Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Amed surlarındaki çözüm

Çözüm; karışık nesne ve ya olayları ayrıştırmak, bulanıklıktan kurtarmak ve gerekirse onları düzenli bir bütünlük içinde bir araya getirme anlamlarına gelir. Miras paylaşımı; yaraya neşter atılması da birer çözümdür. Asıl çözüm ise sosyal ve siyasî sorunlara çareler üretmektir.

50.000 can, yüz milyarlarca dolara mal olan ve ülkeye asır kaybettiren “Kürt Sorunu” bu türden ve “dış güçlerin en insanî(?!) duygularına dahi bırakılmayacak kadar” önemli ve acil çözüm gerektiren bir vakıadır. Bu vakıanın muhatapları Türkiye Cumhuriyeti ve halkları, özellikle de Kürt halkıdır.

Devlet, yıllarca bu sorunu görmedi, konuşmayı dahi denemedi. Red ve inkar politikaları ile akademik çevrelerde, “Kürt halkının; Türklerin bir kolu olduğuna..” dair hazırlanan tezlerin destekleyicisi oldu. Alanla ilgili evrensel tezlere göz yumularak, bilimsellikten uzak çalışmalara sayısız akademik unvanlar verildi.

Hamdolsun, artık anonim halk kültürü ürünleri olan efsane ve fıkralara karışan o dönemin bilimselliğinin(!) hayli ötesine geçildi. Devlet, halkıyla helalleşmeye niyetlendi, bununla da kalmayarak somut adımlar attı. Ş. Şeyh Sait’te olmasa da Dersim Katliamında yapılanlar için bir başbakan özür diledi. Devlet, üzerine düşeni tam olarak yapmasa da çözümün; “İsrail, ABD, Rusya, AB, veya komşularımızı suçlamakla“ olamayacağını, asıl dermanın kendi elinde ve içerde olduğunu öğrenmiş. Bu arada, karşı tarafta olan sair kesimlerin yani “Türk, Kürt ve kurumların” da yapmaları gereken çok şey oluşuyor ve tarafeyn(devlet ve Kürtler) de doğruluk testinden geçiyor. Kürt sorununun, çözüm arayan hükümetler için eldeki ateş olduğu da bilinmelidir.

Amed surlarının bir ucunda; çözümü, Eski Türkiye gibi silahta arayan PKK ve müştemilatları vardır. PKK’nın tüm Kürtleri temsil ettiği elbette savunulamaz ancak milliyetçi cephenin -en ağır bedelini ödeyen/ödeten belki de- tek tarafı olduğu yadsınamaz. BDP/HDP, Meclis çatısındaki çözümün taraftarı olduğunu beyan ederken, -kendi varlıklarının sebebi olan militarist- gerilla kuvvetlerinin şakalarını dahi emir olarak algılamak durumundadır. PKK/BDP oluşumunun resmi arenalarda dillendirdiği “ilk ve son tezleri sürekli çelişse” de çözüm sürecine açık meydan okuyamayacakları açıktır. Çünkü halkın ekserinin, güzellikler adına umutlandığı çözüm sürecine yanlış yapan çevreler; insanlık onuru, medeniyet ve halkın nezdinde kötülüklerin anası konumuna düşeceklerini pek ala bilmektedirler.

Çözüm sürecinde, geçmişteki PKK veya devlet statükolarının tüm baskılarına rağmen inancını yaşamaya ve yaşatmaya; muhafazakarlığı, Türk-Kürt kardeşliğini merkez alan mazlum/mustazaf çevre(ler) ötelenmiş, görmezden gelinmiştir. Bu durum; muhafazakar halkın dua ve destekleriyle yol alan; muktedir bir iktidar için çelişkidir.

Çözüm Sürecindeki endişem; Amed surlarının arkasında kalan sessiz çoğunluğun duyulmaması; hak/hukukun, “Eski Türkiye’nin ve ya PKK’nin HALK’la çelişen kutsallarına göre dizayn edilme” olasılığıdır. Halkın; “Acaba bu kez kimin insafına terk edileceğiz” endişesi giderilmemiştir. Bu konuda; Paralel’in, “işe alımlar ve sınavlarda yaptıklarına dair söylenenlerin bir de “-gece silahlı, gündüz külahlı nitelikli dolandırıcılığın Kürt versiyonunun” iktidarını(!?) düşünmek yeterli olacaktır. Kırsalda yaşayan kesimler, devletin güçlü adil elini göremediklerinden daha şimdiden; “iş, can, mal, namus güvenliklerinin teminatının sağlanacağı ağırlık merkezini belirlemeye; Kürdistan’ın CHP’si olacak çevrenin ANIT ve YAZIT’larındaki kutsallara karşı neler yapabileceğini” düşünmektedir. Çözüm, post-modern bir çözümsüzlüğe dönüştürülmemelidir.

Çözüm’de; bölgedeki farklar, özellikle de dindarlar ötelendiği takdirde, yakın gelecekte -belki de dış kaynaklı- dehşet saçacak bir fanatizmin gelişmesi olasıdır. Her çözüm; halkın fıtratına uygun olmalı; “ben yaptım oldu” veya “yeni mühendisliklerle” hakikatin haricine çıkılırsa bölgede; daha farklı ve güçlü bir şekilde “karşı taraflar ve çatışma zeminleri oluşacaktır.” Tük/Kürt kardeşliğinin en sağlam geçidi, mazide mevcutken keramete gerek olmayacaktır.

Bu coğrafyalar sekülerizm ve ecnebi kültüründen çok çekti. Türkiye, özellikle de Kürt halkı; ulusalcılık (belki de faşizm), Batı kültürü ve ferdileşmeye doğru; yokuş aşağı koşturulmaktadır. Değişim; hızlı ve delicedir. Baş aşağı koşulan bu koşuda; halkın, aklını başına devşirebilmesi için dinlendirici ara duraklar, parklar yapılmalıdır. Maddi-manevî tanışma ve kaynaşmalar da buralarda olur.

Anadolu toprağı, herkese yetecek güzelliklerle dolu, dünyanın anahtarı konumundadır. Halklar mozaiği olan bu diyar;

Ferhad ile Şirîn, Mem u Zîn’in aşk uğruna yandığı yerdir. Halkın gözlerinin içine bakın lütfen; gözler yalan söylemez. Derunî dualarımla.

Önceki ve Sonraki Yazılar