Hani “Her şey çok güzel olacaktı?!”

Kürtçe-Kurmanci

Bugün Kürt illerinde yaşanan ve “Hendek siyaseti” olarak özetlenen tedhiş ortamı, “Her şey çok güzel olacak” parolasıyla startı verilen aldatmaca sürecinin kaçınılmaz sonucu olarak karşımızda durmaktadır.

“Süreç” koduyla gayrı meşru temellere dayalı sahte muhabbetin temelleri atılırken izlenen strateji, aslında amansız adavete gebe günlere işaret ediyordu. İşte bugün yaşadığımız “Hendek süreci”, ikazları kulak ardı eden gayrı meşru muhabbet fedailerinden sadır olan adavet tablosundan başka bir şey değildir.

Toplum olarak en berbat alışkanlığımız, olayları sebep-sonuç bağlamından kopararak anlık bilançolar üzerinden değerlendirmemizdir. Örgütü, Türkiye'nin Suriye politikasının intikamını almaya ayarlanmış işlevsel bir araç özelliğinden hareketle ele alıp değerlendiriyoruz. Açılan hendekleri, hendeklerin yol açtığı mağduriyetleri, çatışmalara, göç ve sokağa çıkma yasaklarına etkisi üzerinden tartışıyoruz. Ama örgütü bu duruma getiren politikaları, atılan yanlış adımları unutmuşa benziyoruz. Oysa bugün Kürt sokağında açılan hendekler, hendekler üzerinden yaşanan çatışmalar, çatışmaların beraberinde getirdiği ağır faturalar sadece örgütün tek taraflı bir tasarrufuyla açıklanamaz.

Örgütün hendek siyaseti sadece yaşanan sürecin sonucu olarak karşımızda durmaktadır. Bu adımıyla yıkıma davetiye çıkaran örgütü istediğiniz kadar eleştirebilirsiniz. Bölgesel hesaplaşmada Kürtleri figüran olarak kullanma arzusunu yerden yere vurabilirsiniz. Ama örgüt, ulaştığı bu kapasitesini bir anda kazanmadı. Bizzat devletin bahşettiği imkânlar örgütü bu seviyeye ulaştırdı. Kendisine alan açıldı, imkânlar tanındı, palazlandırılarak sokaklara, şehirlere salındı. Bu imkanı tanıyan, palazlandıran, hatta meşru partner seviyesine çıkaran bizzat devletin kendisi oldu.

Devlet, önce şımartıp sokaklara saldığı örgütü şu anda operasyonel faaliyetlerle geriletmeye, şehirlerden sökmeye çalışıyor. Bunu yaparken de ister istemez sivil alanlar ve sivil yaşam bundan çok kötü etkileniyor. Ortaya çıkan kimi manzaralar adeta Suriye'yi andırıyor. Tüm fatura örgüte ödetilmeye çalışılırken devlet sadece “kurtarıcı” vasfını öne çıkarma çabasına yöneliyor.

Son operasyonel süreç, çok daha ağır bir bilançoyu ortaya çıkaracağa benziyor. Oluşan ve oluşacak mağduriyetlerin müsebbibi olarak örgütü mahkûm edebilirsiniz. Ama örgütü bu kapasiteye ulaştıran, bugünkü ağır manzaranın oluşmasında payı olan devlet politikasını da asla unutmamalısınız.

“Her şey çok güzel olacak” dediler; Örgütü şehirlere saldılar.

“Örgüt silah bırakacak” dediler; Örgütün şehirleri silah deposuna çevirmesine göz yumdular.

“Sivil siyasetin önünü açıyoruz” dediler; Sivil hayatı komple örgütün namlusuna teslim ettiler.

Çözüm süreci” ve bu süreçte uygulanan bu denli yanlış politikalar, sonuç itibariyle Kürt sokağına “Gül bahçesi” olarak yansımayacaktı elbette.

Bugün yaşananların faturası birilerine kesilecekse -ki kesilmelidir- bu sadece örgütten ibaret olmamalıdır. Örgütü “süreç” adına palazlandıran devlet aklı da mahkûm edilmeli, bu aklı icra eden ekip teşhir edilerek sanık sandalyesine oturtulmalıdır. Öcalan'ı Kürtlere lider olarak atayanlar, örgütü Kürtlerin yegâne temsilcisi olarak ilan edenler, şehirlere silah stoğu yapılırken “büyük barıştan” dem vuranlar, bölgede yaşananları yalan yanlış şekillerde medyaya, siyaset kurumlarına raporlayanlar en az örgüt yöneticileri kadar bu cürmün ortaklarıdırlar.

Bunu şakşakçı edasıyla pazarlayan medya kuruluşları, propaganda merkezleri de unutulmamalı, resmi olarak önce teşhir edilmeli, ardından tel'in edilip hesap sorulabilmelidir.

Ağır bir süreçten geçiliyor, faturası da ağır olacak gibi görünüyor. Bu faturanın oluşmasında katkısı olan politikalar, politikacılar, bürokratlar, şakşakçılar hesap vermedikçe tek başına örgüt bu hesabı karşılayamaz.

“Sahte barışta” ortaktınız, savaşınızda da ortaksınız. Faturayı ödemede de ortaklaşmalısınız.

Önceki ve Sonraki Yazılar