Vay bu Milletin Haline!

Gaziantep’te kızını başörtüsüyle okutmak istediği için Güllü Hanım’ın aldığı hapis cezasına karşı ortaya konan tepkisizlikler yeni zulümlere zemin hazırlamaktadır. Aslında bu ceza Türkiye’de toplumu ayakta tutması gereken dinamiklerin anatomisini ortaya çıkarması bakımından önemlidir. Çocuğunu başörtüsüyle okutma talebinden cezalandırılmaya kadarki süreçte sorumlu kurumların sergilediği garabet örnekleri, bu ülkede yaşayan insanların yüz yüze bulundukları zorluklar karşısında “Vay Bu milletin haline” dedirtiyor.

Küçük Şuheda okuluna gitmek için can atıyor. Her sabah okula adımını atarken idarenin ve öğretmenlerin soğuk ve boğucu bakışları arasında kafasını eğip sessizce sınıfına süzülmeye çalışıyor. Koridorda yankılanan soğuk bir ses “Dur! Bu şekilde giremezsin. Başını aç!” uyarısında bulunuyor. Ağzından tek kelime çıkmıyor Şuheda’nın. Olduğu yerde donup kalıyor. Her sabah çocuklar sınıfa alınırken o, okulun dışına çıkarılıyor. Kar kış demeden saatlerce bekletiliyor. Birilerinin merhamete geleceğini umuyor, ancak nafile!

Örtüsüyle okumak isteyen masum yavruya yapılanlar annenin yüreğini acıtıyor. Okul idaresiyle görüşüyor. Öğretmenlerle konuşuyor. Büyük bir inat sıtmasına tutulmuşçasına herkes olumsuz tavır sergiliyor. Üstelik Güllü Hanım’ın üzerindeki çarşaf efendileri rahatsız ediyor. “Bu çağda, bu örtü!” dercesine yüzlerinde soğuk ve küstah bir tavır beliriyor.

Ancak Güllü Hanım, çocuğunun en tabii hakkı için çabalıyor. Örtüyü yasaklayan herhangi bir kanun maddesi bulunmadığını, keyfi uygulamadan vazgeçmelerini istiyor. Onları Allah’tan korkmaya ve mahşer gününde hesabını veremeyecekleri zulme bulaşmamaya davet ediyor. Bu diretmeden rahatsız olup polis çağırıyorlar. Güllü Hanımı mahkemeye veriyorlar.

1-Bir toplumun eğitimcileri işlerini bırakıp öğrencilerinin örtüsüyle uğraşıyorsa, onların elinde şekillenecek yavrularımızın vay haline…

Soluğu emniyet müdürlüğünde alıyor Güllü Hanım! Tehditle karıştırılmış azar işitiyor polislerden. Örtüden vazgeçmesini, herkes gibi çocuğunu başı açık okula göndermesini istiyorlar.

2-Toplumun güvenliğini sağlaması gereken polis, en tabii ve masum hakkını aradığı için vatandaşı azarlıyorsa, bu kurumun eliyle huzur ve sükunetin sağlanmasını bekleyen insanların vay haline…

Mahkemeler adalet müesseseleridir. Bu özelliklerinden dolayı mahkeme binalarının üzerinde “Adalet Sarayı” ibaresi bulunur. Zulme uğrayanları koruma ve zalimleri cezalandırmakla görevlidirler.

Güllü Hanımın çocuğunu okula almayıp aylarca okul kapılarında bekleten okul idarecileri, bir çocuğu zorla eğitimden alıkoyma suçu işlediler. Adalet dağıtan kurumun zulmedenleri cezalandırması gerekirken Gaziantep’teki bir mahkeme, çocuğu alıkoyma suçunu işleyenleri cezalandıracağı yerde, çocuğunu okutmak isteyen anneyi cezalandırdı.

