Dönüşü Olmayan Arzular ya da Ekmek mi? Altın mı?

“Modern dünya, mitolojideki Kral Midas’ın şaşkınlığını yaşıyor. Midas, dokunduğu her şeyin altın olması için Tanrıya yalvarmıştı. Günün birinde duası kabul olundu. Ancak Midas, ekmekten tutun da öz kızı dahil dokunduğu her şey altın külçelerine dönüşünce bu defa kendisine bağışlanan bu ayrıcalığın geri alınması için yalvarmaya başlamıştı.”

Bu satırlar, tarihçi-yazar Mustafa ARMAĞAN’ın ‘İslam ve Bilim Tartışmaları’ adlı kitabına ait.

Dünya zevkleri adına alabildiğince oburlaşan insanoğlunun durumunu güzel özetliyor bu mitolojik olay.

İnsanoğlu, imtihanın bir sırrı olarak dünyevi arzu ve isteklerle donatılmıştır.

Al-i İmran Suresi 14. ayeti kerime bu konuya ışık tutmaktadır:

“Kadınlara, oğullara, kantar kantar altın ve gü­müşe, nişanlı atlar ve develere, ekinlere karşı aşırı sevgi beslemek insanlara güzel gösterilmiştir. Bunlar dünya ha­yatının nimetleridir, oysa gidilecek yerin en güzeli Allah ka­tındadır.”

Ayetin sonundaki uyarı dikkat çekicidir.

Unutulmaması istenen şudur ki, tüm bu nimetler geçici birer meta’dır.

Hayatın sürdürülebilmesi için birer araçtır ve değerler sıralamasında önde olmamalıdır.

Mal ve dünyalıklar, sadece birer vasıta olarak selamet yolculuğunda kullanılması gereken nimetlerdir.

Tehlikeli bir yolculuğun selametle sonuçlanmasının tek yolu, önden giden rehberleri, yol göstericileri takip etmektir. Aksi durumda sonuç vahim olacaktır.

Dünya denen imtihan yolculuğunda da selamet içerisinde ahirete ulaşabilmenin çaresi, Hakk rehberlerin peşinden gitmektir.

Bu rehberler, Kur’an ve Kutlu Nebi’den başkası değildir.

Bu takip sırasında sahip olunan tüm dünyevi araçlar, bir binek olmalı ve bu yolda yürüyebilmeye fayda sağlamalıdır.

Amaca dönüşünce araçlar, kötü bir akibet kaçınılmaz olacaktır. Araçlara biçilen değer rehberden fazla olursa, gaflet içerisinde mal ve mülke aldanılırsa, işte o zaman problemler gün yüzüne çıkmaya başlayacaktır.

İnsanlık tarihi bunun birçok örneklerine şahittir. Sonu hüsran ve pişmanlık olan nice örnekler…

Sahip olunan her şeyin mal ve servet olmasını dileyen bedbahtlar, kutlu rehberlerden mahrum kalmıştır.

Sahip oldukları ile sanal ve geçici bir sevinç yaşarken, kılavuzsuz çöllerde kaybolup gitmişlerdir.

 

Yazının başında ifade ettiğimiz mitolojik olayda olduğu gibi, nefsin, heva ve hevesin arzu ve istekleri olan dünyalık mal ve şöhret elde edebilmek adına insan hırsla çabalamaktadır.

Hep sahip olmak istiyor. Sağlık, aile, hatta inancından ferağat edip bunları feda edebiliyor.

Ancak kavuştuğu dünyalık zamanla çok büyük değerleri kaybetmesine sebep oluyor.

Eski günler, yani ekmeğin ve suyun altın olmadığı günler arzu edilmeye başlanıyor.

Pişmanlıklar manen acılara garkediyor.

Lakin o günleri bir daha getirebilmek artık çok zor oluyor ve geçen anı getirebilmek mümkün olmuyor.

     

Bu nedenle insanoğlu değerler sıralamasında önceliği maneviyata, inanç ve ilahi olana vermediği müddetçe bir huzura kavuşma imkanına sahip olamayacaktır.

Sadece dünyevi arzular peşinde geçen yıllar, ekmeğe ihtiyaç duyan beden gibi ruhun ihtiyaç duyduğu maneviyatı törpülemekte; kazandırdığı altın ve servetler, kaybedilen bireysel ve toplumsal huzuru olabildiğince uzaklaştırmaktadır.

Çünkü arza ait olan arızidir, fanidir ve geçici mutluluklar yaşatır.

Yaşanan bu arızi mutluluklar zamanla büyük buhranlara ve yıkımlara yol açmaktadır.

Sefahat içerisinde debelenen modern(!) dünya toplumlarının maddi refah ve gelişimine gönül vererek, maneviyattan yoksun bir şekilde bu arzular içerisinde ona tabi olan toplumlar bugün büyük bir çöküş yaşamaktadırlar.

Ama manevi değerlerini kaybetmeyen, ölüm ve ötesine verdiği değer ilk sırada yer alan toplumlar, tarih boyunca dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşmuşlardır.

İradesiyle baş başa bırakılan, akıl ve nakil yoluyla doğruya yönlendirilen insanoğlu, ısrarla altını tercih ediyorsa, şüphesiz sonu Kral Midas gibi olacaktır.

Ancak salim bir akıl ve kalple düşünebilenler, ekmeğin/maneviyatın altına/maddiyata daima galebe çaldığını unutmayacaklardır.

 

Ne mutlu ekmeği/maneviyatı önde tutanlara….

 

Önceki ve Sonraki Yazılar