Mehmet İkbal ATAK

Mehmet İkbal ATAK

Hepiniz Paralel, hepiniz Ergenekonsunuz

Kendi gerçekliğinin yanında hükümetin de seçim stratejisi olarak benimseyip mağduriyet devşirdiği “Paralel Yapıya” karşın hükümeti de kapsayan devlet aklının Kürdistan’da bir bütün olarak “Paralel politikalar” yürüttüğü artık aşikârdır.

Benzer örneğine Ergenekon sürecinde şahit olduğumuz bu derin akıl, Ankara merkezli siyasi entrikalarda Ergenekon’a karşı “tasfiye” politikası yürütürken bu tasfiyenin Kürdistan zeminine kaydırılmaması, devlet aklının bir bütün olarak Kürdistan’da Ergenekonlaşmayı meşru bir politika olarak değerlendirmiş olmasındandı.

Bugünün Paralel güçlerinin Ankara’nın siyasi havasını zehirleyecek kadar sivrilmiş olmalarını, hiç kimse kalkıp “saflıkla” açıklayamaz. Sıradan bir vatandaşın bile çok önceden fark ettiği Paralel güç zehrini “fark edemedik, saflığımıza geldi” gerekçeleriyle izah etmeye çalışmak halkın zekasıyla alay etmekten öte bir anlam ifade etmemektedir.

Belli süreler sonunda Ankara merkezli siyasi çatlaklara ve güç mücadelesine dönüşüp “tasfiyeleşmelere” varan rekabetler yaşansa da Kürt coğrafyasının bundan çok da faydalandığı söylenemez. Çünkü tasfiyelere varan güç mücadelesinde açığa çıkan ihtilaflar karar mekanizmalarına kimin yerleşeceğiyle ilgilidir, kirli icraatların önüne geçip insan haklarına riayet edilme çabalarıyla ilgili değildir. Bu tablonun ortaya koyduğu gerçeklik de şu realiteyi gözler önüne sermektedir: Kendi içerisinde hesaplaşmaya da gitse tüm kurumlarıyla bir bütün olarak devlet dün Kürdistan’da nasıl ki Ergenekon idiyse, bugün de Paralel’dir!

Dün Kürdistan’a özelindeki devlet kaynaklı entrikalar Ergenekon üzerinden uygulanıyordu, bugün ise konjonktüre bağlı şekilsel değişimler gözetilerek aynı entrikalar Paralel unsurlar üzerinden yürütülmektedir. Karar mekanizmalarından uzaklaştırılıp Silivri’ye uğurlanan Ergenekon, son tahliye piyangosundan sonra nasıl bir seyir izleyecek göreceğiz. Ama Kürdistan’da Ergenekonculuk faaliyetlerini uygulayan devlet onaylı Paralel çetenin Ergenekon’a taş çıkartacak uygulamalar sahnelemeye çalıştığı ortadadır.

Devletin Kürtlere armağan ettiği yeni çete olan Paralel unsurların, önceliklerini PKK ile Hizbullah meselesine ayırması şaşırtıcı değildir. Şaşırtıcı olan şey, PKK’nin önemli bir kanadı üzerinde sağladıkları Paralel kontroldür. Özellikle KCK operasyonları esnasında ve sonrasında Paralel unsurların sızma harekatında sağladığı devasa başarı ile kendilerine bağımlı hale getirdikleri önemli bir kesimi, KCK operasyonlarıyla önlerinin açılarak üst mertebelere kadar yerleştirilmesinde sağladıkları aşikar manevra, PKK ve siyasi bileşenlerini adeta Paralel’in paravan unsurları haline getirmiştir. Bu sızma harekatı, ister kabullenin ya da kabullenmeyin, Paralel örgütün en büyük başarısı olmuştur.

PKK ve bağlantılı siyasi oluşumları içerisinde kendilerini Paralel iğfala teslim edip Paralel zıpkına dönüşen bir kanadının, aylardır Hizbullah’ı çatışmaların içerisine çekme gayretleri  ibretle izleniyor. Çatışma gayretlerine PKK ve bileşenleri içerisinde bulunan diğer bir kanadın bilinçaltını işgal eden Hizbullah fobisi ile bütünleşmesi ise, örgüt ve bileşenlerinin Ergenekon’dan miras aldıkları 1990’lı yılların çatışma deneyimini bu kez Paralel gerekçelere bağlamak olarak kendini göstermiştir. Bu kirli strateji, artık gizlenemez bir hakikat olarak zuhur etmiş ve bir çok alanda ifşa olmuştur.

Hafta içerisinde yayınlanan röportajında özellikle bu kirli ittifaka işaret eden Hizbullah lideri Edip GÜMÜŞ’ün Paralel çeteyle alakalı şu cümlesi, yalana dayalı “Milli Şef” özlemcisi bozuntu tiplemelerin kara propagandaya dayalı ifrazatlarının aksine bir hakikate parmak basmıştır:

“Her fırsatta muhalif gördükleri kesimlere karşı kamuoyunda çirkin imaj oluşturmaya çalışmaları, emellerine ulaşmak için Müslümanlara düşmanlığı kendine meslek edinmiş kesimlerle işbirliği içine girmeleri ve daha çok kaos oluşturmak için PKK içindeki derin yapılar vasıtasıyla Hizbullah ile PKK arasında çatışma çıkarmayı bile gündemlerine almaları endişe vericidir.”

Defalarca dikkat çektik, bir kere vurgulayalım: Paralel çetenin saha elemanlarına dönüşen malum çetelerin bugüne kadar gerçekleştirdikleri yüzlerce saldırıya rağmen bir saldırının aydınlatılmaması veya bir tek failin bile yakalanmamış olması, aslında her şeyi izah etmektedir. Aynı çetelerin yetersiz kaldıkları durumlarda polis diye esrarengiz tiplemelerin belirerek çetelerin yarıda bıraktıkları saldırı ve provokatörlük girişimlerini yasal çerçeveye oturtacak şekilde kumpasa dönüştürmesi, herhalde belli bir entrika gerçekliğine tekabül etmektedir.

Hatırlar mısınız, büyük sızmanın gerçekleştirildiği KCK operasyonları öncesinde aynı çeteler neredeyse her gün Paralel diye tabir edilen gruba ait kurs, dershane, okul vs gibi yerlere saldırmaktaydılar. KCK operasyonları sonrasında Paralel gruba ait hedeflerin PKK bağlantılı mezkur çetelerin saldırısına uğradığını hiç gördünüz mü?

Elbette kimselerin saldırılara uğramasını istemiyoruz, reddediyoruz, hatta lanetliyoruz. Ancak Paralel grubun en mahrem yerlerinden sızan bilgilerin yanı sıra gerçekleşen sızma ve sızmaların ardından çeteci saldırganlıkta yaşanan keskin dönüşüm, herhalde zerre kadar aklı olanlar için bir anlam ifade edecektir.

Peki, Paralel haricinde devlet denen ve hükümeti de kapsayan derin akıl bu tür politikalardan habersiz mi? İşte asıl irdelenmesi gereken noktalardan birisi de burasıdır.

Hayır, kesinlikle habersiz değildir. Fırat’ın ötesi denince Ankara’ya hakim olan güvenlik stratejisi bambaşka bir hal almaktadır. Fırat’ın ötesinde devlet bir bütün olarak dün Ergenekon idi, bugün ise Paralel!

Gerisi laf-ı güzaf!

Önceki ve Sonraki Yazılar