Bir Başkadır Solun DENİZ Sevdası

 CHE ve DENİZ…

Solun iki idolü.

Biri Güney Amerika'dan bir örnek sol gençliğine, diğeri yerli…

CHE'nin purosu kaldı dudaklarda…

Gün oldu Attila İLHAN'ın parmaklarında; gün oldu, Celal DOĞAN'ın dudaklarında…

Sonra dumanı bir yerlerden çıktı/çıkmakta.

CHE'den puro, Deniz GEZMİŞ'ten de deniz kaldı sol cenaha...

Sırf bu yüzdendir ki çeyrek asır Deniz BAYKAL'ın peşinde koştu aynı kanat.

Bazen SHP oldu, bazen CHP…

DENİZ'in iktidarını ispatlama hırsı, yüz üstü bıraktı Türk ve Kürt solunu.

Aile içi mesele deyip geçiştirdiler, başlar öne eğik…

Her ayrılık sonrası kendini dağlara taşlara atar Anadolu insanı…

Oysa Sol cenah, denize yelken açtı firak acısından.

Vuslat için denize iltica etti cenahın serokleri.

Elindeki taşla panzerin önünde beliren ve bu yiğitliğinden(!) dolayı milletvekili olan Bengi YILDIZ, denizde göründü olmaması gereken bir bayanla.

“Alternatif Cuma” imamı Ubeydullah ÖZMEN de sevgilisiyle birlikte Bodrum'un sularına bıraktı kendisini.

Yüreğine taş bağlayan KÜRKÇÜ, Kürtçü takılınca da içindeki deniz özlemi sönmedi.

Yüreğindeki kahramana - denize -  ulaşmaktı muradı.

Gönlünde taş, gözünde yaş, mekânı Antalya Kaş oldu.

DEMİRTAŞ, Datça'nın dalgalarına bıraktı kendini, bir ömür ayrı kaldığı sevdasına kavuşmak için.

Ve anlamaz denizin özlemini Deniz sevdasının ne olduğunu bilmeyenler.

Yurtseverlerin maksadı yürekteki harı söndürmektir hâlbuki.

Varsın art niyetliler eğleniyor desinler.

****

Muhkem kalelere giriş imkânsız olunca, kaleye girmek için tek yol kalır:

Bu muhkem kalenin kapısını kırmak.

Kale muhkem olunca, kalenin kapısı da uyanık müteahhitlerin ikinci sınıf vatandaşa layık gördükleri Amerikan kapısı olmayacak herhalde.

Kalenin kapısı da kalenin sağlamlığıyla doğru orantılı olur çünkü.

Son seçimde de AK PARTİ diğer partilerin nazarında muhkem bir kale görünümündeydi ve bu kaleye kapı dışından girmek neredeyse imkânsız görünüyordu.

Kalenin kapısı da tahminlerin ötesinde sağlamdı.

Bu kapıyı kırmanın bir yolu olmalıydı, ama nasıl?

Partiler bunu kara kara düşünürken, dışarıdan icazetli bazı akademisyen ve politikacıların kulağına bir sufle verildi:

Koçbaşıyla kapıyı kırmak.

Partiler, “Koçbaşını nereden buluruz” diye düşünürken, sufleyi veren koçbaşını da söyledi: HDP.

Peki nasıl olacaktı?

Aslında plan çoktan hazırdı.

Planın ambalaj ve sunumu için Cihangir ve Etiler mekân olarak seçildi.

Maliyet için uyuşturucudan elde edilen yeterli miktarda kara para mevcuttu.

Doğan medyası reklamla ilgilenecek, makyözler makyaj yapacak, dansözler kıvırma teknikleri öğretecekti.

Baktılar bu yapılanlar az, DEMİRTAŞ'ın eline verdiler bir saz ve halka da aynı oranda gaz.

O da mı yetmedi, aynı mihraklarla bir bomba patlattır, duyguları parlattır.

