Hoşgeldin Kurtuluş Müjdemiz

İnsanoğlunun yeryüzüne sürgün edilmesinden bu güne kadar imtihana vesile kılınan ibadetlerden bir tanesi de oruçtur. Bu nedenledir ki süre açısından farklı zaman dilimlerini kapsamasına rağmen tüm ümmetlere bir ibadet klasiği olarak farz kılınmıştır. Fiziki (maddi) boyutu ile sosyal dayanışmayı pekiştiren ve insanları empati yapmaya sevk eden oruç ibadeti, bu ibadeti yerine getirmekle mükellef her Müslüman’a,  aç ve susuz kalan insanların durumlarını daha iyi kavratmakta, kendisine sunulan nimetlerin değerini çok daha iyi bir şekilde idrak etmesini sağlamakta, kendisinin de toplumun maddi anlamda düşük seviyeli insanları durumuna düşebileceğini ihtar etmekte, hatırlatmakta ve aynı zamanda onu psikolojik olarak böyle bir vaziyete hazırlamaktadır. Bu durum ise imtihanın sırrına vakıf ve Allah’a teslim olmuş mümin kulların hamd ve şükrünü artırmalı ve onları Allah’a en az bir veya birkaç adım daha fazla yaklaştırmalıdır.

Hiç kuşku yok ki bu mübarek zaman dilimi münasebetiyle insanların kalpleri diğer insanlara, özelde Müslüman insanlara karşı yumuşamakta, kin ve adavet duyguları şeytanların da bağlanmış olması nedeniyle asgari düzeye gerilemekte, insanlar katıklarını ve rızıklarını paylaşma noktasında normal zamanlara oranla çok daha cömert davranmaktadır. Bu hal insanlar arasındaki kardeşlik, sevgi yardımlaşma ve dayanışma duygularını geliştirmekte böylece toplumun genelinde bir muhabbet ortamının oluşmasına, sosyal ilişkilerin daha hacimli olmasına ve toplumsal huzura büyük bir katkı sağlamaktadır. Şüphesiz ki bu Allah’ın fazl ve kereminin bir neticesidir.

Ancak bu ibadetin sadece bedenin aç ve susuz bırakılmasından ibaret olmayan; nefsani ve bedensel arzularını kontrol altına almalarını sağlamak suretiyle Müslümanları terbiye eden ikinci bir boyutu vardır. Yani, bu ibadetin sosyal boyutunun yanında nefsin terbiye ve tezkiyesine yönelik ikinci bir yönü vardır. Oruçlu insanın ağzından malayani ve nahoş kelimelerin sadır olamaması, kalbin ve bedenin faaliyet alanının ağırlıklı olarak zikir ve ibadetle meşguliyet şeklinde belirtilmiş olması, aklen ve kalben gayri meşru düşünce ve fikirlerden uzak durmasının bir gereklilik olarak ortaya konulmuş olması, Kuran-ı Kerim hatimlerinin ve onu anlamaya ve hükümlerine azami ölçüde riayet etmeye yönelik çabaların bu ayda daha fazla yoğunlaşması v.b. ilahi nitelikli aktiviteler; ecri ve karşılığı ancak ve ancak Allah tarafından verilecek oruç ibadetinin bu ikinci manevi(ruhani) ve bireysel boyutu ile ilgilidir. Özü itibariyle bu boyutlardan her biri oruç ibadetinin tam anlamıyla yerine getirilmiş olması için yeter şart olmayıp ancak birer gerek şart hükmündedirler. Yeter şart ise iki boyutu ile yaşanmış bir ramazan ayı ve Oruç ibadetidir ki Arifler ve Süluk Ehli nezdinde de Orucun gerçek anlamı budur.

Yukarıda söz ettiğimiz açıklamalarımıza daha da anlam katacak ve belki de Ramazan Ayı’nn önemli oluşunun bir başka gerekçesi de bu ayda bin aydan daha hayırlı bir gece olan “Kadir Gece”sinin kesin olarak var olması ve bu gece de dolayısıyla da bu ayda İnsanlığın bilgi ve inanç kaynağı Kuran-ı Kerim’in nazil olmasıdır. Bu gecenin anlam ve önemi hakkında zamanı geldiğinde inşallah daha fazla açıklama yapmayı düşündüğümüzden şimdilik sadece Ramazan ve Oruç ile olan bu ilgisini belirtmekle yetineceğiz.

Böylesi lütuf ve olanaklarla dolu bir Ay’a ve böylesi kıymettar bir zaman sürecine ulaşan ve nefsimle beraber bu yazıyı okuyan kardeşlerim! Bizler tüm uzuvlarımızı iman nuru ile donatıp süsleyerek yıllarca sevgiliye hasret kalmış bir “kara sevdalı”nın kavuşma anı gibi Ramazan ayını karşılamalı ve tüm pişmanlıklarımızı onun hatırına vermesi, katında tüm tevbelerimiz ile dileklerimizi kabul görmesi için Rahman ve Rahim olan Allah’ın huzuruna gözyaşları içinde çıkmalı değil miyiz? Elimize, dilimize ve belimize hakim birer Allah Eri olarak şeytan ve ordularıyla büyük bir mücadele ve savaşımdan yüzümüzün akı ile Tevvab ve Gaffur Yaratıcı’nın huzuruna çıkmalı değil miyiz? Bize sunulan bu kurtuluş imkânı ve projesinden azami ölçüde istifade etmeyen nefislerimize yazıklar olsun desek yeri değil mi? Kendilerine sunulan böylesine bir fırsatı en güzel şekilde değerlendirmeyen müslüman ve mümin insanın acziyetinden ve çaresizliğinden daha büyük bir çaresizlik ve acziyet düşünülebilir mi? Maşuk açmış kapısını kendisine doğru atacağımız her adımı göğün en yakın katında bekleyip dururken bu nasıl aşk ve hasrettir ki O’na doğru koşar adımlarla bizleri yürütmesin. Halisane niyetlerle, Aşk od’u ile yanan bir yürekle ellerimizi semaya açıp aczimizi,  faniliğimizi binlerce defa itiraf ederek affımızı isteyip, dünyada da, ahirette de bizlere güzellik ve iyilik vermesini Rabbi Zülcelal’den istememizin önünde nefsimizden gayrı engel var mıdır?       

Sen ey Aziz İslam’ın beş temel esasından biri olan farz-ı İlahi, gelişiyle bizleri mesut ve mesrur kılan ve bizlere günahlarımızdan arınma fırsatı sunan ilahi hediye, Ey cennetin gelişiyle süslenip ziynetlendiği faziletiyle rakipsiz zaman, Ey göklerin rahmet kapıları ile birlikte cennetin kapılarını ardına kadar açan ve cehennemin kapılarının kapanmasına vesile olan başlangıcı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden kurtuluş olan Bahar-ı Kuran,  Ey bedenlerimizi ve ruhlarımızı her türlü kir ve necasetten temizleyen ve şeytandan koruyan limitsiz bereket ve ihsan; Hoş geldin tevbe kapımız, af ümidimiz ve kurtuluş müjdemiz. Safa geldin ya Şehr-i Ramazan.

Ümmetin vahdetine ve özgürlüğüne vesile olması, tüm dualarımızın makbul olması ve dualarınızda bu aciz ve günahkâr kardeşinizi de unutmamanız temennisiyle Ramazan Ayınız mübarek olsun.

Çınarınsesi.com

Önceki ve Sonraki Yazılar