Menderes YILDIRIM

Menderes YILDIRIM

Garbın intikam Tugayları

Halihazırda şer üzere ittifak etmiş olan Batı; kendi içinde kaynasa da ortak menfaatlerde bir birlik oluşturabilmiş. Bu da dünya halklarını ve kıt kaynaklarını sömürmeye yetmekte.

Emperyalist tecrübe; yerel ve küresel anlamda örgütlenmiştir. Bu kurumları; -gördükleri lüzum üzere- kolayca “intikam tugayları” gibi kullanabilmektedir.  

İntikam tugayları sayesinde; ötekileri, özellikle de “enerji kaynaklarının çoğuna sahip olan Müslüman halkları gemleyebilmekte; bunları dağınık, çaresiz bırakabilmektedir. Örgütsüz mahrumlar da Batı'nın gücüne güç katmaktadır. Uluslararası kurumlar da zaten Batı hesabına çalışmaktadır.

Her biri modern imkânlarla donatılmış bir terör örgütü gibi davranan bu kurum ve örgütlerin, “bölgesel, yerel ve mahalli” imkânları da vardır.

Her şekilde kullanabildikleri bu araçlarla; düzenlerini bozmaya çalışan ya da itiraz edenleri hizaya getirirler. Bunu da “uluslararası hukuk, demokrasi, hatta barış(?!?)” adına yaparlar.

İntikam Tugayları, iki tür veya cinstir. “Omurgalı, omurgasız; tek hücreli, sürüngen; etçil, otçul; beşer silueti” gibi değişik tür ve cinslerde tezahür edebilirler.

Birincisi: BM, IMF, NATO, Lahey Adalet Divanı gibi dev cüssesi olanlar. Bunların her birinin sihirli imkân ve kerametleri(!) vardır.  İlahları, kapitalizm; elçileri de emperyalistlerdir. “Pul(para)-peresttirler. Haramda hudut tanımazlar..

Yol arkadaşlarının kafasına dahi kurşun sıkar, satabilirler ama öldürdüklerine; “Üzgünüm Coni, böyle olmasını istemezdim!” derler. insanlık katili “kovboy filmlerinin” en çok kullanılan tekerlemesi. Birileri canından olurken katil, sadece üzgün!!

O canavarlar; Afganistan'da, Myanmar-Rohingya'da, Irak'ta, Filistin'de; Hakk'ı konuşan ulemanın idam edildiği Keşmir'de de üzgünler ama sadece üzgün!

Her üzüldüklerinde; mazlumlardan can alırlar, mal çalarlar, göç ettirirler; Halep'teki gibi kuşattırıp itlaf eder, toplu katliama tabi tutarlar. Korkuyoruz..

İkincisi: Küresel aktörlerin kullandıkları “bölgesel, yerel ve mahalli” yapılanmalardır. Bunlara “devlet, rejim, despot, milli(!) kahraman, kainat imamı, örgüt ve camia..” da denir.

Örnekleri bizde çok. Libyanın Kaddafisi; Mısırın Sedatı, Hüsnüsü; Suriyenin baba ve oğul Esedleri; Irakın Saddamı; bizim Millî Şeflerimiz; İranın şehinşahları; Filistinin Arafatı; Türkî Cumhuriyetlerin Komünizm artığı kurtarıcıları; haçlı safında Osmanlıyı vuran Arap Şeyhleri.. gibi.

Arap Baharı(!) sonrasındaki Ümmetin durumu malumun ilanı; eskiye rahmet okuttu. “Kral öldü, yaşasın yeni kral!” Yerli değerlerin ekseriyse hala mahkûm.

Güzelim adlara bakın; “Abdulfettah Sisi, Beşşşar Esed ve daha niceleri.. Hadim'ul Haremeyni'ş Şerifeyn ve Persîleri saymıyorum bile. Şeyh Naheyan es Sabah el Akşam el Miyami Kanarya Adaları'na” da “israf haramdır” kavlince giremiyorum.

Ekserî, Haçlının İntikam Tugayları'nın Yerli Şubeleri gibi hatta onlara rahmet okutuyorlar. “Elleri kurusun! Kuruyacak da!”

“İslami Cumhuriyet, halk iradesi, meşruiyet, Kur'an ve Sünnet, hilafet..” gibi yerli kavramlar “Giden Şanlı akıncı” gibi gurbette.  

Dünyanın en güzel kelime ve kavramlarını önce onlar kullanır. İşte bu yüzden “barış, adalet, insani yardım, anlaşma masası, sözleşme, bir araya gelme..” gibi kavramlara küskün; ürküyoruz. Bu yüzden mazlumlar; sadece “celladına gülümseyebiliyor” birazcık mühlet veya cellada “lanet okumak, yüzüne tükürmek” için!

Müslümanların Dünya'da “mutlu, muktedir ve iktidar” olmaları;   Ahret'te de “kurtuluşları” için çok ve haklı bahaneleri vardır. İnsanlık onuru ve ortak aklı, bu kutlu şafağı gerektiriyor ve zorunlu kılıyor.

Materyalizm ve Kapitalizmin ürettiği tüm “-izm'ler” iflas etmiştir. Birçoğu “dünya siyaset müzelerindeki” rafta yerini almış; kalanları da sırtını, “medeni değerlere” değil “Cahiliyenin İNTİKAM TUGAYLARINA” vermiş, etrafa dehşet saçarak yaşamaya çalışmakta, “siyaset müzesine” kaldırılacağı gün için sırasını beklemekte.

Rabbimiz ; “Mahrumları, (Çağdaş) Firavunların mülklerinin varisi eylemek, lütfetmek” için; Hakk'a teslim olacağımız, adam olacağımız günler için beklemekte. O, ni'meti geciktirse de bizleri unutmayan güzel bir vekildir.

Xudâ heye xem tunneye!

“Ve'd Duhâ! Sükûna erdiğinde geceye yemin ederim ki (Habîbim! Vahiy bir müddet gecikmekle) Rabbin seni terk etmedi; bırakmadı; darılmadı!! Ve mutlaka Rabbin yakında sana(kurtuluş) verecek, böylece sen razı olacaksın!”(Duha 1-5)

Önceki ve Sonraki Yazılar