mekânlardaki okumasının emarelerini, şahitliğini ve anılarını üzerinde taşıyordu. Satırların altları çizilmiş, paragraflara işaretler düşülmüş, bazı sayfa boşluklarına kendi mübarek el yazısı ile notlar düşmüş, bazı şiir ve beyitler yazmıştı. Kitap çok kullanılmış ama temiz kullanılmıştı. Sayfalara düşülen notların bir kısmı Türkçe, (bazıları Osmanlıca/eski yazı ile), bir kısmı da Kürtçe ve Farsçaydı. Kürtçe ve Farsça kısımlarda Osmanlıca gibi Arapça alfabeyle yazılmıştı. Demek ki Merhum'un güzel bir Arapça yazma hususiyeti varmış. Farsçaya da Muhammed İkbal'in(ra) şiirlerini Farsça yazacak ve anlayacak kadar vakıftı. Türkçe yazılarını da okuyanlar, sıra dışı bir üslubunun olduğunu görürler. Kendi deyişi ile “Kullandığım kelimeler anlam yoğunlukludur. Onun için okurken dikkat edilmelidir. Bazen bir kelimede, bir cümlede bir kaç anlam kastedilir” tespiti kolayca müşahede edilir. Kürtçeyi de kadimde ve tarihte olduğu gibi, Medrese usulüyle, Arapça harflerle yazmış. Ama başka yazılarında, Latin alfabesi ile Kürtçe yazıları da vardır. “Kelhaamed şiiri” gibi.

“Sözlere” düşülen bazı notları hatıra olarak yanıma almıştım. “Güzellikler paylaşıldıkça kıymetlenir” düsturuyla, nedense bu Ocak ayının zemheri ayazını, bir nebze de olsa ısıtmak için bu notları paylaşma arzusu oluştu.

Kitabın giriş sayfasına; “Nasihat olarak ölüm yeter” (Hadis-i Şerif olabilir.) notu düşülmüş.

Sayfanın boşluğuna şu dörtlük yazılmış. Sağ alt köşesine; H. Durmaz mahlası yazılmış. Sonradan “Durmaz”ın üzeri çizilmiş. Bu dörtlük kendisine mi ait, yoksa hoşuna giden bir şiirden mi bir dörtlüktür, onu tespit edemedim… Dörtlük şöyleydi.

“Yıkılsın dört duvar çatlasın zemin

Çeksin karanlık gitsin ötelere…

Kalplerde kilit, dudaklarda yemin.

Virane olsun yürek yetimlere…” H. Durmaz

Başka bir sayfaya Medrese usulüyle (Arapça harfler ile) bir münacat / dua yazılmış. Sol alt köşeye Arapça ve güzel bir hat ile Huseyn yazılmış.

“Ya Rab! Ez hevidarım!

Dua dıkım bı zarezarım!

Pır zelilim günehkarım!

Rehmê bı kî lı êbdê xwe. (Huseyn)

Türkçesi: Ya Rab! Ümit varım! Feryd u figan ile dua ediyorum! Düşkünüm. Günahkarım!… Kuluna Rahmet / Merhamet eyle…

Yine bir sayfa boşluğuna Feqîyê Teyran'dan Kürtçe bir beyit:

“Dılo Rabe, dılo Rabe / Veke çevan ku êvare / Nezanî bes dı xewdane (Feqe Muhammed Teyran)…” Arapça harflerle yazılmış.

Türkçesi: “Uyan gönül! Uyan gönül / Aç gözlerini ki akşam olmuş / Yeter şuursuzluk! hâlâ yatıyorsun…

Bir başka sayfaya Melayê Cezeri'den bir beyit işlenmiş.

“Bı Allah jı nala wê zarîyan ger mın diwana xemmaraya

xew nagırın şev tariyan feryad jı deste firgetê. (Mela)

Türkçesi (Y.N) Allah'a and olsun O'nun iniltisinden feryat etti. (Y.N: Son 4 kelimeyi anlamlandıramadım)

Uyku tutmuyor. Geceler karanlık… Ayrılığın elinden feryad!

Başka bir sayfada yine “Mela” mahlası ile Melayê Cezeri'den bir dörtlük:

“Dıl Ke'ba Mewlaye-lê

Nida kelim İsaye-lê

Banga (Enel Heg) daye-lê

Hem Ke'be, we hem dure dıl. (Mela)

Türkçesi: (Y.N)

“Kalp Mevla'nın Kâbe'sidir

Kelimullah İsa'nın nidasıdır

(Enel Hak) çağrısıdır

Kalp hem Kâbe hem de uzaktır.

