23 Eylül: Peygambere Sadakat ve Küfrün Sonbaharı

Coğrafya bilgimizden kalan kırıntılardan 23 Eylül tarihinin, yılda iki kez gerçekleşen ve ekinoks olarak bilinen gün-gece eşitliğinin yaşandığı tarihlerden biri olduğunu hatırlamaktayız. Diğer ekinoks tarihi ise 21 Mart olarak bilinmektedir. İçinde bulunduğumuz Kuzey Yarımküre için 21 Mart, ilkbaharın başlangıcı olup gündüzlerin de daha uzun olmaya başladığı tarih olurken, 23 Eylül ise sonbaharın başlangıcı olmakta ve gecelerin gündüzlerden daha uzun olmaya başladığı dönemi ifade etmektedir. Öncelikle bu bilgileri burada not etmiş olalım.   

Hz. Peygamber (s.a.v)’in, mübarek eş ve ashabının manevi şahsiyetlerine yapılan alçakça saldırıdan sonra yaşanan protesto gösterilerinin en kapsamlılarından biri de 23 Eylül tarihinde Diyarbakır’da gerçekleştirildi. Gösterilen sadakat hayli anlamlıydı. Bu coğrafyanın insanları, (kimisi ameli olarak eksik olsa bile) bu tür saldırıları asla kabul etmeyeceğini bildiren sadakat çağrıları sundular. Nitekim görüntüsü çok da islami olmayan erkekler olduğu gibi, islami tesettüre hakkıyla riayet etmemiş, ellerindeki bayraklarla sadakatlerini sunmak isteyen bayanlar da bulunmakta idi.

Bu da şunu göstermektedir ki, hakkıyla islami bir görüntü ve hayattan uzak olan nice insanımız vardır ki, farkdilmemiş ya da ihmal edilmiş elmaslar gibidirler. Kömürler içerisinde kaybolmuş, kendilerine el uzatacak bir davetçi bekleyen bu insanlarımız, gösterdikleri bu bağlılık ile lisan-ı halleriyle güzel mesajlar vermiş oldular.

Yaşanan bu olayların tüm iğrençliğine rağmen bu tür hayırlı neticeleri de asla göz ardı edilemez. Mukaddesatına yapılan saldırılarla kalp gözü açılan nice müslüman kardeşler bulunmaktadır. Tutunduğu dünya hayatının basitliğini, ahiret karşısındaki düşüklüğünü ve islam’ın terki halinde hiçbir izzet ve şeref kalmadığını fark etmeye başlamaktadırlar. Sonuç olarak mukaddesatına daha sıkı bağlanmaya başlamakta ve terk ettiği islami hayatın tek izzet şemsiyesi olduğunu fark etmekte ve hayra dönüş yoluna girmektedirler.

Eğer bu yaşananlar Müslüman adını taşıyan insanlarda hiçbir sıkıntı ve keder oluşturmuyorsa, bir gayret ve silkiniş sağlamıyorsa, o zaman imanın tehlikede olduğu unutulmamalıdır.

İnşallah bu saldırılar, küfrün 23 Eylül’ü olacak, bundan sonraki süreçte geceleri uzamaya başlayacak ve zulumat içerisinde garkolacaklardır. Zaten küfür, imanın; zulumat, nurun; ve karanlık, aydınlığın yokluğu değil midir? İmanla atan yürekler, nur dolu kalpler ve aydınlığın temsilcileri ortaya çıktıkça, küfür ve zulumatın yokolmaktan başka çaresi var mıdır?

De ki: “Hakk geldi, batıl zail oldu, zaten batıl yokolmaya mahkumdur.” (İsra-81)

İnşallah İslam ümmetinin bu direnişi, küfrün batıl sistem ve saltanatlarını yerle bir edecektir. Yeter ki, yapılanlar sadece hamasi duygularla sınırlı kalmasın. Birkaç slogan ve deşarj halinden uzak bir şekilde, yüreklerdeki iman ateşinin alevlenmesi, kişinin kendisini ve çevresini aydınlatacak bir uyanışa vesile olsun.

Şuur ve bilinçten yoksun, sadece birkaç slogandan oluşan haykırışlar, küfrü asla rahatsız etmeyecektir. Hatta kendi sistemlerinin devamı için barajda açılan bir delik hükmüne geçip, fayda bile sağlayabilirler. Ancak ne zaman ki içi ruh ve şuur dolu feryatlar göklere çıkarsa, bu feryatlarla uyumlu bir hayat tarzı için çaba verilirse, hakaret edilen Kur’an’ın mesajı ve Resul’ün mücadelesi hakkıyla anlaşılırsa, işte o zaman korkularının tecellisi gerçekleşecektir.

Üstad Mevdudi’nin ifade ettiği gibi; “Kafirin müminden fizyolojik olarak hiçbir eksiği yoktur. Onun da iki eli, ayağı, gözü, kulağı v.s azaları mevcuttur. Ama kafir Kur’an okumaz, Nebi’nin hayatını ve yolunu bilmez, takip etmez. Acaba bir müslüman da Kur’an okumaz ve hem kitap hem de peygamberinden habersiz, onların cahili ise ne farkı kalacaktır.” Dolayısıyla söz ve haykırışlarımızın dönüştürücü gücü, ancak hayat bulması ile gerçekleşecektir.

Mart ayı ile beraber başlayan kutlu doğum coşkusuyla Kutlu Nebi her tarafta yadedildi, yüreklere O’nun sevgi ve muhabbeti zerkedildi. Kurtuluş ve özgürlük peygamberi olduğu anlatıldı. İzzet, hürriyet ve saadetin ancak O’nunla olabileceği hatırlatıldı. Başka önder ve liderlerin değil, ancak ve ancak O’nun rehberliğinin huzur ve selamet kapılarını araladığı zikredildi, tekrarlandı tüm meydanlarda.

Mart ayının sonlarında başlayan kutlu doğum etkinlikleri, 21 Mart sonrası ile ilkbaharımızın başlangıcı oldu ve kışa dönen yüreklerin bahara dönüşme sürecini başlattı. Ve altı ay aradan sonra, yürekleri küfür ateşinden iman ab-ı hayatına kavuşan insanlığın köleleştirilemeyeceğini bilen küfrün kara yüzlü temsilcileri, bu değişimi sağlayan kutlu rehber ve önder Hz. Muhammed Mustafa (a.s)’a iğrenç saldırıları başlattılar.

Ancak Allah’ın izniyle kutlu doğumun rahmet, bereket ve nuruyla aydınlanan yürekler, iman ateşini sadakat çırasıyla besleyerek Kutlu Rehberin ardından sadık birer nefer gibi yol almaya devam ederlerse, o zaman 23 Eylül gibi sivil direniş ve haykırışlar, küfrün kış ve yokoluşunu müjdeleyen son(bahar)lar yaşatacaklar ve onları nihai tükenişe sürükleyeceklerdir.

İşte o gün İslam ümmetinin geceleri nehara(gündüze) ve kışları bahara dönüşecektir.

Rabbim o günleri göstersin inşallah…

 

Önceki ve Sonraki Yazılar