Yusuf ARİFOĞLU

Yusuf ARİFOĞLU

HDPKK kokuşmuşluğu artık maya tutmaz

 Bana sorulursa insanları tanımanın en güzel yolu, onların istemli istemsiz objektiflere yansıyan karelerine yoğunlaşmaktır; çünkü her resim/fotoğraf karesi aynı zamanda kişi veya grupların ruhsal portresinin fiziksel portre olarak belirmesidir.

‘Ayinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz!' ‘Testi içindekini sızdırır.' ‘Dış için aynasıdır!' gibi veciz sözlerin hepsi bu hakikati gösterir.

Örneğin, hiçbir resim Aylan Kurdi'ninki kadar masumiyeti,

Yasin Börü'nünkü kadar vahşete maruz mazlumiyeti,

Vedat Turgut'unki kadar izzeti,

HDP'li vekillerinki kadar kibri ve kadınlarınki kadar özgürlük yalanına kanmış zillet kölelerini anlatabilir mi?

Aşağıdaki ayet de bu hakikatin bir delili olarak zihnimize çizimini vererek önümüze bir resim koymuştur:

“(O) İş başına geçti mi yeryüzünde içine kadar fesad vermek ve ekini ve nesli helâk etmek için çalışır. Allah, ise fesadı sevmez!” (Bakara: 205)

Ayetine misal olabilecek birçok devlet, örgüt veya kişi vardır.

“İmkân, güç, iktidar” üçlüsü sınanmanın en zor olanıdır; ne yazık ki bu imkâna erişenlerden “şükür, adalet ve merhamet” devşiren hiç derecesindedir.

Böyle bir imtihanı yaşayanlar çoğunlukla zalim ve şımarık olur; çünkü ‘güç ve imkân'  nefse ve ben duygusuna bir paye verir. Bu algıya sahip örgüt ya da kişiler “Ben, güç, iktidar veya kazanım” diyerek insanlara karşı ‘kibirle, merhametsizce, ötekileştirerek' yaklaşır.

Bu tanımlamadan hareketle basiret bakışlıların zaten bildiği; ama bilmek istemeyip üç maymunları oynayan ve bilmeyip de bilmediğini de bilmeyenler için bir tablo çizeceğiz. Görülecek ki bu tabloyu rengiyle, tonuyla, algısıyla tam dolduran oluşumlardan biridir PKK/HDP/YDG-H.

80'li yılların karanlığa kurşun sıkma cinsinden belirsiz ve kuşkulu günlerinde karanlık hesapların bir senaryosu olarak ortaya çıkan ve 30 yılı aşkın bir süredir silahlı bir savaşım veren PKK kendi halkına ‘kan, katliam, gözyaşı, sindirme' ve ‘onların inançlarıyla alay etme, namus mefhumunu tarumar etme, değerlerini küçümseme' dışında onlara bir şey vermemiştir.

Devletin ve iktidarların on yıllara yayılan ‘inkârcı, asimilasyoncu ve baskıcı' tutumuna bağlı oluşan tepkilerle artan oy oranını ve son on yıldaki iktidarın da lokal anlamda HDPKK'nin şerrinden emin olma adına onları tek muhatap kabul etme tuzağına düşmesi ve sürecin doğallığında da halkın elde ettiği artıları ‘kendi kazanımları' olarak sunmayı başarmış(!) bu oluşum, çözüm sürecinin birkaç yıldan beri konuşulduğu, işlediği ve sürdüğü bir demde yine halka rahat vermemiş.

Saldırganlığını 7 Haziran seçimlerinden sonra adeta bölgeyi Irak ve Suriye'yi aratmayacak şekilde bir iç savaşın içine çekerek kayıtsız şartsız boyun eğene kadar Kürdistanî halklara rahat vermemeyi de kendine amaç edinmiştir.

PKK, iftira, karalama ve yalan atmada kendine kuma kabul etmeyecek kadar manevracıdır.

Kürt halkı adına elde edilen kazanımlar, başkasının eliyle olmuşsa buna karşı üç maymunları oynar. Onun için aslında Kürt halkının kazanımları PKK'nin istek ve arzularına bağlı sonuçlardır.

