Yenikapı'nın adresi: Bir dava adamı, İslam şairi Akif'in fikriyatı

Aslanlar canlarını ve mallarını bedel ödeyerek 15 Temmuz darbe girişimini püskürttükten, tehlike de yol aldıktan sonra ekranlarda arzı endam eden laf cambazlarının da meydanda ben de görüneyim diyen dünkü ahmakların(!), kripto siyasetçilerin, yer kapma derdindeki tilkilerin bini bir para.

Garip değil mi, tarih tekerrür ededuruyor. Millet bu işin ölümüne cefasını çekerken, bedenini tankların altına gözünü kırpmadan atarken birileri de darbe girişiminden bile kendisine paye çıkarıp, kutlama yapıp, hatta deyim yerindeyse bir de darbecilerin lehinde aba altından sopa göstererek darbecilere saman altından yardakçılık ediyorlardı.

Bu gün ise başörtülüye, sakallıya karşı olan kinleri ve tahammülsüzlükleri onların gerçek yüzlerini ortaya koyuyor. Ödlek! Darbe oluyor diye sen keyiften yerinde duramazken, halkın sokağa çıkmaması gerektiğini belirtirken ve sokağa çıkanları IŞİD'çilikle yaftalarken, üstüne Müslümanların bulunduğu ittifakta olmadığını, demokratik ilkelerde ittifaka hazır olduğunu söylerken o tepeden baktığın çarşaflılar, sakallılar önce canlarından geçtiler. Bundan çarşafa, çarşaflıya, sakala ve sakallıya laf söylemek mi, hayır herkes haddini bilmelidir. Hem biz senin demokratlığının da köstebekliğe soyunmak, sivillerin arasında bomba patlatmak suretiyle milletin malına ve canına kastetmek olduğunu iyi biliriz. Ceylinnaz Yıldırım katlettiğin son bebek kurbanlardandır. Utan, eğer hala utanılacak yüz varsa sende, kime neyi anlatıyorsun çadır yüz!  Neyse, biz gelelim asıl mevzumuza.

Evet, tarih tekerrür ediyor. Dün Nene Hatunlar, Sütçü İmamlar, Şahin Beyler, Seyitler, Şerife Bacılar, Tayyar Rahmiyeler, Hasan Tahsinler, Kara Fatmalar ve bu bilinci aşılayan Eşref Edipler, Akifler, Saidler, Şeyh Şerafeddinler, Atıflar, Tunahanlar ve Erbililer batının, küfrün, sefaletin, ataletin, yokluğun ve ümitsizliğin darbeleri karşısına ölümüne dikildiler. El âlemin çocuğu da Müslümanların fedakârlık ve gayretleri, kanı ve canı üzerinden kendisine makam ve şöhret devşirdi.

Öyle veya böyle dün dünde kaldı. Fakat devletin tekrar yapılandırılmasının düşünüldüğü bu günlerde gelin Mehmet Akif'in hissiyat ve fikriyatı üzerine devleti yapılandıralım, temellendirelim.

O Mehmet Akif ki bir dava adamıydı. Heyecanlı, gayretli, azimli, üretken ve fedakârdı. İslam dünyasının tümünü içine alabilecek bir gönle sahipti. Batının hile, desise, plan ve kirli kültürüne karşı daima hişyardı. Batı'nın medeniyet diye yutturduğu zihniyetin özünün vahşet olduğunu, “medeniyet dediğin tek dişi kalmış canavar” şeklinde ifade etmiş.

İnsanı metalaştıran, görselliğini her şeyde kullanılmasında meşru gören, hürriyet ve medeniyet adı altında karşı cinslerin zaafları üzerinden onları birbirine pazarlayan batı zihniyetlilere de “kim demiş Avrupa insanı medeni? Ne edep var, ne hayâ, çırılçıplak bedeni! Eğer medeniyet açmaksa bedeni; desene hayvanlar bizden daha medeni!” Der.

Yine Osmanlı'da yakılmak istenen Türkçülük başta olmak üzere her türlü ırkçılığın karşısına dikilmiş ve “İslam milleti” mefhumunu bayraklaştırmıştır.

Zamanı ve şartları okumasının üzerine, geri kalmışlığın sebebini ve çözümünü şöyle dile getirir. “Felaketin başı, hiç şüphe yok, cehaletimiz; Bu derde çare bulunmaz  -ne olsa- mektepsiz; Ne Kürt elifbayı sökmüş, ne Türk okur, ne Arab; Ne Çerkes'in, ne Laz'ın var, bakın, elinde kitab! Hülasa milletin efradı bilgiden mahrum. Unutmayın şunu lakin: Zaman, zaman-ı ulum!” Tabi burada, geri kalmışlığın sebebinin bilgiyi dokumaktan uzak kalınmışlık olarak, bunun panzehrinin de okumak olduğunu belirtirken; diğer taraftan Kürd'ün, Türk'ün, Arab'ın, Çerkes'in ve Laz'ın aynı milletin fertleri olduğunu da belirtiyor. Yine “hani milliyetin İslam idi? Kavmiyet de ne? Sarılıp sımsıkı dursaydın a milliyetine! Arnavutluk ne demek? Var mı Şeriatta yeri? Küfr olur, başka değil kavmini sürmek ileri…” diye devam eden şiirinde ırkçılığın, kavmiyetçiliğin İslam'da yerinin olmadığını, asıl milliyetin İslam olduğunu adeta haykırmış.

Batıdan, şarktan, garptan değil ancak ve ancak Kur'an'dan beslenerek ve vahyin kılavuzluğunda yol alıp bir dava sürdürmenin gerektiğini de  “Doğrudan doğruya Kur'an'dan alıp ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam'ı” diyerek belirtiyor. Bu şekilde bu çağın medenileşmesinin yolunun Kur'an'ın tedrisatından geçerek gerçekleşeceğini tarihe bu altın harflerle kazımış.

Hâsılı kelam, birinci kurtuluş savaşının zaferinden sonra devletin batıya göbek bağıyla bağlanması darbe, askeri vesayet, tekçilik, batıcılık getirdi. Din düşmanlığı getirdi, ecnebi rezaletini, köleliğini getirdi. Sözde bağımsızlık, özde bağımlılık getirdi. Geliniz, ikinci kurtuluş savaşının zaferi mesabesindeki bu günlerde yarın pişman olmamak için, birinci kurtuluş savaşının manevi önderleri olan bir dava adamı ve İslam şairi Mehmet Akif'in,  Saidlerin, Şerafeddinlerin ve saire kutlu şahsiyetlerin hissiyat ve fikriyatına kucak açalım. İşte Yenikapı, öz kapı, yerli kapı, milli kapı ve en önemlisi dünya ve ahireti kurtaracak İslami kapı, budur. Vesselam.

Önceki ve Sonraki Yazılar