Yusuf ARİFOĞLU

Yusuf ARİFOĞLU

Asrın modası: Akıl tutulması

Allah’ın adıyla! Türkiye, uzun bir süredir garipliklere sahne oluyor. Sahnelenen yeni oyunlardan dolayı “Türkiye’de ne oluyor?” demekten insan kendini alamıyor. Roller birbirine karışmış. Duruşlar, etkiler, tepkiler, dostluklar, düşmanlıklar ters yüz olmuş.  Sağ, sol, muhafazakâr, liberal, laik, komünist, kemalist, apoist, dindar gibi sıfatların karmaşasında kimin eli kimin cebinde belli değil. Devran menfaat, çıkar, yalan, dolan devranına;  sırttan vurma zamanına dönmüş. Olanları anlayana aşk olsun.

Tüm bu parçalar bir araya getirilince, herkesin akıl tutulması yaşadığı bir oyunun sahnelendiğini görmemek mümkün değil. Bir akıl tutulması başını almış gidiyor.

Akıl tutulması bugün başlamış değil, bazı figüranlar için bunun dünü de vardır. Mesela, kendilerini rejimin temsilcisi, savunucu hatta sahibi görenler ile kendilerini rejim mağdurlarının temsilcisi, savunucusu hatta sahibi görenlerin kucaklaşması, beraber boy boy pozlar vermelerini nereye koyacaksın. Buna nasıl bakacak, nasıl değerlendirecek ve hangi anlamı yükleyeceksin? Kimin kimin oyuncağı olduğu, kimin kiminle dans ettiği, kimin kimin uşağı olduğu bakana göre değişse de bir tarafın akıl tutulması yaşadığı ne yaptığını, kime ve neye hizmet ettiğini bilmediği ortadadır. O pozların açıklanacak tarafı yoktur. Bunun yenilir yutulur, görmezden gelinir tarafı yoktur.

İsterseniz, bugünün akıl tutulmalarına geçmeden dünün akıl tutulmalarından bir örnek daha verelim. Eli gümüş yüzüklü ve abdestli olanların Kur’an dersi verme suçundan(!) dolayı gözaltına aldıklarını vicdansız insafsız işkence seanslarına tabi tutmalarının neresinde akıl var neresinde izan! Ya abdestli polis abilerin işkencelerinden nasiplenenlere abdestli hakim ve savcıların Kur’an dersi verme suçundan(!)  onlarca yıl hapis cezası vermelerinin neresinde akıl var?

Ulusalcıların, kemalistlerin rejimi koruma refleksleriyle mü’minlere yönelik baskı, hile, desise ve komploları namdardır. Fakat abdestlilerin kendilerinden olmayan abdestlilere yönelik komplo ve desiseleri bu günün ürünüdür. Bugün “paralel yapı” diye dillerde sakız olan düşüncenin kendisine muhalif gördüğü mü’minlere yönelik terörize etme, provake etme, sindirme, gözdağı verme amaçlı eylemleri artık çuvala sığmıyor.

Ak Parti hükümetinin daha önce, Ergenekonculara ve derin TSK’ne karşı eski dostuna -Hizmet Hareketine- sunduğu imkanlar, tanıdığı sınırsız imtiyazlar ve tolerans akıl tutulmasının farklı bir versiyonuydu. Ak parti, Gülen grubu için tabiri caizse maddi olarak kesenin ağzını açtığı o günlerde maalesef manevi olarak çok cimri davrandı. Gerçek dost olamadı, gerçek dost gibi davranmadı. Gülen grubu da Ak Parti’ye karşı aynı garabete düştü. Yani birliktelikleri bozulmasın, menfaatleri tehlikeye girmesin diye birbirinin yanlışlarını, hatalarını birbirlerine söylemediler, görmemezlikten geldiler; birbirlerini uyarmadılar. Halbuki kim söylemese de dost acı da olsa doğruyu söylerdi, söylemeliydi. İman birlikteliği, iman kardeşliği yerine menfaat, çıkar kardeşliği öncelenmiş demek ki. Mü’minlerin birlikteliği, kardeşliği ve dostluğu iman yerine çıkar üzerine temellendirmesinden daha büyük akıl tutulması mı olur; tabi anlayana.

17 Aralık operasyonu öncesi, sonrası şu bu hikâyesi bir köşeye bırakalım. Bu neyin çatışması, bu kin ve öfke; bu kahır ve saldırganlık, bu kırıcı, itici, ötekileştirici dil kime yarıyor, kim istiyor? Topyekün operasyonlar, olağanüstü saldırılar, manşetler yarışı, kirli algı kampanyaları nerde hoşgörü ve sevgi nerde adalet? Bu ne böyle, zıvanadan çıkma değil de nedir? Ya sınırsız, ölçüsüz bir dostluk(!) ya da sınırsız, ölçüsüz bir düşmanlık öyle mi? Bulaşıcı bir hastalık gibi hastalığı kapan kapana. Netice, darbeciler, Ergenekoncular salıverildi.

Aslında postmodern 28 Şubat darbesi diye bir darbe olmamış, kendi askerini öldüren bir zihniyet yok, darbeye ortam oluşturmak için cami bombalamayı planlayanlar olmamış, yaş kararlarıyla ordudan atılan hiç kimse olmamış. İkna odaları hiç kurulmamış. Başörtü yasaklanmamış, imam hatiplerin önü alınmamış, sekiz yıllık eğitim bir efsaneymiş. Köyler yakılmamış, Ceylan ÖNKOL, Uğur KAYMAZ gibi canpareler vurulmamış. Susalar, Başbağlar kurban edilmemiş. Asit kuyularının, faili meçhullerin ve jitemin aslı astarı yokmuş öyle mi? Roboski mi,  o da ne? Öyle mi!

Bunlar masal, bunlar hikaye, bunlar safsata, bunlar şehir efsanesi öyle mi?

Daha salıverildiği gün “Cemaatlerin ve tarikatların kökünü kazıtacağız” diyen müebbetlik birini dışarı salan ve yukarda sayılanların birçoğunda dolaylı ve direk etkisi olan birini tahliye eden adaletinizi(!)yesinler. Adaletin böylesine... Akıl tutulmalarının daha nesini sayayım.

Rabbim bizi ve tüm mü’minleri, aklı midesinde, aklı çıkarında, aklı nefsinde, aklı cebinde, aklı şehvetinde, iblisliğinde olanlardan muhafaza eylesin. Allah’a emanetsiniz.

Önceki ve Sonraki Yazılar