Kobanî, Cizre, Farqin, Gewer, Bingöl'de kendisi katleder, döner Kürt halkı katlediliyor diye yine halka saldırır, halkın malını talan eder, aracını yakar, evini hedefe koyacak şekilde hendekle kuşatır.

Şengal'de cepheden kaçar, kalkar Barzani'yi işbirlikçi; kendini savaşçı gösterir. Ateşkesi bozar, savaş narası atar ve Kandil'de bombalanınca barış ayağına yatar, siviller katlediliyor yaygarasına sarılır.

Diyarbakır, Batman, Van, Şırnak, Bingöl'de tehdit eder, yakar yıkar, adam kaçırır kalkar HÜDA PAR ve Mustazafları hedef gösterir.

28 Eylül'de başlayıp 6,7 ve 8 Ekim'de Budist vahşetini aratmayacak şekilde azgınlığı tavan yapan ve son bir iki ayda tavanı da delip tarihte örneği aransa da mum ışığıyla bulunacak bir vahşiliğe bürünen bu yapının bu kısa sürede yüzlerce can kaybı, binlere varan yaralı ve kundaklanan, yağmalanan, kurşunlanan yüzlerce işyeri, kurum, camiyle maddi kaybın milyar dolarları aştığı bilanço ortadadır.

HDPKK ve benzerleri aynı zamanda etek misali döner, bukalemun gibi renkten renge girer, yalanda zorlandığı için boncuk boncuk terler.

Bağımsız Kürdistan sloganıyla başladığı savaşa, federatif taleplerle devam eder, sonrasında kültürel ve geleneksel hakları/kimlik kabulü ve dil serbestliğiyle yetinir; şimdilerde ise karton özerklikler ilan eder; zora girince ilan ettiği özerklik(!)ten haberi olmaz.

Kemalizm ve Türk solundan kopyaladığı çalıntı bir ideolojiye biraz da Marksizm ve Zerdüştlükten arakladığı tezleri katar ve Kürt halkına “Senin kimliğin bu!” dayatmasını yapar. Kendisinden başka güç kabul etmez ve halkın bağrından çıksa da farklı yapılara tahammülsüz bir zihniyetle “işbirlikçi, hain, kontra, derin...” gibi ithamlarla diğer parti, grup, cemaat ve yapıları hedef tahtasına oturtur.

Nabza göre şerbet sunmayı da son zamanlarda iyice devreye sokan HDPKK, Türkiyelileşme adına nazik, yumuşak üsluplu Demirtaş'ı(!) öne sürmüş; bu tutmayınca şahin kanat(!)tan Murat Karasu'yu; heykel dikme, yol kesme, talan etme, yağmalama, öldürme... gibi YDG-H'nin eylemlerine karşı sivil tepkiler artınca ‘Bunların bizle alakası yok, yerel bağımsız oluşumlar' açıklamalarıyla ortamı yumuşatan(!) Duran Kalkan ve benzer öncü/sözcülerini öne sürer. Oysa tüm tavırlar aynı kuklacının olduğu için kuklalar da oldukça sırıtmaktadır.

PKK/HDP denince;

Kadına el kaldırır; İslam'a hazımsızdır, kadının bedeni ve emelleri onun kirli komün(!) niyetiyle ortak mal kapsamındadır; ama duygusal kırılma(!)yı oluşturmak için de eline onun hiç anlamadığı ve bilmediği pankartlar tutuşturarak Müslümanlığa kinini kusar.

Kurban eti dağıttığı, İslâmî derneğe gittiği, sakalı olduğu, eşi tesettürlü olduğu, Kürtçe bilmediği için adam öldürür, molotof atar, adam kaçırır, dükkân yakar, yol keser! Sonra, ‘Halk için...' der.

Oysa bu kokuşmuş hamuru artık hiçbir maya kabul etmez; çünkü zikredilen ayet seni ve kapatması olduğun tüm Firavunî zalimleri iyice tasvir etmekte ve tanımlamaktadır.

İslâm'dan başka hakikat olmadığından meşruluk ve haklılık ayaklarına yatman artık para etmiyor.

Önceki ve Sonraki Yazılar