Hacer Sara ARSLAN

Hacer Sara ARSLAN

Azra Bacıma

Değerli bacım! Her ne kadar sana, size, babana ve babalarınıza yazıyorsak da, biliyoruz ki sizler kadar yüreğimiz yanmıyor. Birebir yaşanmayan duygular, başa gelmeyen musibet ve imtihan uzaktan sadece birkaç gözyaşıyla ve duayla destek buluyor ve bitiyor. Siz an be an, her gün, her yıl bu acıyı yaşıyor ve bu acıyla yaşıyorsunuz.

Ama bil ki, bu zulüm artık baba-evlat, eş-dost acısından çıkmış bizlere kadar taalluk etmiştir. Zindanda dini İslam için, yani biz yeni neslin kurtuluş ve ıslahı için kendini fisebilillah adayan ağabeylerimize yapılan haksızlıklar ciğerlerimizi yakıyor.

Kendimizi Yusuf`un kuyusunda hissediyoruz ve sanki çığlık atıyoruz da duyan olmuyor. Ve sanki uzunca bir gökyüzü ve gökyüzünün Sahibi`nden başka bizi gören yok, sesimizi işiten de...

Sanki bir sahrada sıkılmış yumruklarımızla yol almaktayız. Serap üstüne serap görmekteyiz, susuzluğumuz da bizi kavurmakta...

Sanki bir ağacın tepesinde, Resulullah ve ashabını bekleyen bir Yesrip`liyiz; lakin, bekleyişimiz yıllardır sürüyor.

Bil ki Azra bacım! Bekleyiş ve hasret ne kadar da uzun sürse, biz bu yolun gönüllü yolcularıyız. Kimse bizi zorlamadı, kimse kolumuzdan tutup kervana katmadı. Aşkla geldik, imanla yürüdük, ihlasla donandık, sebatla önümüze baktık!

Önümüzden gidenlere hayran olduk. Hubeyb vardı bize gülümseyen. Sanki "Sabredin" diyordu. "Muhammed`in ayağına bir diken batmasına dahi ben razı olmadım, siz de olmadınız. İşte bu yüzden sözüm ona adalet tellalları; babanızın, evladınızın, eşinizin, ağabeyinizin bu sevdasına ve azmine hayret kaldılar. Tıpkı müşriklerin benim sevgime hayret kaldıkları gibi..."

O`nu seven hangi dönemde, hangi zamanda bedel ödememiş ki bacım? Peygamber Sevdalısı olmak da herkese nasip olur muymuş? Sevinmelisin, başın dik yürümelisin... Sen de bu sevgi yüzünden bedel ödeyenlerden ve sevdiğinle beraber olacaklardansın inşallah!

Allah`a hamd olsun ki, bizi güçlendiren, teselli veren ve ışığımız olan bir tarihimiz var. Kurban Bayramı geldi. Adamak denince aklımıza belki de ilk gelenlerden biri de, tek başına bir ümmet olan Hz. İbrahim Aleyhisselam`dır. Halilullah olmak ancak kendini ve en sevdiklerini feda etmekle olabilir.

Şükrolsun ki, Allah`ın dostları her daim var olmuştur. Kıyamete kadar da var olacaktır.

Ahdine sadık kalan ve bu kutsal yükü diğerinin omzundan rızayla alan muvahhidler bizim çağımızda, bölgemizde, içimizden kişilerdir. Artık sabrımız bizi acıtıyorsa da bununla avunmalı, rahatlamalıyız...

İsmail`lerini düşünmeden feda edebilen Hacer gibi annelerin, sizler gibi babalarına teselli verip davasının yükünü hafifleten yiğide evlatların varlığı bizlere onur veriyor.

Cüneyd-i Bağdadi`ye "Sabır nedir?" diye sormuşlar. Şöyle demiş: "Yüzünü ekşitmeden acıyı yudumlamaktır."

Biliyoruz ki sizin sabrınız arş-ı alayı titretecek büyüklükte, samimi ve Allah için... Yüzünüzü ekşitmeden hesabı ahirete bıraktınız. Rabbim o gün adaletiyle yüzünüzü güldürecektir.

Babanı ismen tanımıyoruz lakin, her kimse bizler de babanın sabrının ve cehdinin ellerinden öpüyoruz. Bütün Yusufi ağabeylerimizin bayramlarını tebrik ediyor, ümmetin İsmailleri olup bu davayı sahipsiz bırakmadıkları için kendilerine şükranlarımızı iletiyoruz...

(Çağrı fm `Vuslat Saati` programında, canlı telefon bağlantısıyla Yusufi olan babasına yazdığı samimi, hasret dolu mektubunu okuyan, sadece adını bildiğim Azra Bacım`a hitaben...)

http://cinarinsesi.com

Önceki ve Sonraki Yazılar