Yahudi milleti ve siyonist yöneticiler ayrımı

Gazze’ye insani yardım taşıyan ‘’Mavi Marmara’’ gemisine Akdeniz’in uluslararası sularında düzenlenen saldırıya ilişkin görülen davayla ilgili konuşan İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı Başkanı Bülent Yıldırım, ‘’Bu, Yahudi milletine karşı açılmış bir dava değil. Gazze’de Yahudiler olsa ve Müslümanlar aynı zulmü işlese yine giderdik. Bu, katillere, Siyonistlere ve adam öldürenlere karşı açılmış bir davadır’’ dedi.

Hangi maksatla yapıldığı anlaşılmayan bu açıklama yerinde ve doğru değildir. Öteden beri Yahudilerden “antisemitist” damgası yeme korkusuyla benzer açıklamalar yapılır. Sanki Yahudi milleti masum, ancak Siyonist yöneticileri bu masum millete rağmen katliam yapıyorlar. Bu düşünce kökten sakat bir düşüncedir. Yöneticilerin yaptıkları tüm Yahudilere mal edilebilir, edilmelidir de. Çünkü Yöneticiler Telaviv sokaklarında zavallı birer tinerci çocuk değildirler. Yöneticiler Yahudi milletinin seçimle iş başına getirdiği meşru yöneticileridir. Milleti temsil kabiliyetleri vardır.

Aksine Yöneticiler belki kişisel olarak yaptıklarından sorumlu tutulamazlar. Yöneticiler, Adil bir mahkemede yargılandıklarında belki de yaptıklarının milletleri adına onların talepleri doğrultusunda yapılmış tasarruflar olduğunu savunacaklardır.

Bu konuya ilişkin ve her konuda başvurmak zorunda olduğumuz kitabımız ÂLİ İMRÂN Suresi 181.ayette :
“And olsun ki, Allah: ‘Allah fakir; biz zenginiz’ diyenlerin sözünü işitmiştir. Dediklerini ve haksız yere peygamberleri öldürdüklerini elbette yazacağız, ‘Yakıcı azabı tadın’ diyeceğiz”buyuruyor.

Bu ayetin tefsirinde Elmalılı, mezkur ayetin nüzul sebebi olan kişinin (Fenhas) herhangi bir peygamberi katletmediği halde böyle bir tehdide muhatap olmasını şöyle izah eder: “Bu katl (öldürmey)i, bunların ecdad (dedeler)ı yapmış olduğu halde bunlara isnad edilmesi, bunların da bugün ona razı olarak cezasına iştirak etmekte bulunduklarından dolayıdır. Yani Hz. Yahya, Zekeriya ve diğerleri gibi peygamberlerin böyle haksız olarak öldürülmesinin suçu şahıslara değil, Yahudiliğin mahiyetine yüklenmiştir. Ve işte bu rıza ve bu izafet (yükleme) dolayısıyladır ki, bu âyet bunlar hakkında yalnız bir va’id ve tehditten ibaret olmayıp, Muhammed aleyhisselamın peygamberliğine karşı gösterdikleri küfrün ve öne sürdükleri şüphelerin ciddi olmadığını isbat ile kökünden kaldıran bir cevabı da içerir.

Üstelik “haksız yere peygamberleri öldürmeleri” Kur’an-ı Kerimin birçok ayetinde zikredilmiştir. Yahudi milletini temize çıkarma ve masum gösterme gayretleri bu ayetlerin açık hükmü karşısında mugalâtadan ibarettir.

Bu yazının amacı kuşkusuz Yahudileri Kur’an’ın nuru ve rehberliği ile tanımaya yöneliktir. Hep gururla anlatılan ecdadımızın (Osmanlının) Yahudileri İspanyol zulmünden kurtarmalarının bedelini nasıl ödedikleri herkesin malumudur. Ergenekoncu paşaların yaptıkları kısmen yeni ortaya çıkıyor. (Doğu Silahçıoğlu vb.) Bunların birçoğunun Ağlama Duvarı dibindeki resimlerini hatırlamak lazım. Türkiye ikinci büyük hatasını Hitlerin önünden kaçan Yahudileri kabul ile işlemiş ve halen bunun bedellerini ödemeye devam ediyor.


Yahudi milletine ait olan İsrail devletini günümüzde en iyi tanımlayan İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Ahmedinecad’ın “kanserli tümör” tanımlamasıdır. Refah Partisi’nin İstanbul Belediye başkanlığı sırasında Recep Tayyip Erdoğan’ın “Yahudiler Filistin’deki Müslümanları Siyonizm adı verilen politik Yahudilik adına ezmeye başladılar. Bugün Yahudi imajının Nazi imajından hiç farkı yoktur” sözleri Yahudi milletine dair hissiyatımızın tezahürüdür.

Önceki ve Sonraki Yazılar