Ve Yasin Muharremin elinden tutu

Yasin; Kuran’ın tam orta yerinden gelen ilahi nida misali taht kurdu kalbimizin en derinine. Bu isme dair dem tutmamış elemler var yüreğimizde. Yazmak istiyorum. “Yasin” diyorum kalem değil, cân düşüyor avuçlarımdan.

Yasin’in ve diğer civanmertlerimizin şehadeti Ramazan ayının habercisi Şaban ayı gibi konuk oldu yüreklere. “Muharrem geliyor ve biz geliyoruz” dediler adeta. “Hazırlanın Muharrem geliyor.”

Bunu bizlerle birlikte hükümetinde derk etmesi anlamlı. “Can veren her bir şehit bizim için birer Hüseyin’dir” benzeri beyanatlar işittik. Özdeşleştirme güzel de özeleştiriyi göremedik. Hüseyinlerin kimler olduğunu son olaylar aşikâr kıldı. Hüseyinler şehit edildi, yarenleri yaralandı, karalandı, evleri çarpı işaretleri ile kırmızıya boyandı. Hüseyinleri sizde tanıdınız. Onların safında olmadığınızda tüm çıplaklığı ile ortada. Yardım istenen polis ekipleri Hüseyinleri ölüme terketti. Sokakta bayanları taciz eden ahlaksızlar kadar değerli değildi canları. O ahlaksızları linç etmek isteyen halkın elinden kurtarırken yaralanan bir polis hastanelik oldu. İş Hüseyinlere gelince, filmlerde ki gibi olay yerine hadise bittikten sonra intikal eden polislerin rolünü oynadılar. Suçlu olarak da yine Hüseyin’in yarenleri gözaltına alındı. “Şehit edilenler Hüseyin’dir” dediğinize göre ve Hüseyin’in yareni de olmadığınıza göre söyler misiniz siz kimsiniz? Bu Kerbela sahnesinde sizin rolünüz ne?

Hüseyinlere cümleler kurarken, diğer yandan yezitlerin sırtını sıvazlarken hiç inandırıcı gelmiyor samimiyetiniz. Katkı sunuşunuz kelime haznemizi geliştirme çabasından öteye geçmemekte.  Sayenizde vandal kelimesinin Türkçe karşılığını öğrendik. PKK’ye vandal yumuşatması. HÜDA PAR’a özgürlük kuşatması. Bir tutturdunuz vandalizm. Bunun adı Kürt postu giyen alçakların Kürtlere uyguladığı faşizmdir.

Beni en çok etkileyen Yasin’in kafası taşla ezilirken zılgıt çalan anneler. Analar bu kadar mı susamış kana? Yasin Börü için “öldürün” diye zılgıt çalan analar, sizin ayaklarınızın altında cehennem mi var? Ol sebep mi ölümleri çağırmanız? Hamza’nın kanını içen Hint’in rolünü mü çaldınız? O halde biliyor olmalısınız, Fetih Günü geldiğinde Hint’in saklandığı kuytulara saklanacaksınız.

Evet, şehitlerimiz Muharremin ayak sesleri gibi değdi yüreklerimize… İsrafil’in Sûr’u üflemesi gibi silkelendik… Kerbela’nın bağrından kopup geldiler ve bize muharremi getirdiler…

Yâ Hayy!

Gam yok…

Ta İsmail’den beri süregelen bir adanmışlık bizimkisi. Allah’u Teâlâ’nın istediği Hüseyince kurban edilişti nefesleri ve nefsleri. İsmail (a.s)’ ın bağışlanması Hüseyin’ce kurbanların yolunu işaretti. O gün bu gündür, Neyneva’nın izini sürer Hüseyinler.

Saflar belliydi o gün, tıpkı bu günkü gibi. Hüseyinler, dünyaperestler ve de rengini belli edemeyen acizler.” Hangi safta yer alsak da çıkarımızı gözetebilsek” diye çırpınan biçareler.

Hüseyin biliyordu bu yol ölüm kokuyor, bu yoldan geri gelmek yoktur. Biliyordu “seninleyim” diyen diller… An gelir gerisin geriye geri döndürür nefisler. Biliyordu ki kendisiyle gelen yiğitler… Tek tek toprağa düşüverecekler.  “Seninleyim” dedi birileri.  “Seninleyim” diyenlerden dünyanın ağına düştü birileri. Ahde vefa her yiğidin harcı değildi.

Döküldü muharremin yaprakları.  Tarih kanla yazdı bu sayfaları. Vakit on muharrem. Vakit acı, vakit feryat,  vakit elem.   O gün gökyüzünden yeryüzüne katre katre kan yağdı. Yeryüzünü sibgetulaha boyandı.

Ağladı asuman. Yer, gök kan revan.  Ağladı Zeyneb. Haykırdı en onurlu feryadı. Gözyaşının adı kıyamdı. Seslendi Hüseyin’in kesik başını gösterip kendileri ile alay edenlere. “Bak işte Rabbiniz size ne yaptı” diye söylenenlere. Dedi ki;  “Vallahi bizim başımıza güzellikten başka bir şey gelmedi.”Kerbela’yı Rabbinden gelen bir güzellik bildi.

Ve Seccâd; çadırda hasta yatan civan. Geride kalan olmanın ağırlığını sırtlayan. Onun takvası ve dûalarla yaptığı tebliği ile nurlandı cihan.

Kerbela; Hüseyin, Zeyneb ve Seccâd demektir. Kerbela’yı düşleyenler bu üç yaşamı şiar edinir. Hüseyin’in ölüme meydan okuyuşu, Zeyneb’in Kerbela’yı doğuruşu, Seccâd’ın takva ile yoğruluşu.

Varsın Kerbela kendine âşık olsun, kendine yürüsün. Varsın yüreklerimiz elemlere bürünsün.

Gam yok… Bize düşen Kerbela’nın üç mimarı ile bütünleşmiş bir yaşam sürmek. Zalimin görevi zulüm etmektir. Müminin görevi mümince yaşam sürmeye devam etmek.

Mademki başımıza gelen her ne ise Allah’tan, gam etmek ardır bize…

Önceki ve Sonraki Yazılar