Enerji potansiyeline sahip olabilmenin yolu iman nurumuzu arttırmaktan g

İnsanların pozitif enerjilerinin tükendiği, tahammülün zayıfladığı, sıkıntılara karşı dayanma güçlerinin kalmadığı bir ahir zamanda yaşıyoruz. Modern sistem, insanlığın önce Allah’a bağlarını zayıflatmış, güçsüz bırakmış, daha sonra tüm bakışlarını dünyaya çevirmiştir. Böylece nurundan yoksun, enerji kaynakları kuruyan insan; evladına, eşine, anne-babasına ve çevresine karşı tahammülsüz olmuştur.

Peki, bu bahsettiğimiz enerjiler hangileridir ve hangi kaynaktan beslenirler, dersek: sabır, tahammül, azim ve gayrettir. Bu enerjilerin tek besini ise Allah ile bağları kuvvetlendirme neticesinde iman nurumuzu arttırmaktır. 

“Allah iman edenlerin velisidir, onları karanlıktan nura çıkarır” (Bakara: 257)

Bizler Rabbimizle bağları sağlam tutmaya, sıkı tutmaya gayret gösterdiğimiz sürece imanımız Rabbimizin nurundan beslenmeye devam edecektir. Yok, eğer bağımızı zayıflatırsak imanımızdaki nur da zayıflar ve enerji kaynaklarımız olan sabır, tahammül, azim ve gayretimizi de kaybederiz.

Bağlarımızı kuvvetlendirmemizin, nurumuzu arttırmamızın yolu da nafile ibadetlere devam etmek, özellikle gece namazlarını aksatmamak ve bunlara tefekkürü eklemekten geçer.

Bütün uğraşı ve meşguliyetlere inat, kalbimize sirayet eden masiva sevgisine inat, yüzümüzü Kayyum olana dönüp nafilelerle O’na boyun eğersek üzerimize doğru gelen sıkıntılardan, karanlıklardan, Fecri Sadık’a (gerçek şafağa) çıkartır Rabbimiz bizi.

Bizleri yalancı mutluluklardan, sahte sevgilerden, yapmacık gülümsemelerden arındırıp ahlakımıza yön çizer Rabbimiz. Fakat manevi gıdalar olan nafilelerle imanımızı beslemeyi terk edersek bela, musibet ve sıkıntıların içinde tahammülümüz kalmayacak, azim ve gayretimiz de kırılacaktır. Fakat iman nurumuzu her daim beslemeyi ihmal etmezsek her sıkıntıyı bir imtihan, her imtihanı da Rabbimizden bize uzatılan merdiven basamakları olarak görürüz. Böylece karanlıkların içinde kalsak dahi Rabbimizin ‘OL’ dediği gibi olur, ‘DUR’ dediği yerde durmasını biliriz. Gene sıkıntılar, en sevgiliden geldiği için kucak açıp gönül hoşluğu ile karşılarız.

Rabia-tül Adeviyye’nin dediği gibi: ‘Gülü de hoş, dikeni de’ deriz.  O yüreğimizdeki NUR daima bizde bir serinlik meydana getirir. Hiçbir şey moralimizi bozamaz.  Üzerimizdeki yıldızların parıltılarını hissederiz. Her mevsim bahar oluverir bize. Her günden, hafta ve aydan manevi gıdalar alırız. Artık tek derdimiz, O yüce dostla olan muhabbetimizin azalması ve gaflete düşmek olur.

Hele ki nafilelere tefekkür de eklenince; kâinattaki tüm görüntülerde Rabbimizin Esma’sını fark edip O’na karşı aczimizin ve muhtaçlığımızın daha fazla farkına varırız.  Kulluk ve şükrümüzdeki noksanlıkların acısıyla kıvranıp tevbe yoluna gideriz.

Hem Rabbimiz tefekküre öyle bir sevap biçmiştir ki, bir senelik nafile ibadete denk tutmuştur. Biz bu manevi gıdalarla beslenmeye devam ettiğimiz sürece bize birileri tarafından taş atılsa dahi 120 bin küsür Peygamberin izlediği yolu takip etmeye çalışırız. Onlar derdin ve kederin içinde sızlanmadan, bunalmadan gelip geçtiler şu fani dünyadan. O besledikleri NUR’la kalplerindeki ferahlığı kaybetmediler.

Depomuz dolu olduğu sürece dibinde pislik tutmamış durgun su misali oluruz. Nasıl ki o suya taş atıldığında dalga dalga güzellik yayıyorsa, bize taş atılınca dalga dalga güzellik yayarız.

Fakat enerji depomuz boşsa, NUR’umuz sönük ve bize yön çizmeye yetersizse, dibinde pislik birikmiş durgun olduğu için berrak gibi görünen havuz misali oluruz. Berrak görünürüz ama bize bir taş atılınca dibindeki gömü harekete geçen ve dalga dalga pislik yayan havuz misali etrafa kötü ahlak sergileriz.

Böylece ‘eğer şu kişi bana böyle davranmasaydı ben de şu hareketi yapmazdım’ yalanıyla kendimizi kandırmaya çalışırız.

Fakat yeniden silkelenip kendimize gelirsek ve sonsuz NUR’la bağımız sağlamlaştırmaya çalışırsak yeniden enerji yüklenir yanlışa düşmeyiz. Aksi takdirde suizanlar önümüzü keser, her şeyi sorgularız, yapılan her harekette ard niyet aramaya başlarız ve her şeyi aleyhimizde görürüz.

Fakat varlıklar üzerinde Kayyum olana döndüğümüzde varlığımızın zevkini duymaya başlarız. Rabbimiz ellerimizden tutar, nefislerimize edep ve hayâ nasip eder. Çizdiği yolda bizi mutluluğa eriştirir.

Kalbimizi yaratan Rabbimiz, kalbimizin girdisini çıktısını bilendir. Gizlilik ve sırlarından haberdardır. Nelerin tesirinde kaldığımızı bilen Rabbimiz, geçmiş ve gelecek günahlarını affettiği Resulü (SAV)’ne gece namazını emretmiştir. Yine Efendimiz (SAV): ‘ Size gece namazını tavsiye ediyorum. Şüphesiz o sizden önceki salih kulların âdetidir. Sizin için de Rabbinize bir yakınlık, günahlarınıza kefaret, hatalardan selamet, bünyeyi hastalıklardan koruma vesilesidir’ diye buyurmuşlardır bizlere.

Yine Fethi Yeken: ‘Gece namazı kişinin nurunu aydınlatır, kalp gözünü açar, zihnini parlatır, Rabbani bir kul yapar. Aynı zamanda Hakk’ın lütuf ve ihsanına bir vesiledir’ demiştir.

Sizin de bildiğiniz gibi ömrümüz kısa, elimiz kısa, zayıf ve aciz yaratıldık. Rabbimiz üzerimize İslam gibi bir define yükledi. Bu definenin altında ezilmeden taşıyabilmemiz için ihlâslı kalmaya, sabra, tahammüle, azim ve kararlılığa ihtiyacımız var. Bu da ancak Rabbimizin kulpuna sımsıkı tutunmakla mümkündür.

Doğruhaber Gazetesi

 

Önceki ve Sonraki Yazılar