Ashabın Hicreti Gibi…

İslam tarihi, yüce davanın gelecek nesillere ulaştırılması için ödenen nice bedellere şahitlik etmiştir. İslam davasını hakkıyla yüklenen erler, muhakkak ki Kutlu Nebi ve ashabının yaşadıklarını yaşamış, tattıkları acıları tatmışlardır. Zaten bu durum, yolun hakkaniyetinin de bir göstergesidir. O yüce insanların hayatından yaşantımıza izler taşınmıyorsa, yürünen yolda eksiklikler, gözetilen misyonda problemler var demektir.

            O kutlu insanların yaşadıkları alay, hakaret, iftira, işkence ve şehadetleri yaşamış olan islam erlerinin bu acılarına yaşadığımız ortamlarda şahitlik etmiş, bunları hakkıyla müşahade etmiştik. Ve şimdi ashabın yaşadığı bir başka büyük bedel olan hicret misali bir hicrete şahitlik ettik. Aynen ashabın hicreti gibi…

            Nice mü’min, yaşadıkları coğrafyanın dışındaki dört bir yanda, farklı bir din, dil, kültür ve ortamda yaşamaya mecbur kılınmış, memleketinden, dostlarından, ailesinden veya eş ve çocuklarından binlerce km uzaklıkta, islam davasını yaşama ve yaşatma mücadelesi içerisindedirler. Aynen Habeşistan Hicreti gibi…

            Kalem ehli nice okumuş aydın mü’minin, ücreti ne olursa olsun fabrika veya muhtelif yerlerde işçi statüsünde çalışmalarına; ilerlemiş yaşına rağmen yıllarca verdiği emek sonrasında kavuştuğu öğretmenlik mesleğini bırakmak zorunda kalmış bir hocanın inşaat işlerinde çalışmak, üstelik işe gidebilmek için birkaç tren değiştirmek durumunda kalmasına ve 5-6 nüfuslu bir aile ile 55 m2’lik evde yaşamasına şahitlik ettik. Bu durum elbette ki hiç kimse için olmadığı gibi onlar için de bir zillet değildir ve zaten gocunmuyorlar da… Ama maruz kaldıkları bu durum büyük bir haksızlıktır, hukuksuzluktur.

            Yıllarca eşinden, çocuklarından ayrı kalmış bir eşin, bir babanın yüreğindeki acılar nasıl tarif edilebilir? Babasının, ayrılık vaktinde ‘Oğlum sensiz ben ne yaparım!’ dediğini ifade eden bir evladın, acısını metanetle yüreğinde taşıdığını vicdan ehli olmayan nasıl anlasın? Evladının kendisinden ayrılamayacağını düşünerek onu uyandırmadan evden ayrılan bir babayı anlamak vicdan ister. Yıllar sonra yanına almaya çalıştığı eşinin, evladının yurtdışı girişinde cezaevine alınması, sınır dışı edilme tehlikesi yaşaması gibi acılara şahitlik eden bir bir eş, bir baba olmak yürek ister, iman ister…

            Okula gönderilen çocuklarına verilen gayri islami kültür ve alışkanlıklara şahitlik eden bir babanın, evladının manevi geleceği ile ilgili endişelerini anlayabilmek, memlekette vefat eden anne, baba ve akrabalarının cenaze ve taziyelerine katılamayan yüreklerin sızısını hissetmek kolay olmasa gerek! Ve daha nice yürek burkan dramlar…

           

            Ancak tüm bu olumsuzluklara ve yaşanan sıkıntılara rağmen, Allah’ın inayetiyle ashabın habeşistan hicreti gibi sıkıntılar sonrasında genel itibariyle olumlu bir sürece kavuşmuş oldukları görülmektedir. İlahi hikmetlerle izah edilebilecek süreç sonrasında, bu islam erleri davalarını oralara taşıma fırsatı elde etmiş bulunuyorlar. Muhacir bir hocanın ifadesiyle, batı toplumu hak ve hakikate açtır. Devamla, ‘Üstadın Avrupa için söyledikleri, yani bir islam devletini doğurma süreci daha hızlı ilerleyecekti, ancak bu bölgelerde bulunan bilinçsiz müslümanlar, insanlarda olumsuz bir etki bırakmış, islam’dan soğutmuş ve uzaklaştırmışlar’ diyordu. ‘Ama bilinçli, dürüst ve güzel ahlak sahibi müslümanların etkisi, batı toplumunda çok olumlu sonuçlar doğurmaktadır. Bu etki sadece gayri müslimler üzerinde değil, cahil müslümanlar üzerinde de gerçekleşmektedir’ şeklinde tespitlerde bulunuyordu.  

            Tüm bunlar da acıların sevince dönüşmesinde teselli kaynağı…

            Rabbimiz, adaletle hükmeden, hikmet sahibi olandır. Tüm diledikleri bir hikmete mebnidir. Kim bilir, yaşanan süreçte daha ne hikmetler görülecektir.

 

            Üç aylarınız mübarek olsun,

 

            Allah’a emanet olun…           

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar