Zamanın intikamı

Günler geçiyor, aylar geçiyor derken yıllar… Ve insan kum saatinde aşağıya doğru biraz daha,  biraz daha sarkıyor.

İnsan bu… Allah akıl vermiş; Önüne bakıyor, arkasına bakıyor. Geçmişin üzüntüleri, geleceğin endişeleri onu çepeçevre kuşatıyor. Geleceğin endişelerini bir sonraki yazıya bırakalım ve şimdilik geçmişten gelen üzüntülere şöyle bir bakalım. Bakalım, bunlar niçin bizi böyle vuruyorlar ve bunlar saadetimiz üzerinde nasıl bir hafriyat yapıyorlar.

Basit bir matematik probleminde iki veri varsa, artık üçüncüsünü bulabilirsin. Mesela 2 + a = 3 probleminde a'nın değeri 1'dir. Aynen bunun gibi insanın gönderildiği bir yer var. Bu, belli yani dünya. Aynı zamanda insana tanınan süre de belli, o da ömür. Geriye, bir bilinmeyen kaldı. Biz, verilenlerden verilmeyenin "iş/amel" olduğunu rahatlıkla çıkarabiliyoruz. Bir yere bir süreliğine gitmişsen, senden bir şey isteniyor demek ki.  İşte kişinin durumuna göre zamanın intikam okları, tam da burada yağmaya başlar. Eğer verilen zamana eş değer işler yapılmışsa ne ala, yoksa vay kişinin haline.

Zaman su gibi akıyor. Kimilerinde bu zaman geldiği gibi geçerken, kimileri de zamanın önüne elek bırakıyor. Bunlar, zamanı bir güzel eleyip mücevheratını aldıktan sonra onu mazi deryasına bırakıyorlar. Yani bunların bıraktıkları, bir yerde zamanın “posa”sı gibi bir şey.

Çevremizde gördüğümüz kamuran yüzler, hep böyle ömrü eleyip mücevheratını alan kişilere aittir. Bunlardan bazıları, büyük eserler vermemişseler de zamanlarını hep hayırla yoğurmuşlardır. Zamanı hayırla yoğurmak... Zaten bir başına bu, “büyük eser” değil midir?

Ya bizler... Bizler zamanın mücevheratını sele verip elinde zamandan yana sadece "posa"sı kalanlarız. Zamanın posası: kırışmış yüzler, beyaz saçlar... Bu halimizle dönüp arkaya bakıyoruz ve arkada da bir şey göremiyoruz. Ne bir eser, ne bir hayır... İşte tam da burada zaman, intikamını hüzün, keder gibi bir sürü okla, kalbimize ok yağdırarak alıyor.

Zamana dikkat!.. Yüce Mevla boşu boşuna onunla yemin etmemiş olsa gerek.

Bu dikkat veya dikkatsizlik hali, sadece anımızı ve müstakbelimizi etkilemekle kalmaz, ta ukbaya kadar uzanır. Orada, şekavet ehlinin kimi yersiz mazeret ve isteklerine karşı Mevla'mız yine zamana dikkat çekiyor: " Bir akıllının aklını kullanıp doğru yolu bulacağına yetecek kadar size “zaman” vermedim mi?

Zaman, en bol zannettiğimiz şey; zaman, en çok gafil olduğumuz şey ve mürur-u zamana karşı tavrımız saadet veya şekavetimizi belirleyen şey.

Unutma, zamana karşı durulmaz. O, "Asr" süresinde geçtiği şekliyle naçar, seni iki duraktan birine götürecektir. Haliyle, bize uğrayıp sonra geçecek olan zamanın her bir zerresi üzerine imanı terennüm etmemiz, imandan doğan bir ameli, bu her bir zerrenin üzerine nakşetmemiz gerekmez mi? Hakeza bunlara mukabil anlık bir sıkıntı yaşasak bile, yakın uzağı ve uzak uzağı düşünüp sabrı kuşanarak hak sözü dalgalandırmamız gerekmez mi?

Unutma, geçmiş bir şekilde geçti, ama an elinde. Geçmişten duyduğun nedametleri “an” da anı olurken yaşamak istemiyorsan ona bir bebek gibi, bir gül gibi bak. Unutma, onu bismillah diyerek bütün kalbi yaralarına sürebilirsin. Unutma...

Önceki ve Sonraki Yazılar