Faşizm soytarılığı

Şöyle bir çıkın sokağa, önünüze gelen herhangi bir HDPKK'lıya şu soruyu sorun; “Faşizm nedir, kimler faşisttir” diye.

İddia ediyorum, her yüz kişiden en fazla bir kişi belki elle tutulur bir “Faşizm” tanımı yapabilecektir, o da belki.

Gerisi, televizyonların en iddialı, en fazla reyting alan “Şaka” programlarına taş çıkartacak, gülmekten adeta kırılacaksınız.

Ama “Faşist kim” sorusuna çok net cevaplar alacaksınız. HDPKK'nin o an ki yakın markajında bulunan hangi parti, hangi siyasetçi, hangi cemaat, hangi lider varsa “En kral Faşist” olarak hevallerin ortak cevabını teşkil edecektir.

Literatürlerinde tanım olarak “Faşizm” oldukça bulanık olsa da, “faşist” o kadar berraktır ki Goebbels'in “Yalan tekniği” en büyük sermayedir.

İdeolojik olarak kendileriyle barışık olmayan, hatta ideolojik farklılık bulunmamasına karşın yapı olarak onların dışında kalan herkes “faşisttir.”

Şimdiye kadar kimlere “Faşist” damgası vurduklarını saymayacağım, çünkü uzun bir liste ortaya çıkar.

Bunun yerine “Faşist” damgasına maruz kalmayan kimler vardır, dersek, herhalde “Faşist Türk Solu” dışında herhangi bir kesimi saymak neredeyse imkânsız bir hal alır.

Bir faşizm prototipi olarak Alman Nasyonal Sosyalist Partisini ve lideri Adolf Hitler'i baz alalım. Sözkonusu Partiyi isterseniz “Parti diktatörlüğü” yönüyle, ister “Irkçı uygulamalarıyla”, ister “lider diktatörlüğüyle”, ister sosyalizmin ırkçılıkla harmanlandığı “ideolojik diktatörlüğüyle”, ister kendisi dışında kalan kesimlere dönük imhacı tavrı nedeniyle “muhalif düşmanlığıyla”, ister tüm argümanlarını üzerine bina ettiği “şiddet tapıcılığıyla” ele alın fark etmez, tüm yollar HDPKK'ye çıkar.

HDPKK, faşizm prototipiyle Alman Nazi Partisine, lider kültüyle Hitler'e, çeteci oluşumlarıyla Nazilerin “SS Kıtalarına”, “Yalan tekniği teorisini” uygulama şekliyle deyim yerindeyse “Goebbels Akademisine” benzemektedir.

Canlı/görüntülü/yazılı/sanal/fısıltı propaganda kaynaklarına bakın, kesinlikle Hitler'in Propaganda Bakanı Geobbels'in gölgesini görürsünüz. Kitleleri uyutmaya dayalı propagandanın Geobbels ruhu, sözüm ona anti-faşist geçinen bu yapıyı adeta esir almış durumdadır.

Hitler'in Propaganda Bakanı Goebbels'in şu sözlerine bakın, “Yalan Tekniği” ile üretildiği halde, yalan olduğu bilindiği halde kitleleri nasıl yalan kurbanı haline getirdiğini belki daha iyi anlarsınız:

- Basını, hükümetin kullanabildiği dev bir klavye olarak düşünün.

- “Yalan atın, mutlaka inanan çıkacaktır.”

- “Bir şeyi ne kadar uzun süre tekrarlarsanız insanlar ona o kadar fazla inanır.”

- “Bir yalanı bin defa söylerseniz yalan, yalan olmaktan çıkar, gerçeğin ta kendisi olur.”

- Hıristiyanlığın bu kadar etkili olmasının sebebi 2000 yıldır aynı şeyi söylüyor olmasıdır.

İyi de bu denli pervasızca yalanlarla insanlar nasıl etki altına alınır, derseniz, Goebbels, bunu şu şekilde açıklar:

- “İnsanların beyin tembelliğini gördükçe, her istediğimizi yapabileceğimizi anladık.”

Propagandanın estetik yönüne vurgu yapan Goebbels, “Propaganda popüler olmalıdır, entelektüel olarak hoşa giden değil. Entelektüel gerçeği ortaya çıkarmak propagandanın görevi değildir” diyerek etkileyici propagandanın bir başka inceliğini ortaya koymaktadır.