Koçbaşını tutacak birbirine zıt görünen envai grup ve ideoloji bir araya getirilmişti.

Bir taraftan DHKP-C gibi militarist yapının “Tek yol devrim” sloganı, diğer taraftan LGBT'lilerin “Nerede kaldın ayol şekerim!” sözü.

Bir taraftan mütedeyyin mahallenin işe yaramaz çocuğu Ahmet Hakan'ın tetikçiliğini yaptığı Doğan medyası, paralelinde din adına hain bir emel peşindeki malum Locaefendi.

Nihayetinde birkaç darbeyle yıkılmaz zannedilen kalenin kapısı kırıldı kırılmasına ancak kapının hemen arkasında hiç hesapta olmayan bir durum peyda oldu.

Terör, tüm azgın haliyle ortadaydı.

Üstelik koçbaşının süslü halinden eser yok.

Koçbaşı paramparça…

Her birinin elinde koçbaşına ait bir parça...

“Tek yol devrim” diyenle “Nerede kaldın ayol şekerim” diyen aynı çaresizlikte.

Locaefendi yirmi yıl önceki sohbetlerine sarılıp “dememiş miydim” teranesinde…

Üstelik koçbaşına ait parçayı arkasına gizlemeye çalışarak...

Asıl sorun da bundan sonra başladı zaten.

Herkes kara kara düşünüyor, koçbaşına ait elindeki parçayı neresine koyacak?

****

Dünya'da zulümle anılan liderler vardır:

Kızıl Kmerlerin POL POT'u, Alman HİTLER ve son uşak SADDAM…

Dünya'da kuralı olmayan örgütler de vardır:

Boko Haram, IŞİD ve MOSSAD…

Ama dünyada herkesin üzerinde uzlaştığı bir hakikat var:

Savaşta da olsa sağlık elemanlarına karışmamak.

Sınır Tanımayan Doktorlar, Florence Nightingale bunun birkaç örneği…

Son Erzurum'daki ambulans kaçırma olayını görünce hem POL POT'un hem IŞİD'in ruhuna rahmet okumak icap etti.

Tarih: 25 Temmuz 2015

Yer: Erzurum'un Tekman ilçesi.

PKK'lı birkaç militan, doğum gerekçesiyle asılsız bir ihbarda bulunuyorlar.

Hastaneden bir hemşire, bir ebe ve ambulans şoförü insani görev gereği olay mahalline gitmek için yola çıkıyor.

Ancak yalan beyanda bulunan PKK militanları pusuya düşürdükleri sağlık çalışanlarını kaçırıyorlar.

Bu eylem bir alkış hak ediyor.

ŞAK!... ŞAK!... ŞAK!...

Aslında bu kaçırma, üç sağlık çalışanının kaçırıldığı basit bir adam kaçırma hadisesi değildir.

Bu kaçırma, düşman görülen yapının elemanını azaltma veya gözdağı verme hadisesi de değildir.

Bu kaçırma, dünya tarihinde benzeri görülmeyen bir ihanet vesikasıdır.

Kaçırılanlar, sağlık elemanı değil insanlık onurudur.

Çünkü bu eylemde direkt insanlık onuruna kastetme söz konusu.

Bugünden sonra hangi sağlık kuruluşu yardım çağrısına amade olabilir.

Bu eylem, özelde Kürt halkının genelde dünya halklarının alnında bir kara leke gibi duracaktır.

Bizim de yüreklerimizde koca bir lanet, ağzımızda eylemcileri boğacak bir tükürük…

****

“PKK, bu eylemi yapmaz.”

Bu sözler, Pensilvanya menşeli Paralel yapı kalemşörü Emre ERCİŞ'e ait.

Sanırsınız ki kuralları ve ilkeleri yasalarla belirlenmiş bir hukuk devletinden söz ediyor Emre Efendi(!)

Sanırsınız ki “halkımız silahlansın” çağrıları yapan, yol kesen, haraç toplayan, dağa çocuk kaçıran, araç yakan, yollara mayın döşeyen, uykuda polis vuran, iş makinelerini yakan, ambulans deviren örgütten bahsedilmiyor.

