Adaletin aynası cezaevleri ve Doğu - Batı ayrımcılığı

Urfa cezaevinde 13 kişinin yanarak ölmesinden sonra, kamuoyu, cezaevlerinde kapasitenin çok üzerinde mahkûm tutulduğunu öğrendi. Adalet Bakanı ise bu sıkıntıyı “... Doğu’daki cezaevlerinden Batı’ya mahkûm sevk edildiğinde, aileler ziyaret sıkıntısı nedeni ile tepki gösteriyorlar, bu yüzden Doğu cezaevlerinde kapasite fazlası, Batı cezaevlerinde ise kapasite açığı var. Mesela İzmir’de boş yer çok...” mahiyetinde bir açıklamada bulunmuştu.

İlk etapta bu açıklama mantıklı görünse de burada kamuoyunu yanıltma vardır. Pek çok yönüyle adil ve doğru bir yaklaşım da değildir. Bu konu irdelendiğinde, işin özünde, öteden beri süregelen, devletin Doğu-Batı arasındaki, ayrımcı politikasının burada da sorunun asıl sebebi olduğu görülecektir.

Son bir yılda çok sayıda yüksek güvenlikli ve geniş kapasiteli cezaevleri yapıldı. Bunların tamamına yakını, ekonomik ve istihdam yönleri de göz önünde bulundurularak, yatırım amaçlı olarak, Doğu ve Güneydoğu’nun dışındaki illere yapıldı. 20’ye yakın F Tipi Cezaevi yapıldı. Bunlardan sadece bir tanesi Van’a verildi. O da deprem sebebi ile boşaltıldı. Yine Ankara (Sincan), İstanbul (Silivri), İzmir’e on bin kapasitenin üzerinde her biri 7-8 cezaevinden oluşan kampuslar inşa edildi. Sayın Bakan’ın “İzmir’de boş yer çok...” dediği aslında İzmir’de iki F Tipi ve onlarca orta kapasiteli cezaevlerine ilaveten yeni açılan, her biri 850 kişi kapasiteli 4 adet T Tipi ve kadın, çocuk ve açık cezaevi kampusunu faaliyete koyma girişimiydi. Nitekim yavaş yavaş faaliyete konuluyor.

Oysa herkes biliyor ki F Tipi gibi yüksek güvenlikli cezaevlerinin mahkûmlarının büyük çoğunluğu, malûm sebeplerle Doğu ve Güneydoğuludur. Ama cezaevleri başka yerlere açılıyor. Tabiri caizse; “Doğu’nun enkazından, acısından, eleminden bile Batı’ya rant oluşturulmaya çalışılıyor.” Rize, Trabzon, Çorum, Tokat cezaevleri yapıldı. Buna mukabil, Doğu’da ise pek çok cezaevi eski, küçük ya da ilçe cezaevi olması gerekçesi ile kapatıldı. Bu yeni açılan cezaevleri için on binlerce yeni personel alındı.

Devlet adeta personeli Doğu’ya göndermektense ya da Doğu’dan personel istihdam etmektense Doğulu mahkûmları, Batı’ya taşımayı daha kazançlı gördü. Ve bunu bir politika haline getirmiş durumda. Urfa’daki yangın olayı da bahane oluşturunca, Doğu’dan Batı’ya sevk sürgünleri daha da hızlandı. Hatta sevklerde artık askeri uçaklar kullanılmaya başlandı.

Medyada yer aldığı gibi, Doğruhaber gazetesinde de sık sık yer bulan, aileler açısından adeta ikinci bir trajediye varan ve son bir yılda kafile kafile, Rize, Bayburt, Gümüşhane, Trabzon, Tokat, Çorum, Sivas, Kırıkkale, Kandıra, İzmir, Alanya, Tekirdağ, Bafra, Bolu, Ankara, Kastamonu vs. daha pek çok yerlere yapılan tüm sevklerin altında yatan gerçek nedenlerden birisi de budur.

Ama maalesef hem kamuoyu, hem medya hatta olanlarla yakından ilgilenen STK’lar bile işin bu boyutundan habersizdirler. Tabi bu uygulamalar ile mahkûmlardan ziyade, mahkûm ailelerine de ilave ceza çektirilmektedir. Bunun açık ifadesi “BİREYSEL CEZAYA, AİLE BOYU İNFAZ” şeklindedir. Bu işin sadece bir boyutudur.

Mahkûmların çoğunun neden Kürt olduğuna gelince;

Artık bugün en üst düzeyden askerî-siyasi devlet yetkilileri bile, devletin Doğu’da zulme varan uygulamalarının olduğunu açıklıkla ifade ediyorlar.

Yıllarca Kürtlerin varlığı inkâr edilmiş, her yönü ile asimilasyona tabi tutulmuş, dil ve kültürleri yasaklanmış;  tepki gösterenler, hak talebinde bulunanlar, bölücü denilmiş, suçlanmış. Dini değer ve uygulamalar yasaklanmış. Tepki gösteren, hak talebinde bulunanlara, şariatçı, mürteci vs. denilmiş, suçlanmış. Ekonomik, geçim faaliyet alanları kısıtlanmış, köyler boşaltılmış, yaylalar yasaklanmış, yatırım yapılmamış. Başka geçim yollarına sapanlar, kaçakçı, organize çete yapılıp suçlanmış. Zaten Kürtler, coğrafyaları ile beraber dörde bölünüp dört ülke arasında taksim edilmişler. Sınır Kürtlerinin kendi aralarındaki gidiş-gelişleri, ticareti bile, ya Mustafa Muğlalı olayında ya da Roboski olayında olduğu gibi en ağır şekilde cezalandırılmıştır.

İşte bu yüzden cezaevleri Kürtlerden, Kürt gençlerinden hali olmuyor. Madem öyle Doğu’ya yüz binlik hatta milyonluk cezaevi yapılsın, sorun kökten halledilsin.

Bu durum, özünde bir adalet meselesidir. Adaletin Türkiye’de nasıl işlediği ise; geçtiğimiz günlerde İstanbul’da 7 polisin bir şahsı, ailesinin gözü önünde öldüresiye dövmeleri ile görüldü. Kameraya yansımasaydı kimsenin haberi olmayacaktı. Tüm Türkiye şahit olduğu halde, o polisler gidip doktordan rapor aldılar. O şahsı mahkemeye şikâyet ettiler. O şahıs, şu an 6 buçuk yıl ceza ile yargılanıyor. Olay açık olduğu halde o polislere rapor veren doktor ile o şahsa 6,5 yıl ceza isteyen savcının yaptığı polislerinkinden çok mu farklı? Bakalım dava nasıl sonuçlanır?

Van’dan sevk edilirken, cezaevi aracından çıkarılmadıkları için, feci şekilde yanan 5 mahkûm için ise üç kişiye 3 ile 15 yıl arası ceza istemiyle dava açılmış. Muhtemelen mahkeme aşamasında o da bir neticeye bağlanır..!

İsmi “Adaletle” başlayan bir partinin hükümeti döneminde, gerçekten de cezaevleri, öncesi ve sonrası adaletin aynası konumunda…

Allah’a emanetsiniz...

 

Önceki ve Sonraki Yazılar