Diğer bir sayfanın boş kısmına Muhammed İkbal'den bir Farsça dörtlük yazılmış. Sağ alt köşesine “İkbal” mahlası düşülmüş. Peygamber Efendimiz'in (sav) ve Cebrail (as)'ın isimleri geçiyor.

25. sözün başına Kürtçe – Medrese yazısıyla şöyle bir dörtlük / münacaat yazılmış…

“Ya Reb. Tu bı Mustafakî! Şer'ê pır zu raki

Me jı vî Halî xelaski! Ya Resulallah Medet!

Ger bıbım dı heyatê. Hukmê Qur'an dı hati

Ruh bıdım ez dı xelatê. Ya Resulallah Medet!

Türkçesi: (Y.N): Ya Rab! (Muhammed) Mustafa (sav)'ın hatırına, Şeriat'ın hükmünü çabuk ikame et. Eğer hayatta buna şahit olursam ki… Kur'an'ın hükmünün geldiğini görsem tereddütsüz ruhumu hediye olarak sunarım… Ya Resulallah Medet…

25. Sözün ikinci makamının başına da şu not düşülmüş. “Ne kadar güzel bir makam… Ne ulvi bir anlayış… Ne büyük bir kalp doktorunun büyük bir teşhisi…”

- Birinci vecih – birinci yara (Osmanlıca)=(Çok mühim)

- 492. Sayfaya şöyle bir not düşülmüş…

(Emr-î Tekvini)

Oluşa, yaradılışa ait İlahi Kanun ve nizam, tekvine dair işler ve hadiseler, maddeler fıtri kanunlar ile adetullahın tazammun ettiği emirler…

Mesela; İlmin verilmesi, manen ameli emrediyor. Zekânın i'tası (verilmesi)  ilmi emreder. İstidadın (kabiliyetin) bulunması zekâyı; aklın verilmesi marifetullahı; Kudretin verilmesi çalışmayı, cesaretin verilmesi, cihadı manen ve tekvinen emreder. (İ.İ) (işaretül İcaz)

Emr-î itibari; hakikatte ve hariçte vücudu olmayıp, var kabul edilen emir, iş. İnsanın fiileri kisbi (kazancı) gibi…

Kitabın 521. Sayfasına şu notu düşmüş.

“Cüz'î fazilette ve hususi kemalde mercuh, racihe tereccüh edilebilir. (kevin) – (kavinin) cem'î (çoğulu)

522. sayfaya bir Hadis-i şerife dair bir tevil notu:

“Buradaki hadis, fazilet-î şahsiye hakkındadır. Fazilet-î külliye hakkında değildir. Rivayet şudur. Ahir zamanda beni görmeyen ve iman getiren daha ziyade makbuldür.

Kitabın son sayfalarından birisine de her şeyi özetleyen bir Hadis-i şerif meali not düşülmüş…

“Dünya muhabbeti bütün hataların başıdır.”

Demek ki böyle dikkatli, ciddi ve hikmetli bir okumanın sonucu olacak ki; Merhum Ş. Eba Abdullah; Üstad Bediüzzaman ve Risaleler hakkında, şu genel değerlendirmeyi bize bırakmış.

“… 1- Risale; Bölgemizin ve toplumumuzun yetiştirdiği bir İslam âliminin orijinal eseridir.

2- Hemen hemen tamamı savaşlarda sürgünlerde, zindan ve muhaceratta yazılmıştır. İnsan için fert ve toplum olarak temel konular işliyor.

3- İslam'ın temel konularında her suale cevap veriyor.

4-Akideden gelen hastalıkları tedavi ediyor.

5- Mücadele edenin imanını müthiş takviye ediyor.

6- Yılgınlık, bezginlik, tembellik gibi kötü hastalıklardan bertaraf ediyor.

7- Kardeşlik, ittifak ve vahdet anlayışını ikna edici, güzel bir dille işliyor.

8- Düşünme yolunu açıyor, düşünmeyi sevdiriyor.

9- İnsanın konuşma kabiliyetini ve tahlil yeteneğini geliştiriyor.”

Bu güzel tahlil üzerine fazla söze gerek yok. Ziya Paşanın dediği gibi “Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Görünür rütbe-î aklı kişinin eserinde‼... Merhum Eba Abdullah'ın da, Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin de (ra) eserleri; bir coğrafyaya bir halka en önemlisi de Müslümanların tarihte hiç olmadığı kadar tazyik ve taciz altında olduğu bir dönemde, Ümmetin yetilerine, İslam'ın ab-ı hayatını sunuyor. Elhamdülillah.

Allah'a emanetsiniz.

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.