Sanırsınız ki ölümün envai çeşidini Yasin BÖRÜ ve arkadaşlarının cesetlerinin üzerinde deneyen bir yapıdan söz edilmiyor.

Kim bilir, belki bağlı bulunduğu yapının ilkesizlikte nerelere kadar geldiğini bilmeyecek kadar safdil veya bunu gizleyecek kadar ebleh…

İnsan bir kere sapıtmaya görsün, raydan çıktıktan sonra toparlanmak imkânsızlaşır.

Sözünü ettiği örgütle flörtü bir yılı dolmadan, kırk yıllık bir PKK'lı diliyle konuşmaya başladı Emre ERCİŞ.

Bu tür yapıların karakteristik özelliğidir.

Tepedeki bir kere “meee” dedi mi, artık aynı ses yapının elemanlarının bulunduğu her yerde yankı yapar.

Pensilvanya'dan yükselen nida, Afrika'ya, oradan da  Asya ve Anadolu'ya yemlendikleri saman gazetesinin bütün etki alanında görülür.

Ne demişti, sürü elemanı:

“PKK, bu eylemi yapmaz.”

Gerekçe açık ve net:

PKK, kimseyi çocuklarının gözü önünde öldürmezmiş.

Bazı durumlarda hak verilebilir.

PKK, kimseyi çocuklarının gözleri önünde vurmaz; çünkü önce çocuklarının gözlerini çıkarır.

Yıl 2001

Yer: Hakkâri

Bir polis memuru Almanya'dan gelen kardeşi ve çocuklarıyla birlikte Hakkâri'ye beş kilometre yakınındaki mesire yerine pikniğe gider.

İhbarı alan PKK militanları, alanı kuşatıp polis memuru ve iki kardeşini etkisiz hale getirirler. Sonra çocuklarının gözleri önünde bildikleri bütün işkence yöntemlerini üzerlerinde denerler. Kol ve bacaklarının kırılmasından başlar, gözlerinin çıkarılmasıyla eylemi sonlandırırlar.

Yıl 2003

Yer: Kulp

Orhan KORKMAZ adlı mütedeyyin öğretmen sorgulanmak üzere kırsala götürülür. Gözüne naylon eritmeye kadar envai işkence çeşidiyle Orhan Hoca katledilir.

Dicle'de Cihan ve Muhammet adlı mütedeyyin gençlerin kafalarına çakılan çivilerden mi, Nusaybin'de babası tarafından mütedeyyin olduğu için katledilen küçük Ali'den mi söz edelim.

Babasının kanı içinde sabaha kadar debelenen bir öğretmen çocuğunun günlerce ses tellerinin açılmadığını da duymadı bu ihanet çetesi herhalde.

Öldürülen Molla Abdurrahman'ın  eşinin cesetle sabahladığını, militanların evin etrafında nöbet tutup köylüleri cesede yaklaştırmadığından da mı bihaber.

Dört yüze yakın çoluk çocuğun öldürüldüğü katliam dosyalarını mı açalım, konulan mayından dolayı cesetleri küçük parçalar halinde toplanan insanların dramını mı anlatalım?

Bu olayların tamamında ortak bir nokta yakalar ananas beyin.

Bu olaylar çocuklarının gözleri önünde olmadı ki.

Çünkü bu arıza yapı, kıt zekâsını kelime oyunuyla birleştirip toplumu aptal sanır.

Keşke toplum yerine aynaya bakıp aynadaki avanağı görebilselerdi.

Neyse ki yere izmarit atmayan(!) PKK, eylemi üstlendi.

Gülen ve müridi kapak toplama kampanyasında...

Öyleyse son sözü ben söyleyeyim:

Bunlar insan olamaz.

Gerekçem açık ve net:

İnsan olan, bu kadar çukurlaşmaz.

Önceki ve Sonraki Yazılar