3-Bir ülkede adalet dağıtmakla görevli mahkemeler, zulme uğrayanları cezalandırıp zulmedenleri mükâfatlandırıyorsa o ülkede yaşayan insanların vay haline… İnsanlara zulmedildiği zaman ilk tepki insan hak ve hukuku için çabalayan, bunun için faaliyet yürüten kurumlardan gelir. Ancak Güllü Hanım’ın aldığı haksız cezaya karşı insan hakları kurumlarının tepkileri çok cılız kaldı. Oysa bu kurumlar milliyeti, rengi ve inancı ne olursa olsun haksızlığa uğrayan insanları sahiplenmek için çabaladıklarını iddia ederler. Zulme uğrayan Güllü Hanım kendilerinden olmadığı ve tesettürlü olduğu için zulme sessiz kaldılar.

4-Bir ülkede insan hak ve hukukunu aramak için faaliyet yürüten kurumlar, kendilerinden olmadığında mazlumlara sahip çıkmıyorlarsa, bu ülkede zulme uğrayan insanların vay haline…

Aydın ve entelektüeller bir toplumun değer ve birikimini temsil ederler. Topluma daha çok onlar yön verir. Varlık amaçları değerler çerçevesinde toplumun sağlıklı bir şekilde yaşaması için çabalamaktır. Birileri zulme uğrayınca harekete geçen aydınlar tepki gösterirler. Ancak Güllü Hanım’ın aldığı hapis cezası karşısında sessizliğe gömülüp hiçbir tepki göstermeyen aydınlar, ülkedeki aydınların tartışmalı konumunun bir kez daha su yüzüne çıkmasına yol açtılar.

5-Bir toplumun aydınları inançlarından dolayı zulme uğrayan insanlara karşı tepkisiz kalıyorsa, böyle bir toplumda inançlarından dolayı zulme uğrayanların vay haline…

Basının görevi insanları gelişmelerden haberdar etmektir! Bir olay meydana geldiğinde, onu bütün boyutlarıyla ele alıp halka yansıtmaları gerekir. Dünyanın pek çok ülkesinde basının faal olarak görevini icra etmesiyle birçok haksızlık ve zulmün engellendiği görülür. Oysa ülkemizde Güllü Hanımın aldığı hapis cezası, çok azı hariç basın tarafından yok sayıldı. Haber değeri taşımayan gelişmeler gündeme getirilirken böyle bir zulüm görülmedi.

6-Bir ülkedeki basın organları, zulme uğrayanlar kendilerinden olmadığı için haber konusu yapmıyorsa orada yaşayan insanların vay haline…

 İktidarların vazifesi adalet çerçevesinde halkı yönetmektir. İnsanlara eşit davranıp herkese kucaklayıcı ve kuşatıcı davranmakla görevlidirler. Çünkü bir ülkenin hükümeti, bütün halkın hükümetidir. Özellikle, ülkemizde başbakanın eşi ve kızları örtülü olduklarından örtülülerin çektiği sıkıntıya yabancı değiller. Ancak Güllü Hanım’ın aldığı cezaya karşılık iktidar partisinden bir tek Allah’ın kulu tepki göstermedi. Böylesi bir zulüm yapılmamış gibi davranıldı.

İktidar görevini yapmıyorsa, muhalefetin harekete geçip zulmü gündeme taşıması ve iktidarı zulme karşı çıkmaya davet etmesi gerekir. Muhalefet partileri de böyle bir zulüm olmamış gibi davranıp hiçbir tepki göstermediler.

7-Bir ülkenin iktidarı ve muhalefeti, halktan birilerinin gördüğü zulüm karşısında tepkisizlikte ittifak ediyorlarsa orada yaşayan insanların vay haline…

Bütün bu garabet örnekleri şartlara teslim olmayı değil, canla başla çalışıp ortamı değiştirmeyi zorunlu kılmaktadır. Bir toplumun sorumlu müesseseleri görevlerini yapmıyorsa, o toplumdaki gayretli insanların halkı bilinçlendirmesi, haklarını arayan ve zulme karşı çıkan bir toplum şekli oluşturmaları zaruret halini almaktadır.

Doğruhaber Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar