İç çekişmenin yıkıcılığı

Toplumlar kendi içlerinde çatıştığında; zayıflık-gerileme ve fakirlik baş gösterir. Ama toplumlar (hayır üzerine hayır için) yarışırsa; kuvvet-ilerleme ve zenginlik getirir.

İslam dünyası ne yazık ki bugün sunî sorunlarla içe kapanmış ve kendi gündemine hapsolmuş durumda. Müslümanların bir bütün olarak etnik ve mezhebi sorunlar girdabına yuvarlanmalarının temel müsebbibi ve planlayıcısı; Neo-Con + Evangelist ve Siyonist bloğun oluşturduğu derin yapıdır. Bunda hiç kimsenin şüphesi kalmadı denilebilir. Bu konuda “dilin kemiği yok” sözünün galip hükmüne binaen farklı zamanlarda bazı meşhur zevatın veya kurumların açıklamaları ve raporları gündeme gelmiştir. Özellikle “Derin Dünya Devleti” ismiyle nam salmış bu okültik gizemli yapının en önemli organlarından olan “Trilateral Comission” ve yayın organları gibi çalışan CFR ile onun iki ayda bir çıkardığı ünlü Foreign Policy, ayrıca yönlendirici raporlar sunan Brooking Enstitute ve Rand Corporation… gibi ABD menşeli uzantıların yanı sıra İngiliz Kraliyet Akademisi'nin Chatham House adlı think tank'ı birçok vesile ile “Artık Sykes-Picot miadını doldurdu, yeni planlar yapılmalı/yapılacak…” tarzında açıklamalarda bulunmaktan çekinmiyorlar. Deyim yerindeyse artık ümmetin aydınları, âlimleri; ümmeti bu hale düşürenleri, ensesinde boza pişirenleri iyi tanıyorlar. Nitekim yazılıp çizilenler, analiz ve yorumlar bu bilincin arttığına işaret ediyor. Lakin tüm bunlara rağmen İslam dünyası (birkaç ülke hariç) doğudan batıya, kuzeyden güneye bir bütün olarak direk ya da dolaylı (vekâleten) birbiriyle çatışır hale gelmiş durumda.

Bu çatışma her ne kadar Hristiyan Avrupa'nın mezhep savaşlarına benzetilse de müsebbipler dış kaynaklı olduğu için benzetmenin nakıs (eksik) olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü 21. Yüzyıl itibariyle gelinen noktada ümmet, büyük oranda mezhebi sorunları aşmış durumdadır. Lakin; özellikle İngiliz kaynaklı fitne tohumlarının etkisiyle “İngiliz Vehhabiliği-Selefiliği ve Şiiliği” denilen sunî anlayışlar, mezkur derin yapıların güdümünde uygun birer araca dönüştürülerek kaos ihracı yapılmış oldu.

Bizim dünyamıza ait olmayan bu sunî ihraç neticesinde deyim yerindeyse “Bir taşla kuş katliamı” yapmayı hedefliyorlar. Yaşanan kaotik ortamın dünyaya sunduğu tablodan; İslam dünyasının topyekûn zayıflaması, ekonomik gerileme, kan ve gözyaşı görülmektedir.

Yazılı tarihin ilk askeri stratejisyeni olarak bilinen Sun Tzu'nun ifadesiyle “Uzayan savaştan hiçbir kesim kazançlı çıkmaz” realitesi, sıcak savaşın yaşandığı Müslüman ülkeler günden güne güç kaybedip küçülüyorlar.

Eğitime, sağlığa, sosyal yardımlaşmaya,… Kalkınmaya, ağır sanayi ve teknolojik atılımlara ayrılması gereken bütçeler, askeri harcamalara yetmez hale gelmiş durumda. Öyle ki, Suudi gibi petrol ve doğalgaz zengini bir ülke bile ilk defa rekor bir borç antlaşmasına imza atarak 17,2 milyar dolar almak zorunda kaldı. Zenginliği ile övünen Suudi gibi bir ülkenin hali bu iken diğer ülkelerin durumunun pek iç açıcı olmayacağı söylenebilir. Ne yazık ki Batılılar bu kaos ihracıyla hedeflerini büyük oranda gerçekleştirmişlerdir. Bu hedefleri kısaca şöyle özetleyebiliriz:

- Etnik ve mezhebi ayrıştırmalar ile Müslümanlar arasına kan davası girecek.

- Sivillerin can yakıcı ölümünün yanı sıra ümmetin dinamik gücünü oluşturan gençlikten büyük kayıplar verilmektedir. Gençlikteki kayıp ümmeti durgunlaştıracak.

- İslam ülkeleri topyekûn fakirleşecek ve İMF/Dünya Bankası… gibi emperyal kurumların pençesine düşürülecek.

- Çatışma ortamında bir kısım örgüt ve ülke, sırtını batılı ülkelere dayayıp onların tesir alanına girecek.

- En güçlü ülkeler (Türkiye-İran dâhil) güç kaybedecek, uzun vadede İslam ülkeleri üzerinde başka mühendislikler yapılabilecek.

- İslam dünyası üzerinde yeni hegemonyalar kurulabilecek.

- En önemlisi de; “Müslümanların işi-gücü birbirini öldürmek…”, “Neden 57 İslam ülkesinin GSMH'sı bir Almanya'nınki kadar olmuyor?” gibi sorularla akıllar müşevveş edilecek. Suçlu İslam'mış gibi gösterilerek (Dünyada ayılma istidadı gösterebilen tek din olan) İslam'ın önü alınmaya çalışılacak, hülasa; düşmanını ve hedeflerini bilmek; oyunlarına ve hamlelerine karşı farkındalık geliştirmeye ve zamanla cevabî hamlede bulunmaya yardımcı olur.

Önceki ve Sonraki Yazılar