Ve Sonuç, daha doğrusu başarı;

- “Propagandada beyinlere her gün 1 cm çivi çakacaksın, 40 günde 40 cm girecek, girdiğini kimse hissetmeyecek, böylece yalan gerçek olacak.”

Netice itibariyle herkes “doğru” veya “yalan” üzerine propaganda yapar, yapmak zorundadır. Ancak tekniğine uygun yapılmayan her propaganda akim kalmaya mahkûmdur. Goebbels'in ortaya koyduğu şu ilkeye dikkatinizi çekerim;

-“En parlak propaganda tekniği, tek bir temel prensip akılda sabit olarak tutulmadıkça başarıya ulaşmayacaktır: Kendini birkaç nokta ile sınırlamalı ve bunları defalarca tekrar etmelidir.”

Şuraya varmak istedim;

Bugün HDPKK'nin kara propagandası olarak “Faşist” ithamına maruz kalmayan hiç kimse kalmamıştır herhalde. “Faşist” suçlaması, Goebbels tekniği olarak “akılda sabit tutulan bir prensip” durumundadır. Zaman zaman rakiplerini/düşmanlarını başka sıfatlarla niteleseler de artık soytarılığa kaçan “Faşist” suçlaması asla ve asla terk edilmemektedir.

Bir başka husus;

Batı'da “Demokrasi” ve türevleri olarak sorgulanamaz kutsallar arasına giren kimi kavramlar, “Faşizmin” çirkin yüzünü dengelemek amaçlı piyasaya sürülmüş alternatif kavramlardır. Her tür iyilik, her tür erdemlilik “Demokrasi” torbasının içerisine atılarak tartışılamaz gerçekler olarak kabul görmektedir. Aslında çoğu kimse farkında değildir, ama “Demokrasi” ve türevleri üzerinden oluşturulan “mutlakiyetçi doğrular”, Goebbels ile anılmasalar dahi yine “Büyük Yalan Tekniğinin” bir başka sonucudur.

Şimdi aynı örgütün “Faşist” damgalamasının yanına “Özgürlük”, “Halkların Kardeşliği”, “Kadın Özgürlüğü”, “Özgürlük Hareketi” ve her türlü nebatat ve hayvanatın önadı haline getirilen “Demokrat/ik” klişesinin, Goebbels'in “sermaye” şeklinde işaret ettiği “Tembel beyinlerde” yuva kurup üreme imkânı bulduğu gerçeğiyle karşılaştırın.

Sonuç ortada!

Yazının hemen başında “Faşist kim” sorusuna herhangi birilerinin vereceği cevabın ortak oluşuna değinmiştim.

Şimdi şunu soralım;

HDPKK'nin ideolojik, baskıcı, propagandist veya fiili taarruzuna maruz kalmış çok farklı kesimler arasında dolaşıp şöyle bir soru yöneltirseniz;

-HDPKK nedir?

Alacağınız cevap sayısı, belki de soruyu yönelttiğiniz kişi sayısı kadar farklı olacaktır. Hatta belli bir camia/parti/kurum mensubu kişiler açısından da aynı durum söz konusu olacaktır.

Neden, biliyor musunuz?

Gobbels'in ortaya koyduğu şu prensibe bir daha bakın:

“En parlak propaganda tekniği, tek bir temel prensip akılda sabit olarak tutulmadıkça başarıya ulaşmayacaktır: Kendini birkaç nokta ile sınırlamalı ve bunları defalarca tekrar etmelidir.”

Adamlar yalan üzerinden başarılı bir propaganda tekniği uyguluyorlar;

Oysa doğruları ortaya koymak adına yürütülen propagandalar var, ama doğru teknikler kullanılmıyor veya eksik kullanılıyor.

İşin sırrı teknikte ve tekrarda. Teknik; Doğru söylemlerle beraber belli ve etkili sabiteleri elden bırakmamak. Tekrarın ise faydasını saymakla bitiremezsiniz.

Hani hep söylenir ya; falan alanda kamuoyunu etkileyecek herhangi bir söylem geliştiremiyoruz diye.

Aslında “etkileyici söylemlerde” sıkıntı yok. Sıkıntı, belli söylemleri sabitleyememek, her gün bir cm, kırk günde kırk cm olarak çakılacak çivi olarak görmek yerine bir günde kırk çiviyi kırkar cm çakma plansızlığından kaynaklanmaktadır.

Önceki ve Sonraki Yazılar