Bir mazlumun ahı!

17 Yıldır cezaevinde olan Bilal Yararlı'nın Yenişafak Yazarı Salih Tuna'ya özel yazdığı (genelimizin vicdanına, hükümetin adaletine hitap ettiği) mektubundan:

...

Özetle on yedi yıldır şark illerinin zindanlarında dolaşıp duruyorum. Yanımdaki arkadaşlarım benden daha eskiler, 24 yıldır adalet bekleyenler var. Çoğu, batı illerini de görmüş, tabi sadece zindanlarını...

Bize sağlam bir hüküm biçilmiş, yasalar değişir ama lehimize de olsa işleten çıkmaz. İndirimler olur hepsi de bizi teğet geçer. Yargı paketleri ardı sıra çıkar ama bize verilen hüküm bozulmaz.

1990-2000 yıllarında şark illerinde olanı biteni biliyorsunuz. Anlatıp uzatmaya gerek yok.

Tam da 2000 yılında cezaevine girdim. O zamanın emniyetini bilirsiniz, her türlü işkence vardı. Çoğunlukla delil ihdas edilirdi. Gözaltında ne avukat ne de yakın bir akraba ile görüşme imkânımız oldu. Hukuksuzlukları sıralasam bir liste çıkar...

Derken Adalet ve Kalkınma Partisi boy gösterdi. Partinin adaletini hep gözledim... Öğretmenlikten atılmış, hayat defterinden silinmiş, cezaevi kayıtlarına girmiştim.

Yıllarca umutla adaleti bekledik. Bankaları boşaltanlara yüzyıllar istendi, çıktılar. Deniz Feneri, mafya dosyaları, çeteciler hepsi birer birer aklandılar. Hatta Ayhan Çarkın olsa gerek, ekran ekran dolaşıp işledikleri cinayetleri anlattı... Cemal Temizöz, Veli Küçük dosyaları da malumunuz.

Bunlar bir yana, Ergenekon zanlıları çıktı. KCK dahi “FETÖ'nün bir oyunuydu” denilip nicelerini salıverdiler. Biz hep öyle kenarda kaldık.

Adalet bize hiç uğramadı. Eşitliğe razı olduk o da kapımızı çalmadı. En azından suçlulara karşı eşit davranılabilirdi. Geçen aylarda hırsızlık, gasp gibi bazı suçlarda yarı yarıya indirime gidildi ve cezaevleri boşaltılmaya çalışıldı.

Biliyor musunuz bugün FETÖ'den içeri girenin Anayasa Mahkemesi'ne başvuru hakkı var ama benimki yok. Öyle bir adalet ki geriye işlemiyor.

FETÖ soruşturmaları ile ortaya çıktı ki, bizim iddianamelerimizi onların savcıları hazırlamış, müebbet cezalarımızı onların hâkimleri istemiş, Yargıtay'daki abileri de onaylamış. Her şey ortada, yine de tık yok.

Yerel mahkemeye dilekçe yazıyoruz “hakkında karar kesinleşmiş, beni meşgul etme” diyor. Anayasa mahkemesi “bana başvurursan sana ceza keserim” diyor. Hükümet de “ben bakkal değil devlet yönetiyorum, daha önemli işlerim var, beni meşgul etmekle ayıp ediyorsun...” diyor...

Hukukta iyi niyetin bir anlamı yok. Babam da hep iyi niyetinden bekleyip durdu. Beklediği gerçekleşmeyince ölüme razı olup ahirete göçtü.

Cezaevi şartlarında birçok konuda eşitlik tanınıyor, FETÖ nedeniyle art arda kararnameler çıktı, birçok konuda kısıtlamalar oldu. Telefon, görüş vb. haklarda terör suçlusu olmamız nedeniyle FETÖ ile aynı muameleyi görüyoruz. Hakikaten eşitlik sağlanıyor. Bakınız geçenlerde kararname ile “ Terör suçundan cezaevinde olanlar hiçbir sınava giremez” denildi ve eşit şekilde bize de FETÖ'den içeri girenlere de uygulandı. Eğitim hakkı bir yana bir tarih sınırlaması getirilebilirdi.

Bir arkadaşımız ilahiyatın son yılındaydı. Biri de iki yıllık bir bölüm okuyordu. Daha vahim bir örnek vereyim; bir arkadaşımız cezaevleri şartlarında uzaktan eğitimle AYÜ Bilgisayar Mühendisliği'ni kazandı. Bunun için binlerce lira para ödedi, Ankara'ya kadar gitti. Gurbet cezaevlerinde okumaya çalıştı. Son yılını okurken kararname ile memleketlerindeki cezaevlerine gönderildiler. Bu kadar basit!

Bunları size yazmam tanık olmanız içindir. Yoksa iktidardan bir beklentim yok... Hatta şunu dahi iddia edebilirim bir iki yıl sonra FETÖ'den girenlerin % 80'ni çıkar. 5 yıl sonra içeride bin kadar kişi ya kalır ya kalmaz...

(Mektup uzun, biraz kısalttım.)

Önceki ve Sonraki Yazılar